Kırsaldan Kentlere, Ülkeden Dünyaya “Göç”

Memlekette çok ciddi bir göç dalgası yaşanıyor. Bu artık rakamlarla açıklanabilecek bir durum olmaktan çıktı; hayatın her alanında hissedilen bir gerçekliğe dönüştü.
Üniversite okumak için yurt dışına giden gençlerin büyük çoğunluğu geri dönmeyi düşünmüyor. Dönmek isteyenler ise nasıl bir hayatla karşılaşacaklarını bilmiyor. İş bulabilecekler mi? Ev kiralayabilecekler mi? Gelecek kurabilecekler mi?
Bu soruların hiçbirine net cevap verilemiyor.
Ancak gözden kaçan başka bir göç hareketi daha var. Belki de en az dış göç kadar önemli olan bir hareketlilik. Kırsaldan ilçe merkezlerine ve kentlere doğru yaşanan iç göç.
Bugün birçok köy sessizce boşalıyor. Gençler gidiyor, aileler taşınıyor, üretim yapan insanlar köylerini terk ediyor.
Her boşalan ev, sadece bir hanenin taşınması değildir. Her göç, geride bırakılan bir üretim alanı demektir. Her terk edilen köy, biraz daha az tarım, biraz daha az hayvancılık ve biraz daha az yerel ekonomi demektir.
Sonuçlarını zaten yaşıyoruz.
Hayvancılık bitme noktasına geliyor. Tarım alanları boş kalıyor. Üretim azalıyor. Köy yaşamı zayıflıyor. Geleneksel bilgi kayboluyor. Eko turizm potansiyeli heba ediliyor.
Doğayla iç içe yaşam kültürü yok oluyor.
Aslında kaybettiğimiz sadece ekonomik faaliyetler değil. Kaybettiğimiz bir yaşam biçimi, bir kültür ve bir halkın geleceğidir.
Bugün birçok yönetici göçü sadece nüfus hareketi olarak görüyor. Oysa mesele bundan çok daha büyüktür. Göç, üretimin merkez değiştirmesidir. Göç, sosyal yapının dönüşmesidir. Göç, geleceğin yönünü belirleyen en önemli göstergelerden biridir.
Bu nedenle artık günü kurtaran politikalar değil, acil ve cesur adımlar gereklidir.
Öncelikle insanların yaşayabileceği ve üretebileceği alanlar yaratılmalıdır. Barınma sorunu çözülmeden gençlerin geri dönmesini beklemek gerçekçi değildir. İş imkânı yaratılmadan kırsalda nüfusun tutulması mümkün değildir.
Devletin elinde yıllardır kaderine terk edilmiş onlarca bina bulunmaktadır. Dökülen lojmanlar, kullanılmayan kamu binaları, atıl durumdaki tesisler çürümeye bırakılmıştır. Bunların önemli bir kısmı restore edilerek eko turizm projelerine dönüştürülebilir.
Genç girişimcilere, kooperatiflere ve yerel işletmelere tahsis edilebilir.
Aynı şekilde devletin elindeki geniş araziler konusunda da yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır. Yüzlerce dönüm araziyi tek kişilere veya belirli çevrelere tahsis etmek yerine, bu alanlar üretmek isteyen yüzlerce insana bölünerek verilmelidir.
Küçük üreticiler desteklenmeli, genç çiftçilere uzun vadeli kullanım hakkı sağlanmalı, kırsalda yaşamak isteyen ailelere hem üretim hem de barınma imkânı sunulmalıdır.
Köylere dönüşü teşvik edecek özel programlar hazırlanmalıdır. Tarım yapanın, hayvancılık yapanın, eko turizm yatırımı yapanın önündeki bürokratik engeller kaldırılmalıdır. İnsanlara sadece teşvik değil, gelecek umudu verilmelidir.
Çünkü mesele artık birkaç köyün boşalması değildir.
Mesele, ülkenin üretim kapasitesinin daralmasıdır.
Mesele, gençlerin geleceklerini başka ülkelerde aramasıdır.
Mesele, toprağın üreticisiz kalmasıdır.
Mesele, çocukların köylerini sadece büyüklerinden dinleyeceği bir geleceğe doğru ilerlememizdir.
Bugün alınmayan her karar, yarın geri döndürülmesi çok daha zor sonuçlar doğuracaktır. Göç eden sadece insanlar değildir; bilgi göç eder, emek göç eder, üretim göç eder, umut göç eder.
Ve unutulmamalıdır ki bir ülke insanını kaybetmeye başladığında, aslında geleceğini kaybetmeye başlamıştır.
Güneşin doğduğu yerden, herkese selam olsun.




















