Siyasette Var Olma Kavgası

Siyasette var olmanın yolu neden hâlâ çamur atmaktan, karalamaktan, rakibini veya yol arkadaşını itibarsızlaştırmaya çalışmaktan geçiyor?
Oysa insanın kendi duruşuyla, vizyonuyla, misyonuyla ve en önemlisi liyakatiyle ortaya çıkması gerekmez mi?
Kendi değerleriyle yükselmek varken başkalarını aşağı çekmeye çalışmak insana ne kazandırır?
Belki kısa vadede küçük hesapların sonucu alınabilir, ancak uzun vadede ne topluma ne de siyasetin kendisine bir fayda sağlar.
Bu hastalık çoğu zaman kırsalda daha görünür olsa da aslında ülkenin her köşesine bulaşmış durumda. İnsanlar yıllarca dostluk yapıyor, aynı sofrayı paylaşıyor, aynı acılara ve sevinçlere ortak oluyor. Kimse bunu yadırgamıyor.
Ancak ne zaman ki biri siyasete adım atıyor, bir anda etiketler havada uçuşmaya başlıyor. “Onun adamı”, “bunun tarafı”, “şunun ekibi” deniliyor.
Yıllarca emek verirsiniz, hizmet edersiniz, insanlara yol gösterirsiniz. Ama siyasete adım attığınız gün bazıları sizi dost değil, rakip olarak görmeye başlar. Hatta daha da ileri gidip düşman belleyecek kadar ileri gidenler olur.
Özellikle genç arkadaşlarımızda bu tabloyu üzülerek gözlemliyorum. İçlerinde belediye başkanı olabilecek, meclis üyesi olabilecek, muhtar ya da milletvekili olabilecek kapasitede, donanımlı ve liyakat sahibi insanlar var. Ancak çoğu zaman bu gençler desteklenmek yerine bastırılmaya çalışılıyor. Bir adım öne çıkıyorlar, ardından çeşitli baskılarla iki adım geri çekilmek zorunda bırakılıyorlar.
Burada sormamız gereken önemli bir soru var:
Başarılı siyasetçi kimdir?
Kendisinden sonra kimsenin yetişmesine izin vermeyen, bulunduğu makamı kişisel mülkü gibi gören kişi mi?
Yoksa kendisinden sonra aynı masada oturabilecek, sorumluluk alabilecek en az beş kişiyi yetiştirebilen kişi mi?
Gerçek liderlik, kendinden sonrakileri yetiştirebilmektir. Çünkü siyaset kişilerin değil, toplumun geleceğini şekillendirme sanatıdır.
Eğer bir yerde yetenek varsa, o yetenek mutlaka bir gün ortaya çıkacaktır. Cesaret gösterip öne çıkacaktır. Bundan rahatsız olmak, ego yapmak, “yalnızca ben varım” anlayışına sarılmak ne ülkeye ne de yaşanılan beldeye fayda getirir.
Elbette tecrübeli siyasetçiler olmalıdır. Yılların birikimi, yaşanmışlıkların getirdiği bilgi ve deneyim her zaman değerlidir. Büyüklerimizin rehberliği ve yol göstericiliği toplum için önemli bir kazanımdır. Ancak bunun yanında gençlerin de önünün açılması gerekir. Yeni fikirlerin, yeni enerjinin ve yeni bakış açılarının siyasete taşınması zorunluluktur.
Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada gençlerin önemli bir kısmı siyasetten ve yönetime katılma süreçlerinden uzaklaşmış durumda.
Siyaset birçok gence ulaşamıyor, birçok genç de siyasete güven duymuyor. Sonuç olarak geriden gelen nesiller yaşadıkları toplumun yönetim süreçlerinden habersiz büyüyor.
Elbette ülke genelinde büyük bir özveriyle çalışan, mücadele eden ve sorumluluk almaya çalışan genç kardeşlerimizi tenzih ediyorum. Ancak genel tabloya baktığımızda bir geri çekiliş olduğu da inkâr edilemez bir gerçek olarak karşımızda duruyor.
Oysa herkes kendi özellikleriyle, kendi emeğiyle ve kendi kimliğiyle var olmalıdır. Binbir türlü hesap yapmanın, sürekli yön değiştirmenin, rüzgâra göre saf tutmanın kimseye kalıcı bir faydası yoktur. Siyaset; karakter, liyakat ve dik duruş ister.
Kendinde bu özellikleri gören insan elbette bir gün öne çıkacak ve sorumluluk almaya talip olacaktır. Bundan da kimsenin rahatsız olmaması gerekir. Çünkü toplumlar ancak farklı insanların katkılarıyla gelişebilir. Tek kişinin konuştuğu, tek kişinin karar verdiği yerde ne demokrasi gelişir ne de gelecek inşa edilir.
Unutulmamalıdır ki siyaset uzun ve zorlu bir yolculuktur. Bu yol tek başına yürünmez. İnsan yetiştirmeden, yeni isimlere alan açmadan, gençlere güvenmeden sürdürülebilir bir başarı da elde edilemez.
Yazımı çok sevdiğim bir sözle bitirmek istiyorum;
“Kimin eşeğine binerse onun türküsünü söyleyen insanlardaki repertuvar kimsede yoktur”
Çünkü menfaat, insana normal şartlarda söylemeyeceği her sözü söyletir.
Ama karakter sahibi insanlar için durum farklıdır. Onlar makamın değil, ilkelerinin peşinden giderler.
Güneşin doğduğu yerden herkese selam olsun…




















