InstagramKöşe Yazarlarımız

Bu Ahmaklık Varken, Atı Alan Bir Kez Daha Üsküdar’ı Geçecektir







Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri, bağımsız medya. Tabii ki, “muhalif” medya ile “bağımsız” medya arasında dağlar kadar fark var.

İlki partizan medyayı ifade eder; Bir yanda iktidar yanlısı medya vardır, öte yanda da muhalefet partilerinden şuna veya buna yakın medya.

Her ikisi için de “bağımsız” denemez. Bağımsızlık, yazı işlerinde başlar ve biter. Halkın bilmesi gereken, filtresizliği yani sansürün her türüne karşı açık tavrı gerektirir.

İktidar medyası iktidarın halktan gizlediklerini gizler, onun propagandasını yapar.

Muhalif denilen medya da muhalefet partileriyle ilgili kritik gelişmelerde haber değeri görmez, onların propagandasını yapar.

Yazı işleri sorunların merkez üssüdür. Buralarda devletin temsilcileri ile siyasi odakların yandaşları yan yana oturur, sandalyeleri patron uşakları ile paylaşırlar. Sansürü de paylaşırlar.

Birinciler için siyasi hassasiyetler son derece mühimdir, diğerleri için ise patronun çıkarları, iş ve eş dost ilişkileri birincildir, norm halini almıştır.

En ciddi görünen “muhalif” medya odakları bile halkın, okurun, izleyicinin duygularını gıdıklayacak magazin içeriğe öncelik verme girdabındadır.

Bu yüzden hepsine mesafeli, sadece halk kesimlerinin çıkarını gözeten, kamu yararını esas alan, her siyasi aktöre eşit mesafede kalan bir “bağımsız medya” şarttır.

Yokluğu krizleri derinleştirir, gündemi bulandırır.

On yıllardır Türkiye’nin içine sürüklendiği uçurumu anlamaya çalışırken, çürümenin en diplere yayıldığı medya sektörünü büyüteç altına almak bu yüzden şarttır.

Bütün bunları şu yüzden yazdım;

Türkiye’de gündem ünlülere baskın, operasyonlar ve özel hayatları hoyratça didik didik eden etik dışı magazin dozuyla şişirilirken Meclis aritmetiği sessizce yeniden kurulmakta; AKP 14 Mayıs 2023’ten bu yana toplam 14 milletvekili transferiyle sandalye sayısını 275’e taşıdı, transferleri olağanlaştırarak kritik sayısal eşiklere doğru adım adım ilerliyor.

Bebek Otel‘e 200 jandarmalı baskın, Can Yaman, Selen Görgüzel gibi ünlüler gözaltına alındı; gizli odalarda uyuşturucu ve fuhuş iddiaları patladı.

A Haber‘den CNN Türk‘e, medya bu skandallarla çalkalandı; Doğukan Güngör, Ceyda Ersoy, Emel Müftüoğlu ev hapsi talebiyle adliyelik oldu.

Yandaş” kanallar da kendisini karşı cepheye koyanlar da reyting peşinde, muhalifler bir kez daha aynı tuzağa düştü; gerçek siyaset gündemi arka plana itildi.

Ülkenin iyice sersemleştirilmiş kamuoyu, bu toksik medya-ekosisteminde, yandaş/muhalif bloklarının zımni ortaklığında iyice “magazinleşmiş” bir gündem döngüsüne sıkıştırılmış durumda.

Bu tam bir “kuş geçiyor” sendromu.

Siyasal iktidarın asıl hamlesi daha az gürültü çıkaran yerde; Meclis’te adım adım sandalye sayısı biriktirme ve ta başından beri kurgulanmış “beka siyaseti”nin stratejisine uygun olarak anayasa değişikliklerini sağlayacak ve seçim sonucunu iktidar lehine netleştirecek bir ortamı yaratma.

Bu tabloya Kürt meselesinin “süreç” başlığıyla konuşulur gibi yapılıp fiilen “bir at pazarlığı/askıya alma” döngüsüne endekslenmesi de eklendiğinde gündemin duygusal dalgalanmaları ile muhalefetin felç hali kalıcılaşıyor, iktidarın hareket alanında genişleme de sürüyor.

2025’te canlanan “çözüm süreci” 2026’da tıkanmak üzere, hatta can çekişiyor; Öcalan’ın mesajları, DEM-AKP görüşmeleri umut verir gibiydi ama saman alevi etkisi yarattı. Suriye’deki Halep operasyonları ve medyanın da şevkle katıldığı anti-Kürt tartışmalarla aslına rücu etmekte.

Anayasa değişikliği tartışmalarında kritik eşikler Meclis’te referanduma götürmek için 360, referandumsuz değiştirmek için 400 oy. Sayı politikasının anlamı da tam burada ortaya çıkıyor.

2026’nın ilk haftası, bu “sayı politikasını” görünür kılan yeni bir hamleyle açıldı; Gelecek Partisi’nden kopan İsa Mesih Şahin, CHP’den ayrılan Hasan Ufuk Çakır ve DEVA’dan istifa eden İrfan Karatutlu AKP’ye katıldı.

Bu üç transferle AKP’nin sandalye sayısı 272’den 275’e yükseldi. Aynı gelişmeyle Meclis’te bağımsız milletvekili sayısının dokuza düştüğü de resmî sandalye tablosuna yansıdı.

14 Mayıs 2023’ten bu yana AKP’ye geçen toplam 14 vekilin dağılımı dikkat çekici; İYİ Parti’den yedi, Gelecek Partisi’nden dört, Yeniden Refah’tan bir, DEVA’dan bir ve CHP’den bir isim AKP saflarına geçti.

Meclis’in toplam üye sayısı ölümler, milletvekilliği düşmesi ve istifalar nedeniyle 600’den 592’ye inmiş görünüyor ama güncel sandalye dağılımı AKP’nin büyüme stratejisini netleştiriyor; AKP 275, MHP 47, HÜDA PAR 4 ve DSP 1.

Bu dört parti toplandığında çekirdek iktidar bloğu 327 sandalyeye ulaşıyor. Ayrıca bazı kulis okumaları, MHP’den ayrılıp bağımsız kalan üç ismin desteğinin sürdüğü bilgisini not ederek toplamı 330 olarak işaret ediyor.

400’e giden yolun kritik eşiği de burada; Bu hesapla, Cumhur İttifakı’nın 327 sandalyesine DEM Parti’nin 56’sı eklenince 383’e çıkılıyor.

Referandumsuz değişiklik eşiği olan 400’e hâlâ 17 sandalye kalıyor, ki bu da sakız gibi çiğnenen “süreç” söyleminin niçin 57 sandalyeli DEM’i ve İmralı’yı siyasi rehin alma aracına dönüşebildiğini anlatıyor.

Bu noktada “son aylarda kaç transfer oldu?” sorusunun yanıtı iki uçlu; Dar anlamda Aralık 2025–Ocak 2026 arasında üç transfer birden gelmişti; geniş anlamda ise 28. Yasama dönemi boyunca AKP’nin transfer toplamı 14’e ulaştı.

Kulis dili de bunun bir kerelik hamle olmadığını anlatıyor; BBC Türkçe, iktidar partisinin yeni transferler veya ittifak genişletme arayışlarının süreceğinin ifade edildiğini aktarıyor.

Benzer biçimde Ekonomi Gazetesi’ndeki bir değerlendirme transferlerin devamının beklendiğini ve hedefin en azından 360 bandını zorlamak olduğuna dair yorumları öne çıkarıyor.

Bu da 400’e yürüyüşün adım adım geliştirilip derinleştirilen bir siyaset mühendisliği olarak kurgulandığını anlatıyor.

Kürt süreci rehin, medya çukurda; muhalefet uyanmazsa anayasa değişir. Tarih, sessiz devrimleri affetmez.















Başa dön tuşu