Halkın Geleceğiyle Masada Poker Oynanmaz

Bazı siyasi hamleler vardır, cesaret dersin.
Bazıları vardır, vizyon dersin.
Ama bazıları vardır ki… adı vizyon falan değil — düpedüz kumardır.
Erhürmanın ortaya koyduğu o meşhur “4. Madde” tam olarak budur:
Hepimizin geleceğini masaya sürülmüş bir poker fişi haline getirmek.
Üstelik öyle sıradan bir risk değil bu.
Kaybedeni sadece bir lider olmayacak.
Kaybedeni bir halk, bir gelecek, bir kimlik olacak.
“İki taraf da bu metodolojiyi kabul etti” ifadesinin BM Güvenlik Konseyi kararlarına geçirilmesini istemek…
Bu, diplomatik bir cümle değil.
Bu, geleceğin hukuki kilidini başka ellere teslim etmektir.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Müzakere masası devrilirse artık:
“Biz yolumuza ayrı devam edelim” deme alanı daralır
Yeni bir liderin farklı bir siyasi yön çizme kapasitesi sınırlanır
Statüko dışı opsiyonlar uluslararası hukuk duvarına toslatılır
Yani Erhürman bugün bir metne imza atarken, yarının liderinin hareket alanını kilit altına alıyor.
Bu siyaset değil.
Bu, geleceğe ipotek koymaktır.
Ortaya konan tablo şu: Müzakereler başlarsa sadece iki ihtimal var: Ya çözüm… ya da geri dönüşü çok zor bir çözümsüzlük.
Bu diplomasi değil, bu tek çıkışlı tünel siyaseti.
Peki o tünelin sonunda ışık değil de duvar çıkarsa?
O zaman ne olacak?
KKTC seçeneği zayıflayacak
Statüko fiilen çürüyecek
Türkiye ile ilişki biçimi başka bir düzleme zorlanacak
Uluslararası sistem “siz zaten bu yolu kabul ettiniz” diyecek
Yani bu hamle, çözümü zorlamak için yapılmış gibi görünse de,
çözüm olmazsa bedeli katmerleyen bir mekanizma kuruyor.
Bu akılcı mı?
Yoksa aşırı özgüvenle oynanan bir siyasi rulet mi?
Evet, kabul edelim:
Bu hamle hukuki açıdan zekice.
BM kararlarındaki boşlukları kullanmak, metodolojiyi karar metnine bağlatmak…
Bu masa başı mühendisliğidir.
Ama şunu da kabul edelim:
Bir lider hukuken dahiyane olabilir ama siyasi olarak felakete yol açabilir.
Çünkü mesele sadece hukuk değil.
Mesele halkın iradesi.
En can alıcı yer burası.
Bu 4. Madde ne bir teknik ayrıntıdır ne de diplomatik bir virgül.
Bu, şudur: “Eğer işler kötü giderse bile, geleceğin yönünü biz bugünden bağlayalım.”
Peki kime sorarak?
Seçimde halka bu çerçeve açıkça anlatıldı mı?
“Çözüm olmazsa alternatif yolları daraltacak bir hukuki bağlayıcılığı kabul edeceğiz” dendi mi?
Hayır.
O zaman bu nedir?
Temsil yetkisini aşan bir gelecek tasarrufu.
Bu bir hükümet programı konusu değildir.
Bu bir müzakere taktiği değildir.
Bu doğrudan doğruya:
REFERANDUM KONUSUDUR.
BARIŞ İÇİN RİSK ALMAK AYRI, HALKIN KADERİYLE OYNAMAK AYRI
Kimse barış iradesine karşı değil.
Kimse çözüm arayışını şeytanlaştırmıyor.
Ama barış için risk almak başka şeydir,
bir halkın tüm siyasi manevra alanını tek hamlede daraltmak başka şey.
Barış cesaret ister.
Ama liderlik, cesareti sorumlulukla dengeleyebilme sanatıdır.
Aksi halde cesaret, kumara dönüşür.
Erhürman bir hamle yaptı.
Tarihe geçecek bir hamle.
Ama şu soru artık ortada duruyor:
Bu halkın geleceği, birkaç diplomatik cümleye sıkıştırılabilecek kadar ucuz mu?
Eğer bu 4. Madde gerçekten bu kadar bağlayıcıysa,
eğer gerçekten geleceğin yönünü kilitliyorsa,
eğer gerçekten geri dönüşü zor sonuçlar doğuracaksa…
O zaman karar masada değil, sandıkta verilmelidir.
Çünkü: HALKIN GELECEĞİ, LİDERLERİN MASA BAŞI KUMARI OLAMAZ.




















