Dünya Düzeni El Değiştiriyor / The World Order Is Changing Hands

“Tarih tekerrür eder, tarih tekerrürden ibarettir” veya “Geçmişi hatırlamayanlar onu tekrar yaşamaya mahkumdur” sözlerini İbni-Haldun, Karl Marks, Ahmet Cevdet Paşa, George Santayana, Mehmet Akif Ersoy gibi, daha nice yazar, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve tarihçi eserlerinde kullanmışlardır.
Dünyada insanlık var olduğu günden beri, sömürü üstünden kurulan düzen, zaman, zaman şekil değiştirerek devam etmektedir.
Kabile reisleri, derebeyler, firavunlar, krallar, tiranlar, diktatörler, imparatorlar, Çarlar, Padişahlar, Şahlar, milletvekilleri, başkanlar, cumhurbaşkanları şeklinde isimlendirilen yönetici kadrolarının tek ortak yönü “dine” olan yaklaşımlarıdır.
Karl Marks “din kitlelerin afyonudur” demişti.
Din yönetimin, erki elinde tutmak ve kitleleri uyutmak için kullandığı vazgeçilmez bir araçtır. İlk çağlarda yöneticiler tanrı kişiliğinde ortaya çıkmaktaydı.
Krallar ve Çarlar kiliselerde, papazların kutsaması ile taç giyerlerdi. Katolik yöneticiler, papanın onayı ile iktidarını sürdürürdü. Kendi özerk dini yapılanmasını kuran Avrupa’daki devletler, laikliği öne çıkarsalar bile, dinin etkisi buralarda hala daha devam etmektedir.
Coğrafyamızdaki Osmanlı Devleti’nde padişahlar, Şeyh-ül İslam’ın onay verdiği fetvalarla icraat yaparlardı.
Tarihsel süreçte sermeye kesimlerinin Musevi, Hristiyan ve İslam dinleri arkasına saklanarak dünyadaki sömürü düzenini kurduklarını görmekte yarar vardır.
Din gösterişi yasaklasa da birçok ülkede en gösterişli yapılar dini mabetlerdir. Dini örgütlenmeler ise o ülkelerdeki en zengin yatırımcı kuruluşlardır.
Museviler, Filistin’den sürüldükten sonra, dünyanın her tarafında sermayelerini örgütleyerek, bulundukları ülkelerde yönetimler üzerinde çok etkin olmaya devam etmektedirler.
Hristiyanlar, Katolik papa ve Ortodoks patriklik önderliğinde kendi aralarında veya İslam ülkelerine karşı yüzyıllar süren savaşları din için değil, iktidar mücadelesi adına yaptılar. İslam adına savaşanlar da kendi iktidarları için kan döktüler.
Demokrasi ve laik düzene geçildiği söylense de dini otoritelerin ve dinin; yönetimler üzerindeki ağırlığı hala daha devam etmektedir.
Dünyanın birçok yerinde ve özellikle Orta Doğu’da yaşanan çatışmaların temelinde sömürü amacıyla, inanç farklılıklarının öne çıkarılarak, insanların birbirine düşürülmesi yatmaktadır.
ABD ve İngiltere’de örgütlü Yahudi sermayedarların finanse ettiği, iki büyük dünya savaşının sonunda, Yahudi sermaye çevreleri, küresel alanda etkin olmuşlardır.
Geçmişte, Hristiyan Avrupa’nın kontrolundaki dünya düzeni, İkinci Dünya Savaşı’nın galibi ABD ve İngiltere’de etkin olan Yahudi sermaye çevrelerinin kontroluna geçmiştir.
Filistin toprakları üzerindeki, Yahudi Devleti’nin de savaştan üç yıl sonra, yani 1948 yılında kurulduğunu hatırlatmakta yarar görmekteyim. Dünya’daki yönetim erki ve düzen bunlardan sorulmaktadır.
Kendilerine hizmet etmek için iktidarları belirleyen, dünyadaki sistemi kurgulayan yine onlardır.
Para kazanma uğruna savaş çıkararak, güvenlik sorunu yaratıp, silah satışını körükleyen, enerji kaynaklarını sömürmek için çatışma yaratan, inanç, din ve etnik ayrılıkları körükleyen, siyasetlerine karşı çıkanları hedefe alan bu küresel güçlerdir.
Bunları yaparken de Birleşmiş Milletler’i, uluslararası mahkemeleri ve NATO gibi savunma ortaklıklarını araç olarak kullanmaktadırlar. Algı yaratmak için basını kontrol etmekte ve önemli şahsiyetlerin özel hayatlarını bir şantaj- montaj aracına dönüştürmektedirler.
Tüm dünyanın gözleri önünde Gazze’yi yakıp, kavuran ve 80 bin insanı katleden İsrail’e ses çıkarılmamasının temel nedeni, Yahudi kökenli küresel sermayenin tüm ülkelerde kurduğu tahakkümdür.
Küresel güçler dediğimiz, uluslararası şirketler arasında devam eden rekabet, bu günlerde kendini açık açık ortaya çıkarmaktadır. Yahudi sermayesi ile Katolik sermaye arasındaki çelişkiler, ABD’de ve Avrupa’da yaşanan gelişmelerde görülmektedir.
Birçok kişi yaşanan gelişmelerin, siyasi ve ideolojik olarak açıklamasını yapmakta zorlanmaktadır. Donald Trump’ın Avrupa’ya, NATO’ya, Grönlan’da, Rusya’ya, Orta Doğu’ya yönelik açıklamaları kafa karışıklığı yaratmakta ve deli saçması olarak değerlendirilmektedir. Aslında yaşananlar küresel çapta sermaye grupları arasındaki el değiştirme kavgasının yansımalarıdır.
Yahudi sermayesinin dünyayı kontrol etmek için organize ettiği, Jeffrey Epstein’in liderliğindeki suç örgütlenmesi, 2019 yılında ifşa olmasına rağmen, bugün gündeme geliyorsa, bunun arkasında küresel Katolik sermayeyi aramakta yarar vardır.
Avrupa’nın kendi savunma sistemini kurma çabası, Avrupa Birliği’nin ABD ile ticaret antlaşmasını askıya alırken, Çin ve Hindistan ile yeni ticaret antlaşmaları yapması, İngiltere’nin AB ile ilişkilerini tekrardan görüşmeye başlaması, Kanada’nın ABD’ye karşı izlediği yeni siyaset, ABD içinde yaşanan sosyal olaylar ve Vatikan’ın dünyada daha etkin olması bunun sonucudur.
Tarihi bir dönemece şahitlik ediyoruz ve tarih tekrardan tekerrür ediyor.
………………………………..
The World Order Is Changing Hands
“The history repeats itself,” “history consists of repetition,” or “those who cannot remember the past are condemned to repeat it.” These statements have been used in the works of many writers, thinkers, scientists, artists, and historians such as Ibn Khaldun, Karl Marx, Ahmet Cevdet Pasha, George Santayana, and Mehmet Akif Ersoy.
Since the existence of humanity on Earth, a system built upon exploitation has continued, changing its form from time to time. Tribal chiefs, feudal lords, pharaohs, kings, tyrants, dictators, emperors, tsars, sultans, shahs, members of parliament, prime ministers, presidents, and heads of state—regardless of how ruling elites are named—share one common characteristic: their approach to religion. Karl Marx famously said, “Religion is the opium of the masses”
Religion is an indispensable tool used by those in power to maintain authority and lull the masses into complacency. In ancient times, rulers appeared in the guise of gods. Kings and tsars were crowned in churches with the blessing of priests.
Catholic rulers maintained their power with the approval of the Pope. Even though European states that established their own autonomous religious structures emphasize secularism, the influence of religion still persists. In the Ottoman Empire of our geography, sultans governed through decrees (fatwas) approved by the Sheikh al-Islam.
Throughout history, it is worth noting that capitalist groups have established the global system of exploitation by hiding behind Judaism, Christianity, and Islam.
Although religion forbids ostentation, in many countries the most ostentatious structures are religious temples. Religious organizations are also among the wealthiest investment entities in those countries.
After being expelled from Palestine, Jews organized their capital across the world and continued to exert significant influence over governments in the countries where they settled.
Christians, under the leadership of the Catholic papacy and Orthodox patriarchates, waged wars among themselves or against Islamic countries for centuries—not for religion, but for power struggles. Those who fought in the name of Islam also shed blood for their own power.
Although it is said that democratic and secular systems have been adopted, the influence of religious authorities and religion over governments still continues. In many parts of the world, especially in the Middle East, conflicts are rooted in exploitation, where differences in belief are emphasized to pit people against one another.
At the end of the two major world wars, financed by organized Jewish capitalists in the United States and the United Kingdom, Jewish financial circles became influential on a global scale.
The world order that was once under the control of Christian Europe passed into the hands of Jewish capital circles active in the victorious powers of World War II, namely the United States and the United Kingdom. It is also worth recalling that the Jewish State on Palestinian lands was established three years after the war, in 1948. Global power and order are shaped by these forces.
They determine governments to serve their interests and design the global system.
These global powers provoke wars for profit, create security crises to fuel arms sales, generate conflicts to exploit energy resources, inflame religious and ethnic divisions, and target those who oppose their policies.
While doing so, they use the United Nations, international courts, and defense alliances such as NATO as instruments.
They control the media to shape perception and turn the private lives of prominent figures into tools of blackmail and manipulation.
The fundamental reason why no serious reaction is raised against Israel, which has burned Gaza before the eyes of the world and massacred 80,000 people, is the dominance established by Jewish-origin global capital in all countries.
The competition among international corporations—what we call global powers—has become openly visible these days. The contradictions between Jewish capital and Catholic capital can be observed in developments in the United States and Europe.
Many people struggle to explain current events politically and ideologically. Donald Trump’s statements regarding Europe, NATO, Greenland, Russia, and the Middle East create confusion and are often dismissed as nonsense. In reality, what we are witnessing are reflections of a global struggle for control among capital groups.
Although the criminal network organized by Jewish capital to control the world, led by Jeffrey Epstein, was exposed in 2019, the fact that it is resurfacing today suggests that global Catholic capital is behind it.
Europe’s efforts to establish its own defense system, the European Union suspending its trade agreement with the United States while signing new ones with China and India, the United Kingdom reopening talks with the EU, Canada’s new policy toward the United States, social unrest within the U.S., and the Vatican becoming more influential globally are all results of this process.
We are witnessing a historic turning point, and history is once again repeating itself.




















