Siz Hiç Aynı Ülkede Fakat Beş Devlette Yaşadınız Mı?

Türkiye’de yaşayan, değerli gazeteci dostum Hüsnü Mahalli, bir söyleşisinde Esad yönetimindeki Suriye’nin, Türkiye ile federasyon çatısı altında birleşmek için o dönemin Suriye hükümeti kabinesi ile Recep Tayyip Erdoğan kabinesinin Ankara’da ortak toplantı yaptıklarından ve kendisinin de bu konuda arabulucu olduğundan bahsetmişti.
Türkiye ile federasyon fikri sadece Suriye ile ilgili ortaya konan bir süreç değildir. Geçmişte Atatürk–Venizellos arasında başlatılan “barış süreci” döneminde de Türkiye ile Yunanistan arasında da bir federasyon kurulmasının sorunları temelinden çözebileceği konuşulmuştu.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki siyasi sorunların temelinde, sıcak denizlere inmek isteyen Rus Çarlığı’nın ulusçuluk üzerinden başlattığı “Megalo İdea” fikri yatmakta idi.
Fransız Devrimi ile birlikte Avrupa’daki monarşilerin birer birer yıkılması ve bağımsız ulus devletlerin ortaya çıkması sürece önemli bir ivme katmıştır.
Yüzyıllar boyunca Osmanlı Devleti içinde farklı dini inanç ve etnik kökene sahip toplumlar, “ümmet” anlayışı ile birlikte yaşıyorlardı.
Rusya’nın kendi siyasi çıkarları için ortaya attığı sözde bağımsızlık mücadelesine, kendi çıkarları için dahil olan başta İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın Orta Doğu ve Balkanlar’a bıraktığı en önemli miras bölge halkları arasındaki bitmeyen düşmanlıktır.
Ermeni soykırımı, Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında değişimi öngören 1922’deki nüfus mübadelesi, İstanbul’da 6 – 7 Eylül 1958’de yaşanan provokasyon sonundaki etnik temizlik, Kürt–Türk çatışması hep bu döneme rastlar.
Özellikle İngilizlerin destek ve kışkırtması ile birbirine düşman edilen Türkler ve Yunanlılar arasındaki düşmanlık kan davası anlayışı ile günümüze kadar gelmiştir.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki bu anlamsız kavga Kıbrıs sorununun doğmasında da önemli bir etken olmuştur.
Eğer, Türkiye ve Yunanistan federasyonu kurulmuş olsaydı, tüm bu olumsuzluklar yaşanmamış, silahlanmaya ve savunma sanayine yıllarca bütçelerinin büyük bölümünü harcamayan bu iki ülke bölgenin en zengin ve refah içindeki ülkeleri olacaktı.
Ege Denizi ile ilgili devam eden uzlaşmazlık ortaya çıkmayacak, burada bulunan doğal kaynaklar ortak olarak çıkarılıp, halklarının refahı için kullanılacaktı.
En önemlisi iki ülkenin bu gelişmişliği Avrupa Birliği içinde ortak bir güce dönüşecek ve siyasi etki anlamında dünya ölçeğinde bir etkinliğe kavuşacaktı. Kıbrıs sorunu diye bir sorun da ortaya çıkmayacaktı.
Kendi ülke çıkarları yerine, emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmeyi tercih eden yöneticiler yüzünden, milliyetçilik ve ırkçılığın körüklenmesinden silah tüccarları, bölgeyi sömüren yabancı şirketler yararlanmaya devam etmektedirler.
Suriye örneğinde ise Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Suriye bakanlar kurulu üyeleri ile Ankara’da yapılan ortak toplantı sonrası, “Kardeşim Esat” açıklamaları ve karşılıklı dostane ziyaretler yapıldı.
Bundan rahatsız olan ABD yetkilileri Türkiye’ye Hilary Clinton’u göndererek müdahalede bulundular. Bu müdahale ile birlikte, “kardeşim Esat” söylemi yerini “katil Esed“e bıraktı.
Ardından da “ben Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanıyım” söylemi ile Suriye kan gölüne çevrildi. On binlerce masum insanın kanı aktı, milyonlarca insan evinden, barkından oldu, bölge istikrarsız hale getirilerek dini siyasi rant aracı yapan çetelere teslim edildi.
Bu kanlı süreç hala daha devam etmektedir. Federasyon süreci devam ettirilmiş olsaydı, iki ülke arasındaki ekonomik sosyal ve siyasi iş birlikleri diğer bölge ülkelerine örnek olabilecek düzeye gelecekti.
Bu istikrarın yarattığı ekonomik büyüme halklara refah olarak yansıyacak, bölgede yaşayan Kürt halkına yönelik federal açılımlar, etnik ayrılık talepleri ve terör eylemleri bitecek, İsrail’in soykırıma varan saldırıları caydırılacaktı.
Son dönemde, Kıbrıs’ta yaşayan iki toplumun karşılıklı olarak kabul ettikleri “federal çözüm” konusu, Türkiye yetkililerini rahatsız etmektedir.
Adamızın kuzeyinde İngilizlerin desteği ile askeri müdahalede bulunan ve onların onayı ile varlığını devam ettiren Türkiye’nin bu siyasi duruşundan, İngiltere’nin habersiz olması mümkün değildir.
Unutmayalım ki,1950’li yıllarda “Taksim” fikrini ortaya atıp, Türkiye’de büyük mitingler yaptıran ve NATO’nun Türkiye’deki Özel Harp Dairesi tarafından Kıbrıs’ta kurdurulan Türk Mukavemet Teşkilatı’nın örgütlenmesine göz yuman İngilizler olmuştu.
Adamızın kuzeyinde Türkiye tarafından kurdurulan bu koloni rejiminin başına sözde seçimlerle atanan yetkililer, federal çözümden bahsetmeyerek bizi hayal aleminde yaşatmaya devam etmektedirler.
Ben 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nde doğdum.
Ardından, “Geçici Türk Yönetimi”nde, Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nde, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşatıldım.
Hiç ülke değişikliği yapmadan beş devlette yaşayan bizden başka birileri varsa onu bilmiyorum. Burayı yöneten Türkiye hala daha bize doğru dürüst bir isim bile bulmakta sorun yaşamaktadır. Bence bunu da İngiliz ve Amerikalılara sormasında yarar görürüm.
……………………
Have You Ever Lived in Five Different States While Remaining in the Same Country?
My esteemed journalist friend Hüsnü Mahalli, who lives in Turkey, once mentioned in an interview that during the Assad administration in Syria, members of the Syrian cabinet of that period and the cabinet of Recep Tayyip Erdoğan held a joint meeting in Ankara to discuss uniting Syria and Turkey under a federal framework, and that he himself had acted as a mediator in this matter.
The idea of federation with Turkey was not a process proposed solely in relation to Syria. In the past, during the “peace process” initiated between Atatürk and Venizelos, it was also discussed that establishing a federation between Turkey and Greece could fundamentally resolve the problems between the two countries.
At the root of the political problems between Turkey and Greece lay the “Megalo Idea,” which was encouraged through nationalism by Tsarist Russia, seeking access to warm seas. With the French Revolution and the subsequent collapse of European monarchies one by one, the emergence of independent nation-states significantly accelerated this process.
For centuries within the Ottoman Empire, communities of different religious beliefs and ethnic backgrounds lived together under the concept of the “ummah.” The most significant legacy left to the Middle East and the Balkans by Britain, France, Italy, and Germany—who involved themselves in the so-called independence struggles initiated by Russia for their own interests—has been the endless hostility among the peoples of the region. The Armenian genocide, the 1922 population exchange between Muslims and Christians, the ethnic cleansing following the September 6–7, 1958 provocations in Istanbul, and the Kurdish–Turkish conflict all date back to this period. In particular, the hostility fostered between Turks and Greeks—encouraged and provoked especially by the British—has continued to the present day in the form of a blood feud mentality.
This meaningless conflict between Turkey and Greece was also a significant factor in the emergence of the Cyprus Issue. Had a federation between Turkey and Greece been established, none of these negative developments would have occurred. Instead of allocating large portions of their budgets for years to armament and defense industries, the two countries could have become the most prosperous and affluent nations in the region. The ongoing disputes over the Aegean Sea would not have arisen; the natural resources there would have been jointly extracted and used for the welfare of their peoples. Most importantly, their level of development would have transformed into a shared power within the European Union, granting them significant global political influence. The Cyprus Issue itself would never have emerged.
Because leaders chose to serve the interests of imperialism rather than their own national interests, arms dealers and foreign companies exploiting the region have continued to benefit from the fueling of nationalism and racism. In the Syrian case, following the joint meeting held in Ankara with Syrian cabinet members under the leadership of Recep Tayyip Erdoğan, statements such as “my brother Assad” and mutual friendly visits took place. Disturbed by this, U.S. officials sent Hillary Clinton to Turkey to intervene. After this intervention, the phrase “my brother Assad” was replaced with “murderer Assad.” Subsequently, with the declaration “I am co-chair of the Greater Middle East Project,” Syria was turned into a bloodbath. Tens of thousands of innocent people were killed, millions were displaced, and the region was destabilized and handed over to gangs that exploit religion for political gain. This bloody process still continues. Had the federal process been sustained, economic, social, and political cooperation between the two countries would have reached a level that could serve as a model for other regional states. The economic growth generated by such stability would have translated into prosperity for the peoples; federal initiatives toward the Kurdish population in the region would have ended ethnic separatist demands and acts of terrorism, and Israel’s attacks amounting to genocide would have been deterred.
Recently, the “federal solution” mutually accepted by the two communities living in Cyprus has disturbed Turkish authorities. It is impossible that Britain is unaware of Turkey’s political stance, given that Turkey carried out a military intervention in the north of our island with British support and continues its presence with their approval. Let us not forget that it was the British who, in the 1950s, introduced the idea of “Taksim,” organized large rallies in Turkey, and turned a blind eye to the organization of the Turkish Resistance Organization established in Cyprus by NATO’s Special Warfare Department in Turkey.
The officials appointed through so-called elections to head this colonial regime established by Turkey in the north of our island continue to keep us living in an illusion by avoiding any mention of a federal solution. I was born in 1963 in the Republic of Cyprus. Afterwards, I was made to live under the “Provisional Turkish Administration,” the “Autonomous Turkish Administration of Cyprus,” the “Turkish Federated State of Cyprus,” and the “Turkish Republic of Northern Cyprus.” I do not know if there is anyone else besides us who has lived in five different states without ever changing countries. Turkey, which governs this place, still struggles to find us a proper name. In my opinion, it might be useful for them to ask the British and the Americans about that as well.



















