InstagramKöşe Yazarlarımız

Sokak Ne İstiyor?







Karşımızda, siyasi ve icraat anlamında tükenmiş, enerjisini ve meşruiyetini yitirmiş bir hükümet var ve adeta uzatmaları oynuyor.

Gündemleri ne ülkenin geleceği ne de halkın derdi. Tek dertleri, kalan son imkânları nasıl kendi yandaşlarımıza dağıtırız, kendimize daha ne kadar alan açarız hesabı.

Bu hesap, memleketi her geçen gün biraz daha çıkmaza sürüklüyor.

Yaratılan bu boğucu ortamda halk, tepkisini iyi ya da kötü bir şekilde ortaya koymaya çalışıyor. Kimi sosyal medyada sesini yükseltiyor, kimi sandığa olan umudunu dillendiriyor, kimi ise artık sadece susarak tepkisini gösteriyor.

Sivil toplum örgütleri, sendikalar, meslek odaları… Ellerindeki sınırlı imkânlara rağmen halkı uyarmak, uyandırmak için adeta her şeylerini ortaya koyuyorlar.

Ama yetiyor mu? Ne yazık ki hayır.

Çünkü memleketin her alanında bir rezillik yaşanıyor. Sağlık sistemi alarm veriyor. Doktorlar, hemşireler, sağlık emekçileri tükenmiş durumda. İşçiler geçinemiyor, memurlar mutsuz. Gençler geleceğini bu ülkede göremiyor.

Gençler için tek bir politika yok.

Eğitimden ulaşıma, tarımdan enerjiye kadar her başlıkta ciddi bir çöküş yaşanıyor. Ve bütün bu tabloya karşı toplumun neredeyse tüm kesimleri ayakta.

Muhalefet cephesine baktığımızda ise Meclis’te ciddi bir mücadele görüyoruz. Yapılan yanlışlar, yüzlerine yüzlerine vuruluyor.

Özellikle hayati öneme sahip sağlık alanı başta olmak üzere, memleketi derinden etkileyen her konuda tezler ortaya konuyor, belgelerle konuşuluyor, hükümete adeta ders veriliyor. Meclis kürsüsünde haklı bir öfke, yerinde bir muhalefet var.

Ama ne yazık ki sokak boş.

İşte tam da burada büyük bir eksiklik, büyük bir çelişki duruyor karşımızda. Bu mücadele sokağa inmedikçe, sokak kendini yalnız hissettikçe, verilen mücadelenin etkisi sınırlı kalıyor.

Meclis’te söylenen söz, sokakta karşılık bulmadığı sürece havada asılı kalıyor. Halk, yalnız bırakıldığını düşündükçe içine kapanıyor.

Oysa sokağa inmek gerekiyor. Sadece mitinglerde veya belli günlerde değil; birebir, temas ederek. İnsanların gözünün içine bakarak, dertlerini dinleyerek. Gece gündüz demeden, köy köy, sokak sokak sahaya inmek gerekiyor.

Halkın kapısını çalmak, kahvesine oturmak, tarlasına gitmek, hastane koridorunda yanında durmak gerekiyor. Bunu da seçim gelmeden, kendini seçtirme kaygısı taşımadan yapmak gerekir.

Ortada olanları takip eden kadar, takip edemeyen, sadece kulaktan dolma bilgilerle hareket eden ciddi bir kesim var.

Bu insanlara yaşananları kim anlatacak? Bu düzenin neden sürdürülemez olduğunu kim izah edecek? Meclis’te konuşulanlar, ekranlara yansımayan gerçekler, halkın gündelik hayatına dokunarak anlatılmadıkça eksik kalıyor.

İnsanlar bir dokunuş bekliyor. Samimi bir temas, sahici bir ilgi bekliyor.

Herkes yaşananlardan rahatsız ama bu rahatsızlık doğru bir siyasi hatta akmadığı sürece ya öfkeye ya da umutsuzluğa dönüşüyor. Ve bu, memleket için en tehlikeli nokta.

Bu ülkeyi seven, yaşananlardan rahatsız olan ve çığ gibi büyüyen bir halk var. Bu halkın altına gireceği çatı; daha aktif, daha kararlı, daha görünür ve sahada olursa, işte o zaman her şey gerçekten çok güzel olabilir.

Sokak bunu istiyor. Sokak bunu bekliyor.

Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.















Başa dön tuşu