Hükümet ve Devleti Ayıramayanlara Laf Anlatmayın: Artık Açık Konuşalım

Türk Telekom peşkeş protokolünü; hükümetin algı operasyonları ve büyük bir kesimin de bilgi yetersizliği çerçevesinde tartışıp duruyoruz.
Böylelikle net gerçekler, asıl sebepler, olası sonuçlar da gözümüzden uçup gidiyor; gerçek bir sonuca ulaşmamız da mümkün değil.
En kötüsü de bu tartışmalar halkın büyük bölümü tarafından bir uğultu olarak duyuluyor, “Meclis’te kavga var”, “Hükümet yine can sıkıcı bir şey yapıyor”dan öteye gidemiyor insanlar.
Çünkü halk yeterince bilgilendirilmiyor.
Bu durumda; halktan nasıl bir destek beklenebilir bu da ayrı bir tartışma konusu.
***
Öncelikle şunu anlayalım; Bu protokol 2 hafta önce gündeme gelmedi.
Özgür Gazete, o dönem dedikodusu yayılan ve bizzat atanmış Başbakan Ünal Üstel’in imzasını taşıyan protokolü; Ekim 2025’de yayımlamıştı.
Bugün protokolün karşısında saf tutanların büyük bölümü de gerek o haber öncesi gerek sonrası protokolden ve içeriğinden haberdardı.
Ancak muhalefet (Siyasi/sendikal, vs…) anlayışımız her zamanki gibi yumurtanın kapıya dayanmasını bekledi ve bu zamanda da (4 ay) süreç iyice olgunlaştı ve hatta protokol TC Resmi Gazete’de Erdoğan’ın imzasıyla “uluslararası anlaşma” olarak yayımlandı.
İşler burada iyice sarpa sardı; “Biz bunu yayımlamıyoruz” diyebilecek bir hükümette kalmamış oldu.
Ki bu noktada; şimdiki muhalefetin bile iktidarda olması durumunda bunu yapabileceğini çok sanmıyorum.
Çünkü bu artık “bir yanlışa karşı durmak”tan öte; devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan şekilde; altına imza koyulup bir de karşı taraftaki devletin bunu yayımlamasına rağmen, “biz vazgeçtik” demek olacaktı.
İşte bu yüzden “zamanında müdahale”, “anında reaksiyon gösteren bir muhalefet”, “toplumsal muhalefeti örgütlemek” dediğimiz olgular önem kazanıyor.
Velhasıl; şimdi daha da açık konuşalım.
***
Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı’nın “Türkiye ile yapılan bir protokoldür” söylemi gerçeği yansıtıyor mu ona bakalım.
Eğer; Türkiye hükümetini Türkiye devletinin kendisi olarak kabul ediyorsanız bu sorunun cevabı; evet.
Ancak devlet ve hükümetlerin aynı şey olmadığının farkında olan bireylerseniz; cevap; hayır.
Türkiye’de tam 23 yıldır iktidarda olan AKP hükümeti, kendi ülkesindeki özelleştirmeleriyle adını tarihe çoktan yazdı.
Şeker fabrikalarından köprülere, madenlerden limanlara, sanayiden kamu bankalarına kadar…. Burada listesini yazamayacağımız kadar; Cumhuriyet tarihindeki kazanımların büyük bölümü özelleştirildi, satıldı.
Bu hükümet bunu kendi halkına, kendi ükesine yaptı.
Emeklisi, asgari ücretlisi açlıkla imtihan edilen, genci, doktoru, hemşiresi yurt dışına kaçan, yargısı tamamiyle siyasallaşmış olan, tutuklu gazeteci ve aydınlar konusunda dünya birincisi konumunda bulunan, havuz medyasıyla bile isteye cahil bırakılan kesimin algısını istediği gibi yöneten, kadrolarının büyük çoğunluğu liyakatsiz, depremde binaları kağıt gibi dağılan bir iktidar.
***
Ve “Bu iktidar Türkiye’dir” deniliyor bize.
Türk Telekom şirketi de bizzat o iktidar tarafından kurulan ve başında da Erdoğan’ın bulunduğu Varlık Fonu tarafından hisseleri alınan bir şirket.
Bir devlet kurumu değil, borcunu ödeyemediği için hisselerine Maliye tarafından el koyulan ve Varlık Fonu’na devredilen bir şirket.
Erdoğan da tek söz sahibi.
***
Yani Türk Telekom’un şu anki sahibi de patronu da Erdoğan.
Yani bu anlaşma Erdoğan ve KKTC devleti arasında yapılan bir anlaşma.
Ünal Üstel ne dedi?
“Türkiye istedi”
Başka ne dedi?
“Varsın tüm stratejik kurumlarımızı Türkiye yönetsin, ben hepsini imzalarım”
Arıklı ne dedi?
“Erdoğan’ın, bu işin Türk Telekom’dan başka şirkete verilmesine izni yok”
Niye?
Türkiye’de birçok şirket var.
Açın bir uluslararası ihale, onlar da katılsın değil mi?
Ama hayır,
Onları Erdoğan yönetmiyor.
Sadece bu iki itiraf bile, bunun bir devlet kurumu olmadığı ve Erdoğan’ın talebi olduğunu doğruluyor.
***
Arıklı’nın bir diğer söylemi olan “Şirketi biz zorla çağırdık, hiç gelmek istemiyordu, kâr yapmayacak, para kazanma derdi yok” söylemine bakalım şimdi de.
Fiber alt yapı projesi için daha önce yapılan fizibilite çalışmasında toplam maliyetin 30 milyon dolar olarak belirlendiğini hatırlatmak gerek.
Peki Türk Telekom ne diyor toplam maliyet için?
Tam 120 milyon dolar!
Hani bir ihale olsa, bir firma 100 milyon diğeri 110 milyon fiyat verse; anlaşılır olabilir.
Ancak tabi ne ülke içi ne de uluslararası bir ihale yok!
Şöyle düşünün; Kıbrıs’ın kuzeyinde bu altyapıyı kuracak tek bir şirket olmadığını düşünsek ve uluslararası ihale açsak; Türkiye’den bu ihaleye katılacak olan birçok şirket olurdu.
Ama aynı zamanda Erdoğan’ın Türk Telekom’una da rakip olurdu.
Erdoğan rakip sevmez.
(Bknz: Demirtaş, İmamoğlu)
***
Türk Telekom, protokole göre; sadece altyapıyı yapacak olan firma da değil.
Perakendeye girecek, yaptığı altyapıyı bize satacak, para kazanacak, devlete de kârından sadece yüzde 5 verecek.
Bu arada birçok vergilendirmeden muaf olacak, ülkedeki tüm bina ve alet edavatı da kullanacak.
Bitti mi?
Bitmedi.
***
Protokole göre; Telekomünikasyon Dairesi fiber altyapı yapmayacak, yaparsa da bunu satamayacak, Türk Telekom’a verecek, o satışı yapacak, daireye de minicik bir kâr payı verecek.
Türk Telekom altyapıyı kurduğunda, 90 gün içinde diğer tüm internet bağlantı yapıları iptal edilecek. İnternet Servis Sağlayıcı firmaları bu sayede batacak.
Satış yapmak isterlerse parasını basıp Türk Telekom’dan hizmet alacak ve öyle satacak.
Parton hep Türk Telekom.
Düşünün; Erdoğan bunu kendi ülkesinde bile yapamadı, o derece korkunç ve inanılmaz bir tekelleşmeden bahsediyoruz.
Yani “para derdi yok” denilen Türk Telekom, Kıbrıs’ın kuzeyindeki tüm paydaşları, devlet kurumlarını bypass edecek ve bu hikaye tam 25 yıl sürecek.
Bunu imzalayanların muhtemelen hayatta dahi olmayacağı ama bugünün gençlerinin belki torunlarının bile acısını çekeceği bir peşkeş hikayesi…
Ne kadar yardımsever bir “devlet kurumu” değil mi Türk Telekom?
Bu işten ne kadar para kazanabileceğini tahayyül edebiliyor musunuz?
Bilişim Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu mu dediniz?
Onun sözü bile yok zaten. Direkt devre dışı.
***
Şirketin başka ülkelerde yaptığı altyapı işlerinin eleştirildiğini, geri kalmış teknolojileri kullandığı için artık tercih edilmediğini biliyoruz.
Hatta Türk Telekom için “batık” diyenler bile var.
Bu durumda o bataktan çıkışının yolu da burada kazanacağı korkunç paralar olabilir değil mi?
***
Velhasıl;
Türk Telekom bir devlet kurumu değil.
Babamızın hayrına gelip bize sadece masraf karşılığı bir “iyilik” projesi de yapmıyor.
Vahşi bir kâr elde etmeyi planlıyor, üstüne veri güvenliği konusundaki sorulara da cevap verilmiyor.
Attığımız ımesajdan girdiğimiz siteye, oynadığımız oyundan izlediğimiz şeylere, kamu kurumlarının (Polis, Bakanlıklar, nüfus kayıtları, sağlık kayıtları, vs.) tüm verilerine kadar ulaşabilecek konumda olacak.
***
İşin en can acıtan tarafı da hükümet artık “Alt yönetimsiniz”, “Ankara’dan emir alıyorsunuz”, “Talimatla iş yapıyorsunuz” söylemlerini hakaret değil, övgü olarak alıyor.
“Evet, öyleyiz” diyor.
E tabi; oturduğunuz koltuğu kime borçluysanız ona iyi görünmek istersiniz.
Kıbrıs Türk toplumunun oylarıyla seçilmedikleri için, toplumu memnun etme dertleri de yok.
Ankara onları sevsin, yeter.
***
Yani demem o ki;
Durumumuz ayan beyan ortada.
Ne saklanacak bir şey kaldı,
Ne saklama gereği hisseden.
Burası Ankara’nın kontrolünde bir arka bahçe, bir alt yönetim.
Tek kurtuluşumuz ise federal bir barış, anlaşma, birleşme…
Yoksa bu iş aynen Türkiye’deki gibi devam edecek.
Ya bu zinciri kıracağız,
Ya aydınlarımız ve muhalifler hapse girerken,
Artık özgürlüğü talep bile edemeyen bir toplum olacağız…
Çünkü ne demişler;
Armut dibine düşer.
Anasının kaderini,
Kızı da çeker…




















