InstagramKöşe Yazarlarımız

Bir de Buradan mı Baksak?







Atanmış UBP-DP-YDP hükümetinin, yolsuzluk, peşkeş, doğa talanı, rüşvet ve torpille anılan siyasetine karşı bir umut olarak önümüze koyulan “Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) iktidarı“; günlerce “İTÜ’ye orman arazisi peşkeşine evet demesi” konusunda yapılan tüm eleştiri ve çağrılara karşı kulağının üzerine yattı.

Manşetlerden inmeyen, sosyal medyada tartışılan, birçok örgütün açıklama ve çağrı yaptığı konu; CTP tarafından duyulmadı, görmezden gelindi.

Geçtiğimiz günlerde birçoğu CTP tandanslı 62 örgüt ortak açıklama yapıp kınama yayınlayınca, 2 saat sonra CTP geri adım attı.

Bu kararı gözden geçirmek gerekiyor, biz bir sonraki oylamada hayır diyeceğiz” dedi.

***

62 örgütten önce; aynı şeyleri söyleyenlerin bir anlamı yok muydu?

İçlerinde saygıdeğer Anayasa hukukçuları, şehir plancıları, araştırmacı yazarlar vardı… Hepsi aynı şeyi söyledi ancak CTP için bir anlamı olmadı da 62 örgüt ortak açıklama yapınca mı CTP çark etti?

Hiç sanmıyorum…

Zira, bu konuda 2022 yılından beri hukuki süreç yürüten, hükümeti dava eden, hatta Savcılığın dahi savunma vermediği dava süreci; bizzat CTP’nin MYK üyesi olan Yeşil Barış Hareketi’nin o dönemki Başkanı Feriha Tel tarafından yürütüldü.

Mahkeme önünde açıklamalar yaptı, bunun peşkeş olduğunu haykırdı.

Yani CTP, kendi MYK üyesinin yürüttüğü hukuki süreci, Meclis’te verdiği “evet” oyuyla baltaladı. Bir nevi “CTP, CTP’ye” karşı çıktı.

Yani CTP’nin; peşkeşin boyutunu, arazinin büyüklüğünü ve buna karşı tepkileri bilmemesi mümkün müydü?

Buna rağmen o dava konusunun yasal dayanağının yok edilmesine “evet” dedi…

Bu aynı zamanda hukukun üstünlüğüne bir müdahaleydi.

Yani Yasama; Mahkemelerin verebileceği olası kararları öngörüp, ilgili yasada değişiklik yaparak, istemediği hukuki sonuçların doğmasına da engel olabiliyorsa; nerede kaldı Yargı bağımsızlığı?

***

Geri adım atan CTP’nin; geçtiğimiz günkü Genel Kurul’da, “biz hayır diyeceğiz” demesi de sembolikti. Meclis’te gerçekten tam bir “dostlar alışverişte görsün” durumu yaşandı.

CTP, “Lütfen kararı gözden geçirin” dedi, hükümet, “Bu sizin projeniz, kararımız bakidir” dedi, oylama yapıldı, eller havaya kalktı, “evet” denildi.

Sonra da CTP gündemdeki başka konulara geçerek konuşmalar yaptı. Tek bir itiraz, tek bir tepki yok.

Konu kapandı, Genel Kurul bitti.

Bu muydu yani?

Evet, buydu.

Resmi kayıtlarda CTP “hayır” demiş oldu.

Hem de hiçbir özeleştiri yapmadan, “Biz yanlış yaptık” demeden, “evet” deme motivasyonunu açıklamadan.

***

Kısaca hatırlatmak gerekirse, yaklaşık 20 yıllık geçmişi olan süreç; 2008’de yani Ferdi Sabit Soyer’in Başbakanlığındaki CTP-ÖRP Hükümet döneminde başladı.

Bugün “İTÜ’yü adaya biz davet ettik” diyen CTP, o dönemde de bunun bir “CTP vizyonu” olduğunu söylemiş ve İTÜ ile protokol imzalamıştı.

Sonra arazi tahsisi yapıldı. Ancak İTÜ aradan geçen 18 yılda tek bir çivi çakmadı, ülkeye tek bir öğrenci getirmedi, ekonomide de eğitimde de herhangi bir katma değer yaratmadı. Ama orman arazisini çoktan telledi, demir kapılar ve kilitler koydurdu.

Özgür Gazete Mağusa’nın içinde de İTÜ’ye birçok bina verildiğini tespit etti, görüntüledi. (Haberin videosuna BURAYA TIKLAYARAK ulaşabilirsiniz)

Karayolları Dairesi’ne ait, içinde birçok tarihi bina olan alan, yine tarihi bir bina olan eski Tapu Dairesi, yine tarihi bir bina olan ve geçtiğimiz dönemde meydana gelen bir yangında ağır hasar alan bir bina ve dahası…

İTÜ hiçbir şey yapmıyor. Boyuna bina ve arazi veriliyor ancak tek bir adım atmıyor.

***

(Son dönemde Türkiye’de eğitimle ilgili vakıfların Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan tarafından yönetildiğini bilmeyeniniz de yoktur. Bu bilgi bir kenarda dursun)

Tabi Türkiye’de devlet/vakıf üniversitesi olan bu üniversiteler, bizim ülkemizde özel üniversite gibi çalışıyor. Mesela Kalkanlı’daki Orta Doğu Teknik Üniversitesi de öyle.

Özel üniversite gibi harçlar ödeniyor buralara. Yani iyi para kazanıyorlar. ODTÜ kurulacağı zaman mülkiyet sorunu dahi çözülmüştü. ODTÜ’nün üzerine kurulu arazilerin Rum sahiplerine tazminatlar ödenmiş ve Türkleştirilmişti.

Türkiye de burada, devlet üniversiteleri aracılığıyla on binlerce dönüm araziyi kontrol ediyor böylece.

İTÜ’ye verilmek istenen arazilerle ilgili de aynı şey düşünülüyor. 3 bin 500 dönümü orman olan toplamda 6 bin dönüme dayanan arazilerden, 500 dönümlük kısmı ödemeleri yapılarak kamulaştırıldı. Bu arazilerin içinde Rum malları olan varsa bunlar da tıpkı ODTÜ’de yapıldığı gibi Türkleştirilebilir.

Yani düşünün; bu ülkede yarın bir barış olsa, Türk askeri adadan ayrılsa, federal bir Kıbrıs kurulsa bile; kuzeydeki en stratejik, en güzel, en verimli topraklar Türkiye’nin kurumlarının, AKP sermayesinin elinde ve kontrolünde olacak. Yani aslında hiç gitmemiş olacak.

Peşkeş ve talanın bu denli hızlandırılması da bu yüzden. Ne kadar toprak Türkleştirilise, o kadar kontrol sahası elde edilir.

Havalimanı, internet alt yapısı, deniz limanları, su, AKP’li sermayelere verilen binlerce dönüm orman arazisi, deniz kıyıları ve dahası…

***

Bunları yurttaş öngörebiliyor da muhalefet mi öngöremiyor? Buna kimseyi inandıramazsınız. Zira CTP’nin karnesi bu konularda epeyce kabarık.

İTEM Yasası, Göç Yasası, İlahiyat Koleji açılışı bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Hani CTP için söylenen bir laf var ya; “CTP küçük hata yapmaz, büyük hata yapar” diye, tam da öyle…

İşte tam da bu yüzden CTP toplumu biraz daha umutsuzluğa itiyor. Her taraftan kuşatılmış Kıbrıs Türk toplumu seçeneklerinin olmadığı kanısına varıp sindiriliyor.

CTP iktidarı” kurtuluş ve “barışa giden yol” gibi sunulurken, birçok alanda “turuncunun yeşille iç içe geçtiğini” gösteriyor.

Şahsen ben, tek başına bir CTP iktidarını isteyip istemediğimden emin olamıyorum.

Biz eleştiriye açığız” denilmesine rağmen, tüm eleştiri ve çağrılara kulak tıkayan, her eleştireni “CTP düşmanlığıyla” suçlayan bir partinin, tek başına iktidarı beni ürkütüyor.

***

Biliyorum koalisyonlar pek sevilmez, zordur. Ama iyi yönetildiğinde; temsiliyeti yüksek, daha kapsayıcı bir yönetim modeli sunabileceğine inananlardanım.

Kontrol ve fren mekanizmalarının oluşturulabildiği bir koalisyonda, tüm toplumu yakından ilgilendiren konularda da toplumsal mutabakatın daha gerçekçi ve anlamlı olabileceğini düşünürsek; tek bir siyasi partinin yönetiminden de daha anlamlı bir model olabilir.

Bu yüzden önümüzdeki seçimlerde; toplumun farklı kesimlerini temsil eden birçok partinin de Meclis’te ve hükümette olması, hepimiz için hayati.















Başa dön tuşu