InstagramKöşe Yazarlarımız

Beklemek







Kıbrıs’ta zaman, çoğu yerdekinden farklı akar. Bazen çok hızlıdır.

Bir bakmışsınız, 25 yıllık bir anlaşma hemen “tak diye” onaylanmıştır. Kimin ömrüne denk geleceği, kimin sonunu, kimin başlangıcını bulacağı bilinmeyen bir zamanda, bizi takvim yapraklarını saymaya mahkûm etmiştir.

Bazen de zaman, en serinkanlımızda bile sinirlerini yıpratacak kadar yavaştır.

Sınır kapısında beklerken, “Aman önümüze biri girmesin” gerginliğiyle geçen dakikalar saatlere, saatlerse karamsar düşüncelere evrilir.

Buralarda eskiden zaman hep yavaş geçerdi. Pek azımızın acelesi vardı.

Nüfus arttıkça zaman da rağbete düştü. Piyasa koşullarından nasibini aldı, pahalılaştı. Belki de o da bizim enflasyon gibi Rusya-Ukrayna savaşından etkilenmiştir, kim bilir (!)

25 yıllık fiber altyapı anlaşması meclisten geçti, Cumhurbaşkanı’nın onayına gönderildi. Dünya, güneşin etrafında tam 25 kez dönecek.

Hani Nâzım Hikmet demişti ya; “Ona sorarsanız mikroskobik bir zaman, bana sorarsanız on senesi ömrümün

Bizimkisi de tam olarak o hesap.

Bir nesil yetişecek, bir başka nesil üniversiteye başlayacak; muhtemelen üçüncüsü ise hâlâ “tabletle mi büyüsek, çamura mı bassak?” ikileminde olacak.

Siyasi olaraksa 25 yıl, Kıbrıs bağlamında “Sen büyüyene kadar anlaşma olacak” ile “Buralar hep ovaydı” arasındaki o tuhaf ara kategoriye denk düşüyor.

Zira bu ada, zamanın geçip de hiçbir şeyin tam olarak geçmediği; kanayan yaralara yenilerinin eklendiği bir coğrafya.

1963’ten, 1974’ten, “o olaylardan” bu yana geçen zaman hep sayılır. Takvimler değişir, kuşaklar değişir ama cümleler pek değişmez:

O zamandan beri Dünya’dan ayrı kaldık

Olacak gibi değil ama bizimkisi de bir umut

Ve artık yok olmaya yüz tutmuş o cümle; “Bitsin artık bu iş da dönelim köyümüze

Bu sözler, yok olmamak için direnen Kıbrıslıların ağzında yankılanıp durur.

Akademik literatürde buna bazen donmuş ihtilaf, bazen askıya alınmış gelecek denir. Kıbrıs’ta ise bunun daha pratik bir karşılığı vardır; “Herkes zamanı bilir ama kimse tam olarak hangi yılda yaşadığımızdan emin değildir

Bazılarımız için yıl hâlâ 1974’tür, bazılarımız içinse 2004.

Bu yüzden 25 yıl buralarda sıradan bir süre değildir.
Kıbrıs’ta 25 yıl, “şimdilik” demenin resmî karşılığıdır.

Bir de sınır kapılarında geçen zaman vardır. Akademik olarak ölçülmesi zordur; çünkü kronolojik değil, varoluşsaldır.

Beklerken geçen beş dakika bazen bir doktora tezi kadar uzun gelir. Önünüzdeki aracın neden ilerlemediğini, kimin nereden kaynak yaptığını düşünürken hayatın genel durgunluğunu sorgulamaya başlarsınız.

Saatlerce elinizde tutup çevirdiğiniz kimliği görevliye verene kadar hem Avrupa’da, hem Orta Doğu’da, hem geçmişte hem gelecekte olursunuz.

Sınır kapısını geçmeyi beklediğimiz gibi, 25 yıl da bu anlaşmanın bitmesini bekleyeceğiz.

Bu bekleme anları, Kıbrıs’ın en zalim zaman dilimleridir. Çünkü kimse kapıda olmak istemez. Beklemeye yıllardır alışmışızdır ama burada kimse beklemeyi sevmez.

Bu adada yaşamaya dair bir yazı yazılacaksa, belki de en gerçekçi metafor budur; Kıbrıs’ta hep bir kapının önündeyizdir.

Kıbrıslı Türklerin zaman algısı artık yoktur. Kimi kapıların önünde geçen zamanı takvim yapraklarıyla, kimi kapıların önünde geçeni ise saat ve dakikalarla bilir ama zamanı anlama ve sindirme yetisini yitirmiştir. Kıbrıs’ta zaman

Kıbrıslıya geçmez; olsa olsa Kıbrıslı bu zamana katlanır.

Kıbrıslı Türklerin tutunabildiği tek dal, zamanın geçeceğini ama Kıbrıs’ın bir yere gitmeyeceğini bilmektir.

Hani coğrafyanın tarihe galip gelmesi durumu var ya…

İşte Kıbrıslı, esas onu bekler.













Başa dön tuşu