InstagramKöşe Yazarlarımız

Temkinli Umut İçin Bir Neden Var mı?







Kıbrıs sorununda son günlerde yeniden bir diplomatik hareketlilik yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín‘in temasları ve liderler düzeyinde yeniden gündeme gelen görüşme ihtimali, uzun süredir durağanlaşmış bir alanda sınırlı da olsa yeni bir beklenti yaratıyor.

Bu beklentiyi abartılı bir iyimserlikle okumak doğru olmaz. Ancak tümüyle önemsiz görmek de aynı ölçüde eksik bir değerlendirme olur. Kıbrıs gibi uzun süreli ve çok katmanlı anlaşmazlıklarda ilerleme çoğu zaman büyük kırılmalarla değil, küçük temasların, güven artırıcı adımların ve yeniden kurulan diyalog kanallarının birikimiyle mümkün olur.

Kıbrıs’ta yaşayan insanların önemli bir bölümü onlarca yıldır süren müzakere süreçlerine tanıklık etti. Birçok kişi için çözüm görüşmeleri artık yeni bir gelişmeden çok, siyasi hayatın alışılmış bir parçası hâline geldi.

Özellikle Crans-Montana sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından toplumlarda oluşan hayal kırıklığı, yeni girişimlere karşı daha temkinli bir yaklaşımın ortaya çıkmasına neden oldu.

Bununla birlikte, Kıbrıs gibi uzun yıllar boyunca çözümsüz görünen anlaşmazlıklarda dahi beklenmedik ilerlemelerin yaşanabildiğini unutmamak gerekir. Bu nedenle temkinli olmak ile umutsuz olmak aynı şey değildir.

Bugün Kıbrıs’ta çözüm arayışının önünde hâlâ ciddi engeller bulunduğunu biliyoruz. Tarafların siyasi pozisyonları arasındaki farklılıklar devam ediyor. Bölgesel gelişmeler, uluslararası dengeler ve iç siyasi dinamikler süreci etkilemeye devam ediyor. Buna rağmen diyalog zemininin korunması, kendi başına küçümsenmemesi gereken bir kazanımdır.

Bu nedenle önümüzdeki döneme ilişkin en sağlıklı yaklaşım, ne aşırı beklenti ne de mutlak karamsarlık olmalıdır. İhtiyaç duyulan şey, gerçekçi değerlendirmelerle beslenen temkinli bir umuttur. Çünkü iletişimin tamamen koptuğu bir ortamda hiçbir ilerleme mümkün olmaz.

Ancak geleceğe ilişkin sorumluluğu yalnızca müzakere masalarına bırakmak da doğru değildir. Kıbrıs’ın geleceği, liderlerin attığı adımlar kadar toplumların birbirini anlamaya ne kadar istekli olduğuyla da şekillenecektir. Bu nedenle çözüm sürecini beklerken, toplum olarak yapabileceklerimizi de konuşmamız gerekir.

Öncelikle iki toplum arasındaki temas alanları genişletilmelidir. Imagine gibi projelerde çocukların ve gençlerin bir araya gelmesi, kültür, spor ve girişimcilik alanlarında iki toplumlu çalışmaların desteklenmesi, uzun vadede karşılıklı önyargıların azalmasına katkı sağlayabilir.

Bu nedenle gündeme gelen 14 yaş altı çocukların ortak spor faaliyetlerinde buluşmasına yönelik önerilerin hayata geçirilememiş olması önemli bir eksiklik olarak karşımızda durmaktadır. Kendi deneyimlerimle de teyit edebilirim ki barış kültürü, çoğu zaman müzakere masalarında değil, çocuklukta kurulan ilişkilerle başlar.

İkinci olarak çevre, su, enerji ve kültürel miras gibi günlük hayatı doğrudan etkileyen alanlarda teknik iş birlikleri artırılmalıdır. Yangınla mücadele, su kaynaklarının korunması, atık yönetimi ve ortak kültürel mirasın restorasyonu gibi konular, siyasi pozisyonlardan bağımsız olarak bütün adanın ortak çıkarınadır.

Bu alanlarda kurulacak kalıcı teknik mekanizmalar, toplumlar arası güvenin pratik düzeyde güçlenmesini sağlayabilir.

Üçüncü olarak geçiş kapılarında hayatı kolaylaştıracak somut adımlar atılmalıdır. Bekleme sürelerinin azaltılması, dijital geçiş uygulamalarının geliştirilmesi, yaya ve bisiklet geçişlerinin kolaylaştırılması ve yeni geçiş noktalarının gündeme alınması, adanın iki tarafında yaşayan insanların günlük temasını artırabilir.

Unutulmamalıdır ki barış bazen büyük konferanslardan değil, insanların birbirine daha kolay ulaşabildiği günlük düzenlemelerden güç alır. Bu nedenle geçiş kapıları konusunda ortaya konan yapıcı ve çözüm odaklı yaklaşımların desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanların birbirine ulaşmasını kolaylaştıran her adım, toplumların birbirini anlamasını da kolaylaştırır.

Dördüncü olarak da her zaman söylediğim gibi, kendi içimizde daha şeffaf, daha hesap verebilir ve daha güçlü kurumlar inşa etmeliyiz.

Kamu ihalelerinin şeffaflaşması, düzenli performans raporlarının yayımlanması, bağımsız denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve karar alma süreçlerine sivil toplumun daha etkili katılması, yalnızca çözüm sürecine değil, toplumun genel refahına da katkı sağlar.

Ekonomik yakınlaşma da göz ardı edilmemesi gereken başlıklardan biridir. Bu noktada uzun yıllardır savunduğum Euro’ya geçiş tartışmasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun bugün gerçekleşmesi mümkün görünmeyebilir.

Ancak ekonomik istikrarın güçlendirilmesi ve iki taraf arasındaki ekonomik etkileşimin artırılması açısından bu tür fikirlerin şimdiden tartışılması faydalı olabilir. Bugün uzak bir ihtimal gibi görünen bazı fikirler, yarının ihtiyaçlarına dönüşebilir.

Elbette bu önerilerin hiçbiri tek başına Kıbrıs sorununu çözmeyecektir. Fakat çözümün mümkün olabileceği toplumsal zemini güçlendirebilir. Kalıcı barış yalnızca liderlerin imzaladığı metinlerle değil, toplumların birbirine duyduğu güvenle inşa edilir.

Belki de bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, büyük vaatlerden önce küçük ama gerçekçi hedefler belirlemektir. Kıbrıs’ın geleceği sadece bir gün imzalanacak kapsamlı bir anlaşmaya bağlı değildir. Gelecek, bugün nasıl bir toplum inşa ettiğimizle de ilgilidir.

Temkinli umut tam da burada anlam kazanır. Çünkü umut, beklemekten çok hazırlanmaktır.















Başa dön tuşu