Kimin Eli Kimin Cebinde!

Tarihi gelişmeleri bilmeyenler, sonuçlar üzerinde lafazanlık yapmaktan öte iş yapmazlar.
Orta Doğu’da devam eden çatışmaların nedenini ve sonucunun nereye varacağını kestirmek için tarihi gelişmelere kısaca bakmak gerekir.
Mısır’daki köleleri örgütleyip, ilk tek tanrılı dini benimseyen Musa peygamber, ona inananlarla beraber, Mısır firavununun zulmünden kaçarak, Filistin’e yerleşir.
Onlara “on emri” içeren, Müslüman ve Hristiyanların da daha sonra benimsediği birtakım kuralları öğretir. Musa peygamberin öğretisini benimseyenlere “Musevi veya Yahudi” tanımlaması yapılır.
Yahudiler ayni ırktan gelen bir ulus değil, aksine, bir dini benimseyenlerin oluşturduğu değişik ırklardan gelen dini bir topluluktur.
Bu dinde en önem verilen konu, Hebrew Alfabesi’nin ve okuma yazmanın öğrenilme zorunluluğudur.
Babilliler’in, Yahudileri önce Babil’e ve Romalıların da daha sonra onları Filistin’den çıkarıp dünyanın her tarafına sürmelerinden sonra dini, inançlarını, kimlik ve kültürlerini koruyarak, gittikleri her ülkede başarılı olmalarının temelinde eğitime verdikleri değer ile aralarındaki dayanışma çok önemli rol oynamıştır.
Dünya tarihinde “Haçlı Seferleri” olarak bilinen dönemde başlayan, İslam alemi ve Vatikan’daki papa öncülüğündeki Hristiyanlar arasındaki, dünya yönetimini paylaşma kavgası, hala daha sürmektedir.
Din kavgası olarak başlayan bu mücadele, aslında dünyayı yöneten sermaye gruplarının kavgasıdır.
Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar kendini bulunduğu ülke içinde gizleyen Yahudi sermayesi, yönetimler üstünde etkili olarak bu savaşları finanse etmiş ve iki dünya savaşından da daha da zenginleşerek çıkmıştır.
İkinci Dünya Savaşı öncesi Yahudilerin bulundukları ülkelerde toplumları sosyal olarak çürüttüklerini ve yüksek faizli bankacılık sistemi ile sömürdüklerini gören Adolf Hitler liderliğindeki Naziler, sosyal çürümenin ana kaynağı olarak gördükleri ve Yahudilerin çalıştırdıkları batakhanelerle, faizi yasaklamışlardır.
Yahudilerin, bir ulus içinde çürüme yarattıklarını düşünen Naziler, savaş boyunca Yahudilere etnik temizlik yaparak, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden topladıkları altı milyon Yahudi’yi katletmişlerdir.
Ne ilginçtir ki, bu savaşı finanse eden yine Yahudi bankerler olmuş ve savaş sonunda Yahudilerin uğradığı bu soykırım bahane edilerek 1948 yılında, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasına zemin yaratılmıştır.
Bölgedeki Arap devletlerinin tüm itirazlarına ve mücadelelerine rağmen, İsrail Devleti Yahudi lobisinin yönetimlerinde etkin olduğu batılı devletlerin desteği ile ayakta kalarak, bugün tüm bölge ülkelerine kafa tutar, noktaya gelmiştir.
ABD’de odaklanan Yahudi sermaye grupları, ABD’nin siyasi ve askeri gücünü kullanarak son yüz yıldır dünyadaki gelişmeleri organize etmektedir.
Orta Doğu ülkelerinin başında olan yöneticilerin hemen hemen hepsi ABD’ye dolayısı ile İsrail’e hizmet etmektedirler.
İran’da bugün düşman saflarda görülen “Molla Rejimi” ABD’nin yani İsrail’in onayı ile 1979’da başa getirilmiştir. Hem İran hem de Türkiye, ABD’nin Irak’ı işgal etmesine yardımcı olmuşlardır.
İsrail Devleti’ni ilk tanıyan ülkelerden biri de Türkiye’dir. Osmanlı’dan bu yana Yahudilerin yönetiminde etkin olduğu Türkiye’nin tutumu batılı devletlerden farklı değildir. Kıbrıs’ın Osmanlılar tarafından 1570’te alınmasında bile, “Josef Nasi” ismindeki Yahudi bankerin padişah üstünde ne kadar etkili olduğunu tarih kitaplarında bulabilirsiniz.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, ABD etkisine giren Türkiye Cumhuriyeti’nin de Yahudi lobisinin etkisinde ve güdümünde olduğunu, TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Washington’da yaptığı konuşmada şöyle ifade eder; “Türkiye İsrail Devleti’nin yaşam hakkının tehdit edilmesine asla razı olmayacaktır”
İkinci Dünya Savaşı sonunda dünyayı yönetme erkini, Yahudi orijinli küresel güçlere kaptıran küresel ölçekli Hristiyan sermaye grupları arasında uzun bir süreden beri devam eden rekabet yeni bir dünya düzeni oluşturmaya doğru hızla gitmektedir.
ABD ile Avrupa’nın NATO üstünden devam eden çelişkilerinin ve önemli dünya liderlerini özel hayat üzerinden rehin alan Mossad ajanı “Jefrey Epstein” dosyalarının açılmasının nedeni budur.
Büyük Orta Doğu Projesi ile birlikte, ulus devlet modeli yerine eyaletleşme, ulus yerine coğrafi tanımlama (Türk – Türkiyelilik), milli sermaye yerine küresel sermayenin egemenliği, çok dinli, çok kültürlü bir toplum yapısı, terörizm ve savaş çıkarıp silah satma yerine çok tüketim yapan bireyler ve teknoloji ile insan ırkını kontrol altına almak hedeflenmiştir.
Küresel sermaye, Orta Doğu’da kurduğu terörist yapıları ve rejimleri tek tek yok etmektedir.
Körfez ülkelerinde çöl içine kara para ve uyuşturucu baronlarının paraları ile kurdurulan sahte cennetler bu savaş bahane edilerek yok edilmektedir. İran’ın bu bölgede “ben saldırmadım” diyerek açıklama yaptığı petrol tesislerini ve hotelleri kim vurmaktadır?
Yahudi sermayesinin güdümünde hareket eden ABD Başkanı Donald Trump da, Siyonizm ideoloji ile hareket edip “insan kasabına” dönüşen Benjamin Netanyahu da Yahudilerin onayı ile iktidara getirilen İran’daki molla rejimi de ABD’ye ve dolayısı ile İsrail’le hizmet eden Türkiye’deki tek adam rejimi de bu savaş sonunda tek tek düşecektir.
Kıbrıs’ta da statükonun değişeceği artık açık açık görülmektedir.
Unutmayın ki, dünyadaki hiçbir devlet halkının refahı için değil, başındaki yönetici sınıfın daha da zenginleşmesi ve refahının artırması için varlığını devam ettirir.
Halkın haksızlıklara isyan etmemesi ve uyutulması için de “vatan, millet, bayrak, din, şehit” edebiyatı yapılarak gerçekler gizlenir.
***
Whose Hand Is in Whose Pocket!
Those who are unaware of historical developments do little more than engage in empty rhetoric about outcomes. To understand the causes of the ongoing conflicts in the Middle East and to foresee where they may lead, one must briefly examine historical developments.
The Prophet Moses, who organized the slaves in Egypt and embraced the first monotheistic religion, fled the ظلم of the Egyptian Pharaoh with his followers and settled in Palestine. He taught them a set of rules including the “Ten Commandments,” which were later also adopted by Muslims and Christians. Those who embraced the teachings of Moses were identified as “Jews.” Jews are not a nation of a single race; rather, they are a religious community composed of people from different ethnic backgrounds who adopted the same faith. One of the most emphasized aspects of this religion is the obligation to learn the Hebrew alphabet and literacy. After the Babylonians exiled the Jews to Babylon and later the Romans expelled them from Palestine and scattered them across the world, their emphasis on education and solidarity played a crucial role in preserving their religion, beliefs, identity, and culture—and in their success in the countries where they settled.
The struggle known in world history as the Crusades, which began as a conflict between the Islamic world and Christians led by the Pope in the Vatican over control of the world, continues to this day. Although it began as a religious conflict, it is in fact a struggle among capital groups that dominate the world. Until before World War I, Jewish capital, which remained discreet within the countries where Jews lived, influenced governments, financed wars, and emerged even wealthier from both world wars.
Before World War II, the Nazis led by Adolf Hitler, who believed that Jews were socially corrupting the societies in which they lived and exploiting them through high-interest banking systems, banned interest and establishments they associated with moral decay. Viewing Jews as a source of corruption within nations, the Nazis carried out ethnic cleansing during the war, murdering six million Jews gathered from various European countries. Ironically, the war was again financed by Jewish bankers, and at its conclusion, the Holocaust was used as grounds to pave the way for the establishment of a Jewish state in Palestine in 1948. Despite the objections and resistance of Arab states in the region, the State of Israel has survived with the support of Western governments where Jewish lobbies are influential, and today it stands in defiance of all regional countries. Jewish capital groups concentrated in the United States have, by using America’s political and military power, organized global developments for the past century.
Almost all leaders of Middle Eastern countries serve the United States and therefore Israel. The “Mullah regime” in Iran, seen today as an adversary, was brought to power in 1979 with the approval of the U.S., and thus Israel. Both Iran and Turkey assisted the U.S. in its invasion of Iraq. Turkey was also among the first countries to recognize the State of Israel. Since the Ottoman era, Jews have been influential in Turkey’s administration, and Turkey’s stance is no different from that of Western states. Even in the Ottoman conquest of Cyprus in 1570, history books note the significant influence of the Jewish banker Joseph Nasi over the Sultan. After World War II, the Republic of Turkey fell under U.S. influence and has also been under the influence and guidance of the Jewish lobby. President Recep Tayyip Erdoğan expressed this in a speech in Washington, stating: “Turkey will never consent to the violation of the State of Israel’s right to exist.”
The competition between global-scale Christian capital groups and Jewish-origin global powers—who assumed control of world governance after World War II—has long continued and is rapidly moving toward the formation of a new world order. This explains the ongoing contradictions between the U.S. and Europe through NATO and the exposure of files related to Mossad-linked agent Jeffrey Epstein, who allegedly held prominent world leaders hostage through their private lives.
With the Greater Middle East Project, the aim has been to replace the nation-state model with regionalization; national identity with geographic identity (Turk–“Turkiyelilik”); national capital with global capital dominance; and to create a multi-religious, multicultural social structure. Instead of fomenting terrorism and war to sell weapons, the goal is to control humanity through high-consuming individuals and technology.
Global capital is dismantling the terrorist structures and regimes it has established in the Middle East one by one. The artificial paradises built in Gulf countries—funded by illicit money and drug barons in the desert—are being destroyed under the pretext of war. If Iran claims “we did not attack,” then who is striking the oil facilities and hotels in the region?
U.S. President Donald Trump, who acts under the influence of Jewish capital; Benjamin Netanyahu, who moves with Zionist ideology and has turned into a “human butcher”; the mullah regime in Iran brought to power with Jewish approval; and the one-man rule in Turkey serving the U.S. and thus Israel—all will fall one by one at the end of this war. It is now openly evident that the status quo in Cyprus will also change.
Remember: no state in the world exists for the prosperity of its people, but rather for the enrichment and increased welfare of its ruling class. To prevent people from rebelling against injustices and to keep them subdued, rhetoric about “homeland, nation, flag, religion, and martyrdom” is employed to conceal the truth.




















