InstagramKöşe Yazarlarımız

Tufan’dan Sonra Derya mı?







Kıbrıs siyasetinde son yıllarda yaşanan tartışmalar, sadece bir parti içi polemik ya da günlük siyasi atışmalar değildir. Bu tartışmalar, aslında Kıbrıslı Türk toplumunun kimliği, iradesi ve geleceği üzerine yürüyen büyük bir kavganın dışa vurumudur. Ve ne yazık ki bu kavganın ortasında, halkın beklentileri ile siyasetin söylemleri arasında derin bir uçurum oluşmuştur.

Son günlerde özellikle CTP çevresinden gelen açıklamalara bakıldığında, toplumun gerçek sorunlarına çözüm üretmek yerine günü kurtarmaya yönelik açıklamaların öne çıktığını görüyoruz. Siyaset, halkın yarınını inşa etmek için yapılır; fakat ortaya konan tablo daha çok bugünü idare etme çabasından ibaret görünüyor.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın son dönemdeki söylemleri de bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. “Türkiye’ye kızmayın, bana kızın” sözleri hâlâ hafızalarda. Bu söz, birçok insan tarafından bir sorumluluk alma çağrısı olarak değil, Ankara ile yaşanan sorunların üzerini örtme çabası olarak yorumlandı.

Ardından gelen açıklamalar ise tartışmayı daha da büyüttü. Türkiye’nin savaş uçaklarının Kıbrıs’ın kuzeyinde konuşlandırılması konusunda yapılan değerlendirmede, bunun “Rumları da korumak için” olduğu yönündeki ifade, toplumun geniş kesimlerinde şaşkınlık yarattı.

Çünkü Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan insanlar yıllardır askerî yığınakların azalmasını, adanın barışa doğru ilerlemesini konuşurken, güvenliğin savaş uçaklarıyla açıklanması birçok kişi için kabul edilmesi zor bir söylem oldu.

Ancak tartışma burada da bitmedi.

Mağusa’da açılması planlanan İlahiyat Koleji meselesi gündeme geldiğinde, verilen mesaj bu kez “Kimse moralini bozmasın” oldu. Oysa halkın önemli bir kesimi için mesele moral değil; mesele kimliktir, kültürdür, gelecektir. İnsanlar “moralimiz bozuldu” diye değil, “irademiz yok sayılıyor” diye tepki veriyor.

Bugün Kıbrıslı Türk toplumunun en büyük korkularından biri demografik değişimdir. Yıllardır konuşulan nüfus politikaları, kontrolsüz vatandaşlıklar ve adaya taşınan nüfus meselesi, toplumun büyük bölümünde ciddi bir kaygı yaratmış durumda. Bu kaygıyı dile getirenlere “ırkçı” ya da “ayrımcı” damgası vurmak ise sorunu çözmek yerine daha da büyütüyor.

Kendini “Kıbrıslıyım” diye tanımlayan insanlara “ırkçısınız” demek, toplumun önemli bir bölümünü dışlamak anlamına gelir. Çünkü burada dile getirilen mesele çoğu zaman etnik bir nefret değil, siyasi ve kültürel bir varlık mücadelesidir.

Şimdi ise tartışmanın yeni bir boyutu ortaya çıktı.

Sahnede bu kez Doğuş Derya var.

Türkiye savaş uçaklarının adada bulunmasının hem Türkler hem de Rumlar için güvenlik sağladığını söyleyen açıklamalar, toplumun bazı kesimlerinde “Acaba şimdi de yeni bir siyasi hat mı kuruluyor?” sorusunu gündeme getirdi.

Kıbrıs’ın tarihine bakıldığında güvenliğin savaş uçaklarıyla değil, siyasi çözümle sağlanabileceği defalarca görülmüştür. Bu ada savaşlarla değil, anlaşmalarla nefes alabilir. Silahların gölgesinde yaşayan bir toplumun gerçek anlamda özgür olması mümkün değildir.

Bu nedenle Kıbrıslı Türkler yıllardır aynı soruyu soruyor:

Bizim geleceğimiz nerede belirleniyor?

Lefkoşa’da mı?

Ankara’da mı?

Yoksa başka başkentlerde mi?

Eğer bir toplum kendi kaderi hakkında karar veremiyorsa, o toplumun moralini korumaktan söz etmek de pek anlamlı olmaz.

Bugün Kıbrıslı Türklerin büyük bir bölümü kendisini yalnız hissediyor. Ekonomik kriz derinleşiyor, gençler göç ediyor, nüfus dengesi değişiyor ve siyaset ise çoğu zaman bu sorunlara gerçekçi çözümler üretmek yerine polemiklerle vakit geçiriyor.

İşte tam da bu yüzden insanlar artık açıklamalardan çok tavır görmek istiyor.

Siyasetçinin görevi halkı teselli etmek değil, halkın hakkını savunmaktır.

Bugün Kıbrıslı Türk toplumu için asıl mesele şudur:

Kendi kimliğini, iradesini ve geleceğini koruyabilecek mi?

Yoksa siyasetin günlük açıklamaları arasında bu sorular yine cevapsız mı kalacak?

Belki de bu yüzden birçok insan aynı cümleyi kuruyor:

Tufan’dan sonra Derya mı;

Yoksa Kıbrıslıların gerçekten kendi sesini duyurabileceği yeni bir siyaset mi doğacak?

Bunu zaman gösterecek.

Ama kesin olan bir şey var:

Bu halk artık sadece söz değil, duruş görmek istiyor.















Başa dön tuşu