Karpaz’da İTÜ Meselesi!

Karpaz’da yaşananları anlamak için olayların kronolojik sıralamasına girmektense, bölge halkının ne istediğine kulak vermek çok daha anlamlıdır. Çünkü mesele, Lefkoşa’da yürüyen siyasi tartışmalardan çok daha somut ve hayatidir.
Karpaz bölgesi yıllardır yatırım eksikliği, işsizlik ve buna bağlı göç dalgasıyla mücadele ediyor. Gençler birer birer bölgeyi terk ederken, geride kalanlar ise her yeni yatırım vaadine umutla sarılmak zorunda kalıyor. Siyaset bunu dayatıyor.
Bu yüzden de kimi zaman, yeterince sorgulanmadan verilen sözlere karşı bile destek vermek durumunda kalınıyor.
Bugün tartışmaların odağında olan İTÜ projesi de tam olarak bu noktada duruyor. Üzülerek görüyorum ki mesele siyasi partiler arasında bir güç mücadelesine dönüşmüş olabilir; ancak sahadaki gerçeklik bambaşka.
Bölge insanı bu tartışmaların tarafı değil. Zaten olmaz da. Çünkü halkın gerçekleri başkadır. Aradaki kopukluk buradan da net anlaşılıyor.
Onların tek bir beklentisi var; İTÜ’nün bölgeye gelmesi ve bunun somut bir ekonomik kalkınmaya dönüşmesi.
Halk artık şunu çok net görüyor; Siyaset, bu sürecin içine fazlasıyla dahil olmuş durumda. Verilen sözler ile atılan adımlar arasında ciddi bir uyumsuzluk var.
Ortada akıl ile bağdaşmayan durumlar bulunuyor. Henüz tek bir çivi çakılmamışken, yeni alanların hangi gerekçeyle verildiği sorusu cevapsız kalıyor.
Üstelik bu, bölgede ilk kez yaşanan bir durum da değil. Daha önce de benzer şekilde bazı şirketlere, şahıslara ya da eğitim kurumlarına araziler tahsis edildi.
Ancak bu tahsislerin ne kadarının gerçek bir yatırıma dönüştüğü, ne kadarının kağıt üzerinde kaldığı hiçbir zaman yeterince denetlenmedi. Asıl yapılması gerekenler hep ötelendi.
Burada yapılması gereken çok açık; Geçmişte yapılan hataları örnek göstererek yenilerini meşrulaştırmak değil, aynı yanlışları tekrar etmemektir. “Onlara da verilmişti” demek bir çözüm değildir. O da yanlıştı, bu da yanlış. Asıl sorun denetimsizliktir.
Devletin varlık sebebi tam da bu noktada anlam kazanır. Halkın malını korumak, verilen arazilerin gerçekten amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını denetlemek ve kamu yararını gözetmek devletin temel sorumluluğudur.
Tabii en üzücü olan ise bölge halkının böylesine kritik bir konuda dahi karar süreçlerine dahil edilmemesidir. Oysa yıllardır söylenen çok basit bir gerçek var; Karpaz ile ilgili bir adım atılacaksa, o masada mutlaka yerel halk da olmalıdır.
Aksi halde bugün yaşananların daha fazlasının yaşanması kaçınılmazdır.
Çünkü bölge halkı ne istediğini biliyor. Dahası, bu toprakların doğal güzelliklerini en iyi koruyan da yine bölge insanıdır. Çünkü onlar bilir ki, doğa korundukça kazanılır; kurutuldukça değil.
Evet, Karpaz’ın yatırıma ihtiyacı var. Evet, bölge halkı İTÜ kampüsünü de, diğer vaat edilen projeleri de istiyor.
Ancak bu istek, sorgusuz sualsiz verilen ayrıcalıklar anlamına gelmemeli.
Çözüm nettir; Tahsis edilen araziler sıkı bir şekilde denetlenmeli, mevcut verilen alanlar gerçekten faaliyete geçmeden yeni tahsisler yapılmamalı ve bölgeye sözde değil, gerçek yatırım gelmelidir.
Karpaz halkı çok şey istemiyor. Sadece verilen sözlerin tutulmasını ve kendi geleceğinde söz sahibi olmayı istiyor.
Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.



















