InstagramKöşe Yazarlarımız

Karpaz Sahipsiz Değil, Sahip Çıkılmayı Bekliyor







Karpaz üzerine konuşmak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.

Yıllardır ihmal edilen, plansız bırakılan ve çoğu zaman sadece “potansiyel” olarak görülen bu bölge, bugün ciddi kararların eşiğindedir.

Bu yüzden Karpaz ile ilgili gerçekleri açık ve net bir şekilde ortaya koymak gerekir.

Her ne kadar öncelikli kalkınma planları Eko-Agro turizm, hayvancılık, tarım, balıkçılık, arıcılık gibi var olan gerçeklerimiz üzerine kurulmasa da, farklı alanlarda da kalkınma planları hazırlanabilir.

Her şeyden önce şunu kabul etmek gerekir; İTÜ gibi bir yükseköğretim yatırımı, Karpaz için bir lüks değil, ihtiyaçtır.

Bölgenin sosyal ve ekonomik gelişimi için bu tür projelerin hayata geçirilmesi şarttır.

Ancak bu noktada en büyük eksik, ortaya konulmayan siyasi iradedir. Nefes alınan alanların kontrolsüzce heba edilmesidir. Eğer gerçekten Karpaz’ın kalkınması isteniyorsa, bu irade artık gecikmeden ortaya konulmalıdır.

Öte yandan kalkınma adı altında doğanın yok edilmesine de göz yumulamaz. Karpaz’ın en büyük değeri, sahip olduğu eşsiz doğasıdır.

Ormanlar, kıyılar ve doğal alanlar sadece bugünün değil, yarının da emanetidir. Bu nedenle yatırım adı altında dağıtılan her arazi ciddi bir denetim ve kontrol mekanizmasından geçmelidir. Aksi halde “yatırım” söylemi, geri dönüşü olmayan tahribatların bahanesine dönüşür.

Tam da bu noktada, Karpaz için bir imar planının eksikliği kendini açıkça göstermektedir. Ama altını çizerek söylüyorum; plansızlık, en çok fırsatçılara yarar.

Oysa ihtiyaç duyulan şey; kontrollü, adil ve sürdürülebilir bir gelişim modelidir. Ama sürdürülebilir gelişim adı altında sağlanan çıkarlar bu yapısal döngüde olmamalıdır.

İmar planı, birkaç kişiyi zengin edecek alanlar açmak için değil, bölgenin bütününü koruyacak ve geliştirecek bir çerçeve sunmak için hazırlanmalıdır.

Bölgenin şu an için ihtiyacı olan yeni gelişim alanları açmaktan çok var olan gelişim alanlarını kontrol altına almak, planlamak ve eksiklerini gidermektir.

Ancak tüm bu kararların en kritik boyutu şudur: Karpaz hakkında alınan hiçbir karar, Karpaz halkı olmadan alınmamalıdır.

Yıllardır bölge insanı, kendi geleceğiyle ilgili süreçlerin dışında bırakılmıştır. Oysa en doğru kararlar, o topraklarda yaşayan insanların söz sahibi olduğu ortamlarda alınır.

Bu nedenle Karpaz ile ilgili her masada Karpazlılar yer almalı, yer alacağı temsiliyet göstermelik değil, gerçek ve etkili olmalıdır.

Bununla birlikte, temsiliyetin de liyakat temelinde şekillenmesi şarttır. Karpaz’ı temsil edecek kişiler, bölgeyi bilen, sorunları yaşayan ve çözüm üretebilecek nitelikte olmalıdır.

Aksi halde temsil, sadece bir formaliteye dönüşür ve hiçbir gerçek karşılık bulmaz.

Doğa ve çevre meselesi ise yalnızca yasalarla korunamaz. Eğer Karpaz olduğu gibi kalacaksa, önce bu değerin neden korunması gerektiği Karpaz halkına anlatılmalıdır.

Bilinçli bir toplum, kendi doğasına sahip çıkar; dayatılan koruma politikaları ise çoğu zaman karşılık bulmaz. Bu yüzden koruma, halktan başlayarak büyümelidir.

Bir diğer önemli mesele de yıllardır sürüncemede kalan projelerdir. Dipkarpaz Girne Amerikan Üniversitesi kampüsü örneği, bu anlamda sembolik bir hale gelmiştir.

Yıllardır konuşulan ama bir türlü tamamlanmayan bu proje artık bir “masal” olmaktan çıkarılmalı, ya tamamlanmalı ya da gerçekçi bir şekilde yeniden değerlendirilmelidir.

Hükümet, bu gerçekleri şu an programına almalı, muhalefet de bununla ilgili ne yapacağını planlamalıdır.

Aynı şekilde Yeni Erenköy sahilinde işgal edilmiş ve hâlâ faaliyete geçmemiş alanlar da ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Kamu yararı gözetilmeden işgal edilen, kullanılmayan veya atıl bırakılan her alan yeniden gözden geçirilmeli; ya aktif hale getirilmeli ya da bölgeye kazandırılmalıdır.

Sonuç olarak Karpaz sahipsiz değildir; ancak uzun süredir sahipsizmiş gibi yönetilmektedir. Bu gidişatın değişmesi için planlı kalkınma, güçlü denetim, gerçek temsiliyet ve toplumsal bilinç şarttır.

Aksi halde bugün konuştuğumuz sorunlar, yarın geri dönüşü olmayan kayıplara dönüşecektir.

Karpaz’ın geleceği hâlâ kurtarılabilir. Ama bunun için konuşmaktan çok, artık doğru adımları atmak gerekir.
Lefkoşa’dan bakmak ile Karpaz’dan bakma inanın çok ama çok farklıdır.

Güneşin Doğduğu Yerden, Herkese Selam Olsun.













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu