Egemenlik mi, Alışkanlık mı?

Bazen bir ülkeyi anlamak için uzun analizlere, akademik tartışmalara gerek yoktur. Günlük hayata bakarsınız; insanlar nasıl yaşıyor, hangi kimliği kullanıyor, hangi parayla alışveriş yapıyor… İşte orada gerçek saklıdır.
Bir düşünün…
“Kendi devletimiz var” diyoruz. Egemenlikten söz ediyoruz. Kurumlarımız, meclisimiz, merkez bankamız var. Ama dönüp cebimize baktığımızda kullandığımız para bize ait değil. Ekonomimizi yönlendiren para politikası başka bir ülkenin kontrolünde. Kriz mi oldu? Faiz mi arttı? Enflasyon mu patladı? Biz sadece izliyoruz. Çünkü direksiyon başkasının elinde.
Sonra seyahate çıkıyoruz…
Kendi devletimizin pasaportunu değil, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportunu kullanıyoruz. Havaalanında onu uzatıyoruz. Onunla kapılar açılıyor, onunla dünyaya karışıyoruz. Ama geri dönüp burada mangalda kül bırakmayan egemenlik nutukları atıyoruz.
Şimdi sormak lazım: Bu nasıl bir çelişkidir?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, yıllardır “eşit ve egemen” bir yapı olarak anlatılıyor. Ama gerçek hayat bunun tam tersini fısıldıyor. Egemenlik sadece kürsülerde varsa, sadece nutuklarda kalıyorsa, onun adı egemenlik değil; alışkanlıktır, ezberdir, belki de kendimizi avutma biçimidir.
Merkez bankası var ama para basmaz.
Devlet var ama uluslararası alanda tanınmaz.
Pasaport var ama vatandaş kullanamaz.
Bu tabloyu görüp de hâlâ her şey yolundaymış gibi konuşmak, en hafif tabiriyle kendimizi kandırmaktır.
Kimse yanlış anlamasın. Bu bir kimlik tartışması değil. Bu, dürüstlük meselesidir. İnsan önce kendine karşı dürüst olacak. Gerçek neyse onu kabul edecek. Çünkü gerçeklerle yüzleşmeden çözüm üretemezsiniz.
Bugün bu ülkede gençler neden umutsuz?
Neden herkes bir çıkış yolu arıyor?
Neden fırsat bulan valizini toplayıp gidiyor?
Çünkü insanlar söylediklerimizle yaşadıklarımız arasındaki uçurumu görüyor. Bir yanda “bağımsızlık” söylemi, diğer yanda bağımlı bir ekonomi. Bir yanda “egemenlik” vurgusu, diğer yanda başka ülkelerin sistemlerine entegre bir yaşam.
Bu sürdürülebilir değil.
Asıl mesele şu: Biz ne istiyoruz? Gerçekten kendi ayakları üzerinde duran bir yapı mı, yoksa mevcut düzenin konforlu çelişkileri içinde yaşamaya devam mı?
Eğer ilkini istiyorsak, bunun bedeli var. Ekonomik olarak güçlenmek, kurumsal olarak şeffaflaşmak, liyakati esas almak zorundayız. Kendi ayaklarımız üzerinde durmayı gerçekten hedeflemek zorundayız. Yoksa sadece slogan üretir, gerçeklerden kaçmaya devam ederiz.
Eğer ikincisini tercih ediyorsak, o zaman da dürüst olalım. Kimse kimseye masal anlatmasın. Egemenlik nutukları atarken başka bir devletin pasaportuyla dünyayı gezmenin yarattığı çelişkiyi görmezden gelmeyelim.
Bu halk gerçeği görüyor.
Bu halk neyin ne olduğunu biliyor.
Artık mesele, gerçeği kabul edip etmeme meselesidir.
Egemenlik, sadece söylemle olmaz.
Egemenlik, hayatın her alanında hissedilir.
Hissedilmiyorsa… orada ciddi bir sorun vardır.



















