Sorun Ne Statüko Ne UBP. Sorun; KKTC

Sorun ne statüko, ne de UBP. Sorun sistemin ta kendisi: KKTC.
Artık bunu dolandırmanın, başka kelimelere sığınmanın hiçbir anlamı yok.
Adı ne olursa olsun, hangi sloganla gelirse gelsin, mevcut düzeni ayakta tutan herkes –bilerek ya da bilmeyerek– statükonun bir parçasıdır.
Çünkü mesele kişiler değil.
Mesele partiler hiç değil.
Mesele sistem.
Ve bu sistem, yarım asırdır aynı şeyi yapıyor; Hepimizi yavaş yavaş tüketiyor
Bugün sokakta bağırılan her slogan, aslında 50 yıl önce de atıldı.
Bugün dile getirilen her öfke, bu toplumun hafızasında zaten var.
Çünkü bu çöküş yeni değil.
Sadece artık inkâr edilemez kadar çıplak.
Ve şimdi asıl soruya geliyoruz.
Sokaklar dolarken, mücadele verilirken,
kaçınız sustu?
Kaçınız “aman şimdi sırası değil” dedi?
Kaçınız, bir yakınının devlet kadrosuna girmesi uğruna sessiz kaldı?
Kaçınız, düzenin çarkları dönsün diye başını çevirdi?
Kimse kendini kandırmasın.
Bu bir birey meselesi değil belki ama bu düzeni mümkün kılan da tam olarak bu sessizliktir.
“Sistem böyle” dediniz.
Boyun eğdiniz.
Uyum sağladınız.
Ve karşılığında ne aldınız?
Göç.
Yalnızlık.
Ve tükenen bir gelecek.
Eskiden en azından bir kaçış vardı.
Gitmek bir seçenekti.
Bir nefes alma alanıydı.
Şimdi o da yok.
Yeni jenerasyon için ne burada bir gelecek var,
ne de gidecek bir yer.
İşte asıl kırılma noktası budur.
Bugün geldiğimiz yerde artık kimse masum değil ama herkes aynı derecede sorumlu da değil.
Ben kendi payıma düşeni inkâr etmem.
Ama benden önce gelenler…
Evet, açık söyleyelim:
Bu noktaya gelişin en büyük yükünü onlar taşır.
Çünkü gördüler.
Biliyorlardı.
Ve yine de sustular.
“Günü kurtaralım” dediler.
“Şimdi idare edelim” dediler.
“Bize dokunmayan yılan bin yaşasın” dediler.
Ama o yılan büyüdü.
Ve bugün hepimizi yutuyor.
Benden sonraki jenerasyonun ise söyleyecek tek bir cümlesi olacak; Siz biliyordunuz.!
Ve belki de en ağır cümle budur.




















