InstagramKöşe Yazarlarımız

Algı ve Halktan Kaçırılan Gerçekler







Ünal Üstel

Kendi halkının karşısına çıkmaktan çekinen, eleştiriden kaçan, protestodan sakınan bir Başbakan.

Ve sonra aynı Başbakan, günlerdir kamuoyuna farklı saatler servis edilirken, medya üzerinden algı oyunları kurulurken, gece yarısı sessiz sedasız ülkeye giriş yapıyor.

Bu bir yönetim tarzı değil; bu, kaçış psikolojisidir.

Ünal Üstel’in adaya dönüş süreci başlı başına bir ibret vesikasıdır. Önce yurtdışına çıkış, ardından dönüş saatleriyle oynanan bir bilgi kirliliği, sonra da toplumun dikkatinden kaçırılmak istenen bir gece yarısı inişi…

Neden?

Çünkü karşısında halk var.

Çünkü karşısında sendikalar var.

Çünkü karşısında artık inanmayan, güvenmeyen bir toplum var.

Hatırlayalım…

Meclis’te hayat pahalılığı ödeneğini doğrudan etkileyen yasa görüşülürken, “sendikalarla müzakere edeceğiz” denilerek oturuma ara verildi. Bu, uzlaşma mesajı gibi sunuldu. Ama gerçek çok geçmeden ortaya çıktı.

Müzakere yoktu.

Samimiyet yoktu.

Sadece zaman kazanma ve ardından kararnameyle dayatma vardı.

Yani Meclis devre dışı bırakıldı.

Yani irade gasp edildi.

Yani halkın temsil edildiği yer, bir gecede işlevsiz hale getirildi.

Buna siyaset denmez.

Buna açık bir şekilde siyasi darbe denir.

Ve şimdi aynı anlayış, kendi yarattığı öfkeyle yüzleşmemek için karanlığı tercih ediyor. Gece yarısı inişi tam olarak budur: Halktan kaçmak, tepkiden saklanmak, hesap vermemek.

Ama mesele sadece bir iniş saati değil.

Asıl mesele, bu süreç boyunca bilinçli şekilde yaratılan algıdır. Bir gün sabaha karşı denir, ertesi gün öğlene çekilir, ardından bambaşka bilgiler dolaşıma sokulur. Amaç açık: Toplumu yanıltmak, protestoyu dağıtmak, dikkatleri başka yöne çekmek.

Bu, yönetenlerin şeffaflıkla değil, manipülasyonla hareket ettiğini gösterir.

Daha da tehlikelisi ise, aynı süreçte UBP tabanına yapılan çağrılardır. Sendikaların anayasal protesto hakkına karşı, “karşılama” adı altında karşıt bir kalabalık oluşturulmak istenmesi…

Bu bir karşılama değil.

Bu, bilinçli bir gerilim üretimidir.

Toplumu ikiye böl, karşı karşıya getir, sonra çıkıp “bakın olay çıkıyor” de… Eski ama tehlikeli bir senaryo.

Ve bu senaryonun ortasında yine halk var.

Yine emekçi var.

Yine bu ülkenin insanı var.

Oysa gerçek çok basit:

Sendikalar protesto edeceklerini açıkladı. Bu onların en doğal hakkıdır. Müdahale edilmediği sürece ne olacak? Slogan atılacak, pankart açılacak ve herkes evine dönecek.

Ama birileri bunu bile hazmedemiyor.

Çünkü bu yönetim eleştiriden korkuyor.

Çünkü bu yönetim hesap vermekten kaçıyor.

Çünkü bu yönetim, halkın gözünün içine bakacak cesareti kaybetmiş durumda.

Gece yarısı inişler, algı operasyonları, karşı karşıya getirilmeye çalışılan kitleler… Bunların hiçbiri güçlü bir yönetimin göstergesi değildir.

Tam tersine, bunlar zayıflığın, korkunun ve tükenmişliğin işaretidir.

Bugün yaşananlar bir kişinin ya da bir partinin meselesi olmaktan çıkmıştır. Bu, bir yönetim anlayışının iflasıdır.

Ve unutulmamalıdır:

Halktan kaçan bir iktidar, eninde sonunda halkın karşısında hesap vermek zorunda kalır.

Gece karanlığı neyi saklamaya çalışırsa çalışsın, sabah mutlaka olur.













Başa dön tuşu