InstagramKöşe Yazarlarımız

Halkın Sofrasına Uğramayan, Rant Düzenini Büyüten Düzen







25 milyar liralık kaynak” diye anlatılan bu paket, ilk bakışta büyük bir ekonomik hamle gibi sunuluyor. Rakam büyük, söylem güçlü, propaganda hazır. Ama mesele rakam değil; mesele bu paranın nereye gittiği, kimlerin hayatını değiştirdiği ve kimlerin düzenini daha da güçlendirdiğidir.

Bugün bu ülkede yaşayan sıradan bir vatandaşa sorun: Bu 25 milyardan sana ne düştü?

Cevap gecikmez: Hiçbir şey.

Çünkü gerçek hayat, açıklanan rakamlarla değil; ödenemeyen faturalarla, boşalan cüzdanlarla, tükenen umutlarla ölçülür. Eğer bu kaynak gerçekten halka yapılmış olsaydı, bugün insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta bu kadar zorlanmazdı.

Elektrik faturası korkusu, bir hanenin en büyük derdi haline gelmezdi. Emekliler ay sonunu getirebilmek için hesap makinesiyle yaşamazdı. Gençler bu ülkeyi terk etmeyi bir “çıkış yolu” olarak görmezdi.

Ama görüyorlar. Çünkü bu düzen onları dışlıyor.

Bu noktada artık şu gerçeği açıkça konuşmak gerekiyor: Bu 25 milyar, üretimi ayağa kaldırmak için kullanılmadı. Bu 25 milyar, toplumun refahını artırmak için kullanılmadı. Bu 25 milyar, sistematik bir şekilde belirli çevrelerin çıkarına hizmet eden bir rant mekanizmasının içine aktarıldı.

Bu yeni bir durum da değil.

Yıllardır aynı senaryonun farklı versiyonlarını izliyoruz. Büyük paketler açıklanıyor. “Reform” deniyor. “Destek” deniyor. “Kalkınma” deniyor. Ama sonuç her seferinde aynı yere çıkıyor: Daha fazla yoksulluk, daha fazla eşitsizlik, daha fazla güvensizlik.

Çünkü sistemin kendisi sorunlu.

Şeffaflık yok.

Hesap verebilirlik yok.

Denetim mekanizmaları ya işlemiyor ya da bilinçli olarak etkisiz hale getiriliyor.

Böyle bir yapıda açıklanan her büyük rakam, aslında toplum için değil; sistemin kendi devamlılığı için bir araç haline geliyor.

Ve bu düzenin merkezinde, Ünal Üstel ve onun temsil ettiği yönetim anlayışı bulunuyor.

Sorulması gereken sorular basit ama cevabı ağırdır:

Bu 25 milyarın ne kadarı doğrudan halkın cebine girdi?

Elektrik fiyatlarında gerçek bir düşüş yaşandı mı?

Hayat pahalılığı geriledi mi?

Genç işsizliği azaldı mı?

Üretici gerçekten desteklendi mi?

Bu soruların hiçbirine “evet” cevabı verilemiyorsa, ortada bir başarı değil; açık bir başarısızlık vardır.

Daha da önemlisi, bu bir tercih meselesidir.

Çünkü kaynakların nereye gideceği bir kader değil, bir karardır. Ve bu karar, halktan yana değil; ayrıcalıklı kesimlerden yana kullanılmıştır. İhale süreçleriyle, teşvik mekanizmalarıyla, partizanca dağıtımlarla oluşturulan bu yapı; adalet üretmez, eşitsizlik üretir.

Bugün toplumun içinde biriken öfke, sadece ekonomik şartlardan kaynaklanmıyor. Bu öfke, aynı zamanda adaletsizlik hissinden besleniyor. İnsanlar sadece fakirleşmiyor; aynı zamanda görmezden gelindiklerini, yok sayıldıklarını düşünüyor.

Ve bu, bir toplum için en tehlikeli kırılma noktalarından biridir.

Çünkü insanlar artık şunu çok net görüyor:

Kendilerine anlatılan hikâyeler ile yaşadıkları gerçeklik arasında derin bir uçurum var.

Artık kimse “büyük paket” masallarına inanmıyor. Kimse süslü cümlelerle ikna olmuyor. İnsanlar sonuç görmek istiyor. Hayatlarında gerçek bir değişim görmek istiyor.

Ama o değişim gelmiyor.

Çünkü bu düzen, değişim üretmek için değil; mevcut ayrıcalıkları korumak için çalışıyor.

O yüzden mesele sadece 25 milyar değil.

Mesele, bu ülkenin kaynaklarının kimler için kullanıldığıdır.

Mesele, halkın mı yoksa belli çevrelerin mi önceliklendirildiğidir.

Mesele, adalet mi yoksa ayrıcalık mı tercih edildiğidir.

Ve bugün gelinen noktada cevap nettir.

Eğer bir ülkede milyarlar konuşuluyor ama halk hâlâ geçim derdindeyse;

eğer paketler açıklanıyor ama hayat pahalı olmaya devam ediyorsa;

eğer “destek” deniyor ama üretici ayakta kalamıyorsa;

orada bir başarı hikâyesi değil, derin bir yönetim krizi vardır.

Unutulmaması gereken bir gerçek var:

Hiçbir sistem, halkını dışlayarak uzun süre ayakta kalamaz.

Hiçbir iktidar, toplumun sırtına yük bindirerek kalıcı olamaz.

Ve günün sonunda, tüm bu tartışmaların özeti tek bir soruya indirgenecek:

25 milyar nereye gitti?

Ve o sorunun cevabı, bu düzenin kaderini belirleyecek.















Başa dön tuşu