Ah Be Tufan Hoca!

Bir süredir yanlış bir yerden okuduğumu fark ediyorum. Tufan Erhürman’ın, CTP’nin klasik çözüm hattından kopup daha “pragmatik” bir zemine kaydığını düşünüyordum. Oysa mesele bir esneme değilmiş; daha net, daha sert bir eksen değişimi var. Ve bu eksen, hiç de yabancı değil.
Ortaya çıkan tablo şu; Söylenen sözler yeni değil, sadece söyleyen değişmiş. İçerik tanıdık, ton farklı. Daha ölçülü, daha teknik, daha “devlet aklı” vurgulu… ama özünde, yıllardır UBP’nin siyasal hattının farklı bir versiyonu.
Bu yüzden şaşırtıcı olan Erhürman’ın ne söylediği değil; kimlerin bundan memnun olduğu.
Milliyetçi çevrelerin, statükonun ana taşıyıcılarının, çözüm karşıtı reflekslerin bu söylemi sahiplenmesi tesadüf değil. Çünkü duydukları şey yabancı değil. Sadece daha iyi paketlenmiş hali.
Peki bu söylem neyi tarif ediyor?
Bir yandan 1960 ortaklık düzeninden doğan haklara vurgu yapılıyor. Öte yandan o düzenin dışına çıkılarak kurulan yapının “egemen devlet” iddiası savunuluyor. Yani hem ortaklık devam ediyor deniyor, hem de o ortaklıktan kopuşun sonuçları mutlaklaştırılıyor.
Bu, hukuki bir tez değil; bu, siyasi bir tercih.
Ve bu tercih, federasyon perspektifinin fiilen terk edilmesi anlamına gelir. Adını koymadan yapılan bir yön değişimi bu.
Daha da önemlisi, bu değişim açıkça savunulmuyor. Üstü örtülüyor, yumuşatılıyor, teknik tartışmaların içine gizleniyor. Ama sonuç değişmiyor: Söylem kaymış durumda.
Asıl kırılma burada başlıyor.
Çünkü siyaset sadece ne söylediğinle değil, nerede neyi söyleyebildiğinle ölçülür. Eğer Lefkoşa’da kurduğun cümleler Ankara’da yok oluyorsa, ortada bir tutarlılık sorunu vardır.
Bu, diplomasi değil. Bu, sınır çizme meselesidir.
Ve bugün görünen şu: O sınır çizilmiyor.
Seçim meydanlarında federasyonu referans alan bir dil, Ankara temaslarında ortadan kayboluyorsa, burada iki seçenek vardır:
Ya o söylem artık sadece iç tüketime yöneliktir,
Ya da dışarıda savunulamayacak kadar zayıflamıştır.
Her iki durumda da ortaya çıkan şey aynıdır: Güvensizlik.
Çünkü toplumun beklentisi çok basit bir noktada düğümleniyor:
“Sen neyi savunuyorsun?”
Bu sorunun cevabı net değilse, geriye kalan her şey detaydır.
Bugün yaşanan tam olarak budur. Netlik kaybolmuştur. Yerini belirsizlik almıştır. Ve belirsizlik, bu coğrafyada en hızlı tüketilen şeydir.
Artık kimse süslü cümlelerle ikna olmuyor. Kimse “stratejik dil” adı altında yön değişimlerini görmezden gelmiyor.
Çünkü bu halk şunu öğrendi:
Söylenmeyen şey, en az söylenen kadar belirleyicidir.
Dolayısıyla mesele basitleşmiştir.
Federasyon hâlâ bir hedef mi?
Yoksa rafa mı kaldırıldı?
Eğer hâlâ hedefse, her zeminde savunulacak.
Eğer değilse, açıkça söylenecek.
Ama gri alanda siyaset yapma dönemi kapandı.
Çünkü bu toplum artık şunu çok iyi biliyor:
Sessizlik de bir pozisyondur.




















