1 Mayıs ve Düşündürdükleri | May 1st and What It Brings to Mind

Kıbrıslı emekçilerin 1958 yılında 1 Mayıs’ı ortak olarak kutlamalarının ardından, NATO’nun kurdurduğu yeraltı örgütleri devreye girerler.
TMT Kıbrıslı Türk ve EOKA da aynı anda Kıbrıslı Rum ilerici insanları tehdit etmeye, saldırmaya, onları katletmeye ve ülkeyi terk etmeye zorlar.
1 Mayıs 1958 yılı ortak kutlamalar sonrası, PEO sendikasına üye Kıbrıslı Türk emekçilerin kurduğu ilk ve tek solcu spor kulübü “Türk Eğitim Kulübü” (TEK), TMT militanlarının saldırısına uğrayıp, tahrip edilerek yakılır.
Kulübün önde gelenlerinden “İnkılapçı Gazetesi“nin yazarı Fazıl Önder Lefkoşa’nın ortasında çalıştığı saraç dükkanında, herkesin gözü önünde, önce kurşunlanır, saldırganına direnince de bıçaklanarak öldürülür.
İşçi önderi Ahmet Sadi ve eşi öğretmen Leman Hanım da bu saldırılardan nasibini alırlar. TMT’nin katilleri, Ahmet Sadi’ye evinin önünde ateş ederler.
Onu korumak isteyen eşi Leman Hanım, kurşunların hedefi olur ve ikisi de ağır yaralanırlar. Bu olay sonrasında da bir daha geri gelmemek üzere ülkeyi terk etmek zorunda kalırlar.
Birçok ilerici baskıya ve saldırıya uğrayarak, Kıbrıslı emekçilerin ortak üye oldukları PEO sendikasından istifa etmeye ve Türk sendikalarına üye olmaya zorlanırlar. Doktor Fazıl Küçük’ün sahibi olduğu o dönemin Halkın Sesi Gazetesi bu istifa yazılarını sayfa sayfa yayınlar.
Bu olayların en trajik olanı, TMT’nin cinayetlerine kurban giden “Berber Yahya“nın hem ölüm ilanı hem de PEO’dan istifa yazısı ayni gün, bu gazetede yayınlanır.
Terörün en yoğun yaşandığı bu günlerden sonra 1 Mayıs’ın Kıbrıslı emekçiler tarafından ortak kutlanması hayal olur.
2003 yılında, sınır kapılarının açılması ile birlikte, 1 Mayıs Emeğin Bayramı’nı ve 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü ortak kutlama için zemin yoklamaya başlıyoruz.
O dönem Annan Planı tartışmalarının en yoğun yaşandığı günlerdi. Bu tartışmalar içinde ortak kutlama gerçekleştirme yerine, herkes çözüm planına odaklanarak, karşılıklı katılımlarla ayrı ayrı kutlama etkinlikleri yapılır.
24 Nisan 2004’te Annan Planı referandumunda AKEL ve PEO’nun “hayır” demesi Kıbrıslı Türkler üzerinde çok ciddi bir hayal kırıklığı yaratır.
Bu olumsuzlukla birlikte Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) halktan aldığı büyük destekle, Demokrat Parti ile birlikte hükümete gelir. Bu dönemde ortak kutlamaların yapılması için adım atılması beklenirken, CTP yöneticileri olaya çok soğuk yaklaşıp, güneydeki sol kesimleri suçlayan bir anlayış içine girerler.
Bir yandan da Annan Planı döneminde toplumsal muhalefetin çatı örgütü olan “Bu Memleket Bizim Platformu“nun çalışmasına engel koyup, buna karşı çıkan örgütlerin iç işlerine müdahale ederler.
Bu durum 2006 yılına kadar sürer. Bu çatışma sonunda KTÖS, KTOEÖS, Tıp-İş, DAÜ-Birsen, Çağ- Sen öncülüğünde onlara katılan siyasi partiler YKP, BKP, TDP ile Kıbrıs Türk Yayıncılar Birliği ve AB Kıbrıs Derneği’nin katılımıyla “Kıbrıs Barış Platformu” kurulur.
Kıbrıs Barış Platformu, Kıbrıs’ta barışın iki toplumun iş birliği ile başarılabileceği anlayışı ile hareket ederek, 1 Eylül ve 1 Mayıs’ın ortak kutlanması için girişimlere başlar.
1 Eylül Dünya Barış Günü’nün ortak kutlaması için AKEL VE PEO ile yapılan görüşmelerden sonuç alınmaz.
AKEL ve PEO, gerekçe olarak, “ara bölgede etkinlik yapılmasının güvenlik nedeni ile tehlikeli olduğu” bizlere söylemelerine rağmen, aslında CTP yönetiminin, “AKEL ile ilişkiyi kesme” tehditlerinin etkili olduğu, gayrı resmi olarak bizlere iletilir.
AKEL dışındaki sol ve barışçı kesimler, ortak kutlamaya sıcak yaklaşıp, rahmetlik Kostis Ahniotis önderliğinde kurdukları bir ekiple, bu çalışmaya katkı koymaya girişirler. Sırada statükonun baş aktörü Birleşmiş Milletler Barış Gücü engeli vardır.
Barış Gücü yetkilileri ile Ledra Palace Hotel’de yaptığımız toplantıda, güvenlik gerekçe gösterilerek engeller çıkarılır, şartlar ileri sürülür.
Bu toplantıların birinde en üst rütbedeki askeri yetkili bize şiddetle karşı çıkarak, konuşmama müdahale eder.
Ayağa kalkarak “Ben de askerde subaydım ve 1986 yılında terhis oldum. Eğer askerde kalsaydım, benim rütbem sizden yüksek olurdu. Siz rütbe sahibi oldunuz ancak saygıyı öğrenemeyerek, saygısızca sözümü kestiniz. Siz burada barış adına mı yoksa bu bölünmüş adada bölünmenin devam etmesi için mi bulunuyorsunuz?” diye sert bir şekilde azarlayınca, odayı terk eder ve sorun ortadan kalkarak, gerekli izinler verilir.
Hazırlıklar esnasında, sağcı Demokrat Parti’nin Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, alan temizliği, sahne, orkestra, ses ve ışık sistemleri gibi alanlarda gönüllü olarak her türlü lojistik desteği verir.
Çetinkaya Kulübü’nün Başkanı rahmetlik Urcan Vangöl sahanın kullanımı konusunda desteğini esirgemez.
Güneyden ve kuzeyden örgüt ve kişiler imkanları oranında maddi desteklerini bir araya getirerek, ortak kutlamanın yapılmasına katkı koyarlar.
BM, ideolojik ve milli sembollerin kullanılmaması şartını toplantıda tekrardan gündeme getirip, verdiğimiz kutlama programında yer alan Baraka Kültür Derneği “Sol Anahtarı Grubu“nun isminde yer alan “sol” kelimesinin ideolojik olduğu gerekçesi ile programı iptal edeceklerini söyleyip kriz çıkarırlar.
Sol anahtarının müzikte kullanılan bir sembol ve İngilizce karşılığının “treble clef” olduğunu izah ederek, krizin aşılmasını sağladık. Böylece, 1958 yılından yıllarca sonra Türk ve Rum örgütler ilk kez ortak bir etkinlik yapma fırsatını başarı ile gerçekleştirdik.
Biz, ara bölgede ortak etkinlik yaptığımız saatlerde CTP de etrafına topladığı bazı yandaş örgüt ve sendikalarla, hükümette olmanın verdiği imkanları da kullanarak, İnönü Meydanı’nda çok sönük bir kutlama etkinliği yapar.
O tarihten sonra ara bölgede ortak etkinlik yapılmasına karşı çıkan, AKEL, PEO, CTP ve bir grup sendika da destek vermeye başlarlar.
Ara bölgede yapılan ilk ortak 1 Mayıs kutlama etkinliğine, İki tarafın toplum liderleri Mehmet Ali Talat ve rahmetlik Dimitris Christofias da katılır.
Geçtiğimiz gün ara bölgedeki etkinliğe katılıp, sahnede samimiyetsizce boy gösteren parti ve örgüt yetkililerini izlerken, aklıma bu yaşadıklarım geldi.
Onları ara bölgedeki ortak etkinlikte aynı sahne üzerinde şov yaparken görmek, beni sevindirmesine rağmen, bölünmüş adamızda hala daha dikenli teller, barikatlar, variller, askerler arasında etkinlik yapılmasının statükonun varlığına alışmak olduğunun verdiği hüznü yaşadım.
***
May 1st and What It Brings to Mind
After Cypriot workers jointly celebrated May 1st in 1958, underground organizations established by NATO came into play. TMT (Turkish Resistance Organization) and EOKA simultaneously began threatening, attacking, killing progressive Cypriots, and forcing them to leave the country.
Following the joint May 1st celebrations of 1958, the first and only leftist sports club founded by Turkish Cypriot workers who were members of the PEO Trade Union, the “Turkish Education Club” (TEK), was attacked by TMT militants, vandalized, and burned down. One of the club’s leading figures, Fazıl Önder, a writer for the “İnkilapçı Newspaper,” was shot in broad daylight in the saddlery shop where he worked in central Nicosia. When he resisted his attacker, he was stabbed and killed in front of everyone. Labor leader Ahmet Sadi and his wife, teacher Leman Hanım, also became victims of these attacks.
TMT assassins opened fire on Ahmet Sadi in front of his house. His wife Leman, who tried to protect him, was hit by bullets, and both were seriously injured. After this incident, they were forced to leave the country permanently.
Many progressives were subjected to pressure and attacks and were forced to resign from the PEO Trade Union, where Greek and Turkish Cypriot workers were jointly organized, and to join Turkish unions instead.
The Halkın Sesi newspaper, owned by Dr. Fazıl Küçük, published these resignation letters page by page. One of the most tragic incidents was that both the obituary of “Barber Yahya,” who fell victim to TMT killings, and his resignation letter from PEO were published in the same issue of the newspaper on the same day. After these days of intense terror, the idea of jointly celebrating May 1st by Cypriot workers became a distant dream.
In 2003, with the opening of border crossings, efforts began to explore the possibility of jointly celebrating May 1st, Labor Day, and September 1st, World Peace Day.
At that time, discussions around the Annan Plan were at their peak. Instead of organizing joint celebrations, everyone focused on the solution plan, and separate events were held with mutual participation. The rejection of the Annan Plan by AKEL and PEO in the April 24, 2004 referendum created serious disappointment among Turkish Cypriots. Following this negative development, the Republican Turkish Party (CTP), with strong public support, came to power in coalition with the Democratic Party.
Although it was expected that steps would be taken toward joint celebrations during this period, CTP leaders approached the issue coldly and adopted an attitude blaming the left in the south. At the same time, they obstructed the activities of the “This Country is Ours Platform,” which had been the umbrella organization of social opposition during the Annan Plan period, and interfered in the internal affairs of organizations that opposed them.
This situation continued until 2006. As a result of this conflict, the “Cyprus Peace Platform” was established under the leadership of KTÖS, KTOEÖS, Tıp-İş, DAÜ-BİR-SEN, and Çağ-Sen, along with political parties YKP, BKP, and TDP, as well as the Turkish Cypriot Publisher Association and the EU Cyprus Association.
Acting on the belief that peace in Cyprus could be achieved through cooperation between the two communities, the Cyprus Peace Platform initiated efforts to organize joint celebrations of September 1st and May 1st.
Talks held with AKEL and PEO regarding a joint celebration of World Peace Day on September 1st did not yield results. Although AKEL and PEO stated that organizing events in the buffer zone would be dangerous due to security concerns, it was unofficially conveyed to us that threats from the CTP leadership to “cut relations with AKEL” were actually influential.
Leftist and peace-oriented groups outside of AKEL supported the idea of joint celebrations and, under the leadership of the late Kostis Ahniotis, formed a team to contribute to these efforts. The next obstacle was the United Nations Peacekeeping Force, a key actor in maintaining the status quo.
In a meeting held with Peace Force officials at the Ledra Palace Hotel, obstacles were raised and conditions imposed under the pretext of security. During one of these meetings, the highest-ranking military official strongly opposed me and interrupted my speech.
I stood up and said, “I was also an officer in the military and was discharged in 1986. If I had remained, my rank would be higher than yours. You have gained rank but failed to learn respect, and you interrupted me disrespectfully. Are you here in the name of peace, or to ensure the continuation of division on this divided island?” After this sharp response, he left the room, the issue was resolved, and the necessary permissions were granted.
During the preparations, the right-wing Democratic Party’s Mayor of Nicosia, Cemal Bulutoğluları, voluntarily provided all kinds of logistical support such as site cleaning, stage setup, orchestra, sound, and lighting systems. The late Urcan Vangöl, president of Çetinkaya Club, also supported the use of the field. Organizations and individuals from both the north and the south contributed financially according to their means, enabling the joint celebration to take place.
The UN once again raised the condition that ideological and national symbols should not be used and created a crisis by stating they would cancel the program because the word “left” (sol) in the name of the Baraka Cultural Center’s “Sol Anahtarı Group” was ideological. We overcame the crisis by explaining that the sol anahtarı is a musical symbol and that its English equivalent is “treble clef.” Thus, for the first time in many years since 1958, Turkish and Greek Cypriot organizations successfully held a joint event. At the same time, CTP organized a rather dull celebration in İnönü Square with some affiliated organizations and unions, using the advantages of being in government.
After that date, AKEL, PEO, CTP, and a group of unions that had previously opposed joint events in the buffer zone began to support them. The first joint May 1st celebration held in the buffer zone was attended by the leaders of both communities, Mehmet Ali Talat and the late Dimitris Christofias.
The other day, while watching party and organization representatives who appeared insincerely on stage at the event in the buffer zone, these memories came back to me. Although seeing them perform together on the same stage made me glad, I also felt sadness at the normalization of holding events among barbed wires, barricades, barrels, and soldiers on our still-divided island, which reflects an acceptance of the status quo.




















