
Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (Tıp-iş) Başkanı Dr. Özlem Gürkut, hekimlerin 30 saatlik nöbetten sonra mesaiye devam ettiği, nöbet ödemelerinin 5-6 geriden yapıldığı, hekimlerin yüzde 53’ünün kadrosuz çalıştırıldığı, bir hekimin kendi branşında tek ise yılın 365 günü on-call olduğu; artan nüfusa rağmen hastane ve yatak sayısının ve alt yapının aynı kaldığı sağlık sisteminde; kenteyner sağlık kabinlerinin “sağlıkta yatırım” gibi gösterildiğini ve taleplerinin “Kamu Hekimleri Yasası” olduğunu söyledi. Gürkut yaptıkları grevin halka karşı değil, kaybettiği itibarını hekimler üzerinden sağlamaya çalışan hükümete karşı olduğunu vurguladı
Gürkut: Kamusal sağlık hizmetinin nasıl sürdürülemez hale getirildiğini anlatmak istiyoruz
Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi önünde dün yapılan eylemde konuşan Gürkut, “Ne istiyoruz, neden buradayız?” sorularını yanıtladı, yalnızca hekimlerin sorunlarını ve taleplerini değil, bu ülkede kamusal sağlık hizmetinin nasıl sürdürülemez hale getirildiğini anlatmak istediklerini belirtti.
Gürkut, “Sağlık Bakanlığı; Sağlık hizmetlerinde yıllardır yapılmayan planlama, bitirilemeyen hastane binaları, yenilenmeyen tıbbi cihazlar, giderilemeyen eksiklikler sağlık bütçesini kamusal sağlığı ileriye taşımak yerine özele sevklere yönlendirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin etkin hale getirilmemesi, izlenen kötü nüfus politikaları ile kontrolsüzce artan nüfus ve ülkeyi içine düşürdükleri derin yoksulluk nedenleri ile günbegün artan hasta sayısı ve talebe cevap veremez hale getirilen sağlık hizmetlerinde ‘performans artışından’ söz etmektedir” dedi.

“Kamu hekimlerinin yüzde 53’ü kadrosuz”
“Ancak sağlıkta performans; baskıyla, tehditle değil; güçlü altyapıyla, planlamayla ve adil çalışma koşullarıyla artar!
Performans, bilimsel sağlık politikalarıyla artar! Performans, insan gücünün planlanması ve tamamlanması ile artar! Performans, tüm bu eksikliklerin giderilmesi, nüfusun bilinmesi ve ihtiyaç duyulacak doğru kapasitenin yaratılmasıyla artar!
Gününüzde kamu hekimlerinin yüzde 53’ü kadrosuz, geçici statülerde çalıştırılmaktadır. Bu hekimlerin çoğunluğu ‘mecburi hizmet’ vermektedir. Yani mecuri çalıştırılmaktadır!
Yani kamusal sağlık hizmeti, yarısından fazlası güvencesiz olan hekimlerin omuzlarına yüklenmiştir. Bu tablo ne adildir ne de sürdürülebilirdir.
“Bir hekim; branşında tek ise ayın 30 günü on-call tutulmaktadır”
Buna rağmen hâlâ birçok branşta uzman hekim yoktur. Oluşturulan mevzuata göre: Bir hekim branşında tek ise, ayın 30, yılın 365 günü on-call tutulmaktadır. Bu, hekimin her an hastaneye çağrılabileceği, özel yaşamının fiilen ortadan kaldırıldığı bir çalışma düzenidir.
İstisna olması gereken bu uygulama, sistem haline getirilmiştir.
“Nöbet ücretleri 5–6 ay geriden yapılmaktadır”
Hekimler bir ayda kaç saat mesai varsa o kadar saat de nöbet tutmak zorunda bırakılmaktadır. Yasaya göre nöbet ücretleri en geç bir ay içinde ödenmeliyken, bu ödemeler aylarca geciktirilmekte, 5–6 ay geriden yapılmaktadır.
Daha da vahimi şudur: Sabah 08.00’da nöbete başlayan hekim, 24 saatlik nöbetten sonra ertesi gün mesai sonuna kadar 30 saat aralıksız çalıştırılmaktadır.
24 saat nöbet tutan hekim, dinlendirilmeden ameliyata girmekte, poliklinik yapmakta, servis hizmeti vermektedir.
Hem de bu süre boyunca bir öğün yemek hakkı bile tanınmamaktadır. Hastanelerde yemek, nöbetçi olan hekime bile parayla satılmaktadır.

“Yoğun duygusal yük, düzensiz mesai ve gece çalışmaları…”
Zorunlu nöbetler, oncall’luklar hekimlerin tercihi değil, eksik kadroların neticesidir. Hizmetin sürdürülebilmesi, hastalarımızın kesintisiz bakım alabilmesi için mesleki bir fedakarlıktır. Ancak bu çalışma şartları bir günlük, üç günlük değil; hekimin tüm çalışma yaşamı boyunca 25-30 yıl sürmektedir.
Nöbet ve oncall yükü ile hekimlerin haftalık ortalama çalışma saati 60 saati geçmektedir. Yani işler sistemle değil, sistem çalışanların fedakarlıkları ile sürdürülebilmektedir.
Hekimler bu sistemi; Yüksek tıbbi ve hukuki risk altında, yoğun duygusal yükle, düzensiz mesai ve gece çalışmalarıyla taşımaktadır.
Bu tablonun en ağır mağdurlarından biri de asistan hekimlerdir. Asistan hekimler, Anayasa’ya ve yasalara açıkça aykırı biçimde angarya çalıştırılmakta, eğitim almaları gerekirken hizmet açığını kapatmak için kullanılmaktadır.
“Konteyner sağlık kabinleri ile sağlık yatırımı yapıldığı iddia edilmektedir”
Bu, eğitim değil; açık bir emek sömürüsüdür. Peki ya hastanelerimiz, sağlık birimlerimiz ne haldedir?
Konteyner sağlık kabinleri ile sağlık yatırımı yapıldığı iddia edilmektedir. Hekimler her gün bir başka köyde çalıştırılmakta, kadro yerlerinden sürgün edilmektedir.
İlçe hastaneleri sağlık ocağından bozma şartlara sahiptir. Ülkenin en büyük hastanesinde; yağmurda çatısı akan altı kişilik koğuşlarda, yaşlısıyla genciyle hastalar yatırılmaktadır. Bazı ameliyatlar hekimlerin kendi özel cihazlarını hastaneye getirmesi ile yapılabilmektedir.
“Hastane kapasiteleri yerinde saymakta, hasta yatak sayısı bir tane bile artırılmamaktadır”
Yeni hastane binalarının bitirilmesi sürekli ötelenmektedir. Ülke nüfusu kontrolsüz biçimde artarken, hastane kapasiteleri yerinde saymakta, hasta yatak sayısı bir tane bile artırılmamaktadır.
Bunun sonucu randevu ve bekleme listeleri uzamakta, hekimler poliklinik yapacak oda, hasta yatıracak yatak bulamamaktadır. Hastalarımız hizmete ulaşamamaktadır.
Sağlıkta planlama da yoktur!
Mesleki şartlarımıza ve çalışma koşullarımıza göre cevap verecek yasal düzenleme yapılmamıştır.
“8 saat çalışıp evlerine dönecekleri var sayılmıştır. 30 saat boyunca bebeğinden uzak tutulabileceği öngörülmemiştir”
Mesleğimizin olmazsa olmazı, eğitimin sürekliliğine dair imkanlar tanınmamaktadır. Genç ve geçici statülerde tutulan meslektaşlarımız kazandıkları burslu eğitim programlarına bile katılma şansalarını, bakanlık tarafından eğitim izini verilmediği için yitirmektedir.
Yeni doğum yapan bir hekim anne, 2 aylık bebeğini evde bırakıp hastaneye döndüğünde, 30 saatlik nöbet tutmakta, bebeğini nasıl emzireceği bilinmemektedir.
Çünkü bu konudaki yasa zorunlu nöbet tutan hekimlere göre değil, diğer kamu görevlilerimize göre yapılmıştır.
Çünkü kamu görevlilerinin 8 saat çalışıp evlerine dönecekleri var sayılmıştır. Emzirme ve süt izinleri de buna göre ayarlanmıştır. Bir annenin 30 saat boyunca bebeğinden uzak tutulabileceği öngörülmemiştir!
Ülkenin gerçek ihtiyacı olan sağlık politikaları izlenmemektedir! Sağlığın temeli olan koruyucu sağlık hizmetleri ihmal edilmektedir.
“Hükümet yaşadığı itibar kaybını hekimler üzerinden örtmeye çalışılmaktadır”
İnsanlarımız henüz sağlıklı iken korunamamakta, hasta sayısı her geçen gün artmakta, hastaneler ve sağlık çalışanları bu yükün altında ezilmektedir.
Sağlık sisteminin bu noktaya gelmesinin nedenlerinden biri de yanlış nüfus politikalarıdır. Bugün yaşanan bu tablo bir tercihin sonucudur.

Son dönemde ülkede ciddi bir güvenlik sorunu vardır ve bu durum bir halk sağlığı sorununa dönüşmüş durumdadır.
Yolsuzluk, usulsüzlük ve rüşvet iddiaları ayyuka çıkmışken, hükümet yaşadığı itibar kaybını hekimler üzerinden örtmeye çalışılmaktadır.
“Hekimler; bağımsız bir Kamu Hekimleri Yasası talep etmektedir”
Buradan bir kez daha açıkça ifade ediyoruz: Kamu hekimleri, kesintisiz olarak , mesleki yüksek risk altında bırakılarak, sistemin tüm eksikliklerini sırtlayarak çalışmaktadır, dolayısı ile;
Daha az çalışmak için değil, eşit, adil ve güvence altına alınmış bir çalışma rejimi için, hekimleri kamu hastanelerinde tutabilecek maaş ve özlük hakları için, sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği için, mesleğin ve hizmetin özellikleri ve zorunlulukları nedeni ile tüm bunları düzenleyecek ayrı ve bağımsız bir Kamu Hekimleri Yasası talep etmektedir.
On yıllarca süren eğitimden sonra ülkesine dönen hekimlerin; mecburi hizmetli, sözleşmeli ve güvencesiz biçimde çalıştırılmasına son verilmelidir!
Maaş, özlük ve emeklilik hakları adil bir zemine kavuşturulmalıdır! Sağlığa ayrılan bütçe kamusal hizmetleri önceleyen, hastalarımızın hak ettiği çağdaş yatırımlar yerine özel hastanelere sevklere harcanmamalıdır.
“Bu grev, halka karşı değildir”
Bu grev, halka karşı değildir; Halkın nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir sağlık hizmetine erişimi içindir.
Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek, hekimlerle uzlaşıp sorunları çözmek yerine, tehdit ve şantaj yapmayı, baskı uygulamayı ve hekim düşmanı bir dil kullanmayı tercih etmektedir.
Sendikamız, Sağlık Bakanı’nı sağduyuya, uzlaşmaya ve tehditten, şantajdan ve gerçekleri çarpıtmaktan vazgeçmeye çağırıyor.
Sistem işbirliği ile ilerler. Çalışanlara rağmen değil! Kurulan bu sistem hekimle ayakta duruyor, çalışanlarla ayakta duruyor!
Ama hekimi de çalışanı da tüketiyor. Biz tükenmeye değil, düzeltmeye geldik. Fedakârlık değil, adalet istiyoruz”



















