InstagramKıbrısManşetSiyaset

DAÜ-SEN: DAÜ gibi köklü bir kamu kurumu, partizan ilişkiler anlayışıyla yönetilemez







Doğu Akdeniz Üniversitesi Akademik Personel Sendikası (DAÜ-SEN), DAÜ Vakıf Yöneticiler Kurulu’nun (VYK) geçtiğimiz gün yaptığı açıklamalara ve Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu‘nun bu açıklamaya karşı verdiği cevaba işaret ederek, Çavuşoğlu’nun imzalanan protokoldeki sorumluluklarını yerine getirmediğini ve partizanlık yaparak DAÜ’deki işleyişe müdahale ettiğini söyledi

DAÜ-SEN: Çavuşoğlu protokolün kendisine yüklediği sorumluluğu yerine getirmemiştir

Yazılı açıklama yapan sendika, Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’nun geçtiğimiz gün yaptığı açıklamanın; DAÜ’de yaşanan yönetimsel sorunların çözümüne katkı sunmaktan uzak, sorumluluğu dağıtan ve mevcut tabloyu perdeleyen bir içerik taşıdığını söyledi.

Sendika açıklamasında, “Sayın Bakan açıklamasında, ‘herkesi protokole uygun olarak sorumluluklarını yerine getirmeye’ davet etmiş; ayrıca ‘protokol imzalandığı günden beri sorumluluğunu eksiksiz olarak yerine getiren tarafın hükümet olduğunu’ ileri sürmüştür. Ancak Sayın Bakan kimlerin protokole uygun hareket etmediğini ve Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) başkanının tespitlerini değerlendirmeden kaçınarak protokolün kendisine yüklediği sorumluluğu yerine getirmemiştir” denildi.

“Kamu yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmaz”

Açıklama şöyle devam etti;

“Sayın Bakan yıllardır DAÜ’de sorunlar olduğunu ifade etmektedir. Ne var ki sorunları tespit etmek, çözüm üretmek anlamına gelmez.

Eğitim Bakanlığı makamı ve İstişare ve eşgüdüm komisyonu başkanlığı, sorunları dışarıdan izleyen, şikâyet eden veya yalnızca tespit eden ve ben karışmam, taraf olmam diyen bir pozisyon değildir. Aksine, DAÜ’de protokole uygun olarak gerekli adımların zamanında atılmasını sağlamak, ilgili kurumları ve kişileri harekete geçirmek ve çözüm iradesini ortaya koymak için baskı oluşturmakla yükümlü bir pozisyondur.

2019 yılından bu yana DAÜ’deki sorunların varlığını dile getiren bir makamın, bugün hala ‘sorumluluğunu eksiksiz yerine getirdiğini’ iddia etmesi, kamu yönetimi ciddiyetiyle bağdaşmamaktadır.

“Eğitim Bakanının bu eksikliği partizan ilişkiler temelinde tolere etmesi bugünkü krizin temel nedenidir”

DAÜ’de mali, idari ve yönetsel sorunlar uzun süredir bilinmektedir; çözümleri de protokol kapsamında yer almaktadır. Buna rağmen gerekli yönetsel adımların zamanında atılmaması, liyakat ve şeffaflık temelinde sürdürülebilir, stratejik bir yönetim modelinin ortaya konmaması ve Eğitim Bakanının bu eksikliği partizan ilişkiler temelinde tolere etmesi bugünkü krizin temel nedenidir.

Dahası, hükümetin önerisiyle göreve gelen ve yaklaşık üç ay önce Cumhurbaşkanı tarafından atanan mevcut VYK Başkanının, üniversitedeki yönetim anlayışı ve uygulamalara ilişkin yaptığı ciddi tespitler karşısında Sayın Bakan’ın sessiz kalması ve dolaylı olarak mevcut yönetsel statükoya destek olması dikkat çekicidir.

Benzer şekilde, bir önceki VYK Başkanının uyarıları da gerektiği biçimde değerlendirilmemiştir. Bu durum, münferit bir iletişim sorunu değil, kurumsal sorumluluktan kaçınma sorunudur.

“DAÜ gibi köklü bir kamu kurumu, partizan ilişkiler, kişisel sadakatler ya da ‘bizden olan-bizden olmayan’ anlayışıyla yönetilemez”

DAÜ-SEN, İstişare ve Eşgüdüm Komisyonu’nda bugüne kadar eleştiriyle birlikte somut öneriler de ortaya koymuştur.

Sendikamız, üniversitenin sürdürülebilirliği için protokolün eksiksiz ve zamanında uygulanması ve bunun için de liyakate dayalı bir yönetim yapısının oluşturulması gerektiğini defalarca ifade etmiştir. Ancak bu önerilerin bizzat Sayın Bakan tarafından dikkate alınmaması, protokol sürecinin etkin biçimde işletilmemesine neden olmaktadır.

DAÜ gibi köklü bir kamu kurumu, partizan ilişkiler, kişisel sadakatler ya da ‘bizden olan-bizden olmayan’ anlayışıyla yönetilemez. Üniversite yönetimi; liyakat, hesap verebilirlik, kurumsal akıl ve objektif veriler temelinde yürütülmek zorundadır.

Bu ilkelerden uzaklaşıldığında bedel yalnızca yöneticiler tarafından değil, tüm üniversite bileşenleri ve toplum tarafından ödenmektedir.

Sayın Bakan’ın ‘VYK Başkanı ile ilgili tartışmaların tarafı değilim’ yaklaşımı da kabul edilebilir değildir. İstişare ve Eşgüdüm Komisyonu Başkanı olarak Sayın Bakan’ın görevi süreci uzaktan izlemek değil; protokolün uygulanmasını sağlamak, ortaya çıkan sorunlara müdahale etmek ve kamu adına sorumluluk üstlenmektir.

“Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir yol haritası aramak değildir”

Ayrıca altı çizilmelidir ki DAÜ’nün önünde belirsiz, tanımsız veya sıfırdan inşa edilmesi gereken bir süreç bulunmamaktadır. Protokolde hangi adımların atılacağı, hangi başlıklarda düzenleme yapılacağı ve sürecin nasıl ilerletileceği madde madde ortaya konmuştur.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir yol haritası aramak ya da dünyayı yeniden yaratmak değildir. Yapılması gereken, imza altına alınan protokolü ciddiyetle, takvimli biçimde ve adım adım uygulamaktır. Sorun, protokolün eksikliğinden değil, protokolün gereklerinin zamanında ve kararlılıkla yerine getirilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Bugün DAÜ’nün ihtiyacı, siyasi savunmalar değil; açık veri, somut takvim, uygulanabilir kararlar ve hesap verebilir yönetimdir. Yaklaşan seçimler ya da siyasi dengeler, DAÜ’nün gerçeklerinin üzerini örtmenin gerekçesi olamaz. Üniversitenin geleceği, günlük siyasi hesapların konusu yapılamayacak kadar önemlidir.

DAÜ’yü gerçekten sahiplenmek, sorunları inkâr etmekle veya sorumluluğu başkalarına yüklemekle değil; objektif gerçekleri kabul edip zamanında ve kararlı adımlar atmakla mümkündür.

“Bakan işine gelen her konuya karışıp, talimatlar yağdırıyor”

Bir kez daha kamuoyu önünde açıkça ifade ediyoruz: Sayın Bakan, bulunduğu makam gereği DAÜ’de yaşanan sürecin dışında değildir. Protokolün uygulanmasından, sürecin denetlenmesinden ve ortaya çıkan yönetsel sorunlara karşı gerekli iradenin gösterilmesinden sorumludur.

Ancak Sayın Bakan işine gelen her konuya karışıp, etkin bir şekilde talimatlar yağdırıp, tüm VYK’yı görevden alıp, tamamını yeniden önerecek noktada olabilirken, her türlü sorumluluktan kaçmayı tercih etmektedir.

‘Herkes yanlış, yalnızca Nazım Çavuşoğlu doğru’ anlayışı, ne kamu vicdanında ne de üniversite bileşenleri nezdinde karşılık bulmaktadır. DAÜ’nün geleceği için ihtiyaç duyulan şey, sorumluluktan kaçınan açıklamalar değil; gecikmiş de olsa ciddiyetle atılacak kurumsal adımlardır”















Başa dön tuşu