
Halkın Partisi Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Yusuf Avcıoğlu, Güngör Çöplüğü‘nün erken iflasının, resmi olarak gizlenen ya da bir türlü doğru hesaplanamayan gerçek nüfusun matematiksel bir itirafı olduğunu söyleyerek, Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği genelinde kişi başına düşen yıllık çöp miktarının ortalama 500 ila 530 kilogram arasındayken, ülkemizde bunun 730 ila 790 kilogram gibi sıra dışı bir seviyeye ulaştığını kaydetti. Avcıoğlu, adanın kuzeyinde fiilen 800 binin üzerinde bir nüfusun yaşadığını açıkça ortaya koyulduğunu söyledi, “Kayıt dışı iş gücü, kontrolsüz nüfus akışı ve plansız şehirleşme devletin istatistik kurumlarında gizlenebilir; ancak her gün Güngör’e dökülen tonlarca atıkta gizlenemez” dedi
Avcıoğlu: Teknik arıza olmanın ötesinde; plansızlığın ve liyakatsizliğin ağır bir itirafı
Yazılı açıklama yapan Avcıoğlu, kamu yönetiminin kronikleşen sorunlarının bir kez daha Güngör Katı Atık Depolama Tesisi’ndeki yangınla gözler önüne serildiğini söyleyerek, günlerdir bölgeyi ve adanın büyük bölümünü zehirli dumanlarla kaplayan yangının, teknik bir arıza olmanın ötesinde; plansızlığın, liyakatsizliğin ve vizyonsuz yönetim anlayışının ağır bir itirafı haline geldiğini belirtti.

Avcıoğlu, “Yönettiğini iddia edenlerin her felaketin ardından ezberledikleri o meşhur ‘kontrol altına alınmıştır’ açıklamalarını, sönmeyen metan gazı alevleri ve her yaz ciğerlerimize dolan zehirli dumanlar eşliğinde hayranlıkla izliyoruz. Zira memlekette her şey bir şekilde kontrol altına alınsa bile, yapısal ve istikrarlı liyakatsizlik asla dizginlenemiyor!” dedi.
“Çevre kazası değil, plansızlığın ve liyakatsızlığın itirafı!”
Avcıoğlu, Kuzey Kıbrıs’ta kamu yönetiminin en büyük çıkmazının; günü kurtarma politikaları ile bilimi, planlamayı ve mühendislik aklını tamamen göz ardı etmesi olduğunu söyleyerek, günlerdir ciğerlerimizi yakan, gökyüzünü zehirli bir tabakayla kaplayan Güngör Katı Atık Depolama Tesisi’ndeki yangının, yalnızca teknik olarak çöken bir altyapı projesi olmadığını vurguladı.
Avcıoğlu, “Karşımızdaki ağır tablo; bu ülkenin nüfus politikasından enerji stratejisine, çevre sağlığından idari vizyonsuzluğuna kadar uzanan topyekûn bir ‘sistemin iflasının’ en somut coğrafi kanıtıdır” diyerek, yaşanan bu felakete bakıldığında; sadece yükselen dumanları değil; bilimin, verinin ve kamusal yararın nasıl kasten küle döndürüldüğünün de görüldüğünü kaydetti.
“Bilinmeyen ülke nüfusu ve sistemin iflası”
Güngör Düzenli Depolama Tesisi’nin sıfırdan inşa edilirken, dönemin verileri baz alınarak yapılan teknik hesaplamaların, bu alanın en az 2030 yılına kadar adanın çöp kapasitesini rahatlıkla karşılayabileceğini öngördüğünü hatırlatan Avcıoğlu ancak bugün, öngörülen tarihten yıllar önce tesisin kapasitesini tamamen aşarak vahşi bir enkaz haline geldiğini söyledi.
“Mühendisliğin en temel kuralıdır; Girdi miktarını doğru hesaplayamazsanız, çıktıyı ve sistemi yönetemezsiniz” diyen Avcıoğlu, Güngör’ün erken iflasının, resmi olarak gizlenen ya da bir türlü doğru hesaplanamayan gerçek nüfusun matematiksel bir itirafı olduğunu vurguladı.
Avcıoğlu, “Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği genelinde kişi başına düşen yıllık çöp miktarı ortalama 500 ila 530 kilogram arasındadır. Buna karşılık, ülkemizde kişi başına düşen yıllık atık miktarı 730 ila 790 kilogram gibi sıra dışı bir seviyeye ulaşmıştır” dedi.
Güngör’e dökülen atık miktarının gerçeğinden hareketle bir hesap yapıldığında; üretilen bu devasa çöp miktarının, resmi olarak açıklanan rakamların çok ötesinde, adanın kuzeyinde fiilen 800 binin üzerinde bir nüfusun yaşadığını açıkça ortaya koyduğuna işaret eden Avcıoğlu, “Kayıt dışı iş gücü, kontrolsüz nüfus akışı ve plansız şehirleşme devletin istatistik kurumlarında gizlenebilir; ancak her gün Güngör’e dökülen tonlarca atıkta gizlenemez. Planlama ve nüfus politikası olmayan bir yönetimin katı atık tesisinin ömrünü hesaplaması da imkânsızdır” ifadelerini kullandı.
“Son tüketiciden çöplüğe”
Avcıoğlu şöyle devam etti;
“Avrupa’da süreç entegre bir zincirdir; vatandaş organik atığı, plastiği, camı ve elektronik atığı daha evindeyken farklı kutulara atar. Belediyeler bu atıkları birbirine karıştırmadan toplar ve tesise sadece biyolojik olarak işlem görmüş atıklar ulaşır.
Bizde ise bu zincirin tek bir halkası bile mevcut değildir. Tıbbi atıktan pile, plastikten kimyasala kadar her şey aynı poşete konulmakta, aynı kamyona yüklenmekte ve Güngör’e yığılmaktadır. Tesis, AB kriterlerine göre yönetilmek yerine kontrolsüz bir çöp dağına dönüştürüldüğü için içten içe biriken metan gazının patlaması ve yangınların kronikleşmesi kaçınılmaz bir mühendislik sonucudur.
“Yakılan toplumsal refah ve enerjidir”
Güngör’de günlerdir yanan şey aslında bu halkın faturalarını hafifletebilecek, KIB-TEK’in üretim açığını kapatma noktasında ciddi katkılar sağlayabilecek bir biyogaz ve enerji potansiyelidir.
Güngör’e dökülen katı atık, doğru bir teknolojik altyapıyla kurulacak yaklaşık 10 megavat (MW) kurulu güce sahip modern bir biyogaz veya atık yakma santralini kesintisiz olarak besleyebilecek kapasitededir. Böyle bir tesisin baz yük santrali olarak yüksek emreamadelikle çalıştırılması durumunda, ülkenin yıllık toplam elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 4’ünü tek başına ve tamamen yeşil enerji olarak karşılayabilecek potansiyeldedir.
Biz ise enerji arz güvenliğini akaryakıt peşkeşlerine sıkıştırmış bir vizyonsuzlukla boğuşurken, binlerce hanenin elektrik ihtiyacını doğrudan karşılayabilecek bu milli servetimizi gökyüzüne zehirli duman olarak salıyoruz.
“Hava, toprak ve Beşparmak akiferlerinin zehirlenmesi”
Güngör gibi heterojen ve kimyasal atıklar içeren sahalardaki yangınlar, kontrol edilmesi en zor ve çevreye en çok zarar veren afetlerdendir. İçten içe yanan bu çöpler atmosfere muazzam miktarda gaz, kül ve ağır metal salarak havamızı zehirlemektedir.
Söndürme suları ise kimyasallarla birleşip ölümcül bir sızıntı suyu oluşturarak Beşparmak Dağları’nın altındaki yeraltı su kaynaklarımıza sızmaktadır.
Bu zehirli dumanlar ve küller, kurşun, kadmiyum ve nikel gibi ağır metalleri tarım arazilerimizin üzerine düşürerek toprak kalitesini bozmakta; çıkan kükürt ve azot oksitler ise asit yağmurları riski yaratarak bitkileri strese sokmaktadır.
En büyük tehlike ise gıda güvenliğimizdedir. Bitkiler bu toksik maddeleri yaprak ve kökleriyle emerken, kirli otlaklarda otlayan hayvanların etine ve yağ dokusunda biriken dioksinler yoluyla doğrudan sütüne geçirmektedir.
Tüm bu sürecin sonucu olarak ise kirlenen topraklardan alınan verimin düşmesi, kontamine ürünler nedeniyle çiftçinin uğradığı maddi zarar, gıda enflasyonu ve bu alanların rehabilitasyonu için gereken uzun yıllar ile çok yüksek maliyetlerdir.
Yapılması gerekenler
Günübirlik açıklamalarla, geçici işletme ihaleleriyle ya da teknik yeterliliği olmayan firmaların şaibeli sözleşmeleriyle bu sürdürülemez kaos çözülemez. Bu sorunu çözmek için yapılması gerekenler bellidir,
1. Mevzuat Uyumu ve Radikal Reform: KKTC Çevre Yasası, AB’nin “Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu” müfredatına göre acilen revize edilmeli; göstermelik değil, ağır cezai yaptırımlarla tavizsiz şekilde uygulanmalıdır.
2. Kaynağında Ayrıştırma ve Lojistik Planlama: Belediyeler yasasında yapılacak reformla, son tüketiciden (evlerimizden) başlayan zorunlu ayrıştırma ve bölgesel yerel transfer istasyonları modeli hayata geçirilmelidir. Çöp daha kaynağında ekonomiye kazandırılmalıdır.
3. Enerji Dönüşümü Teknoloji Yatırımı: Güngör, adrese teslim rant projelerinden kurtarılmalıdır. Uluslararası teknik liyakate sahip ortaklarla, çöpten elektrik üreten 10 MW’lık modern bir enerji üretim merkezi olarak kamusal bir vizyonla yeniden tasarlanmalıdır”




















