InstagramKöşe Yazarlarımız

Gençler Döner Mi?







Gençlerin adayı terk etmesi sık sık gündeme gelse de bu gidişi durdurmaya yönelik ciddi bir adım hâlâ atılmış değil.

Oysa ne tür önlemler alınması gerektiği, hükümetin ve yasa yapıcıların gayet iyi bildiği bir konu. Ancak mesele bildiklerini hayata geçirmekte sınıfta kalmaları.

90’lı yılların sonlarında, İlksoy Amca’m (İlksoy Aslım) Yenidüzen Gazetesi’nde bir köşe yazısı kaleme almıştı.

Kaleme almıştı” diyorum, çünkü o dönem yazılar bugünkü gibi parklarda laptop klavyesiyle değil, en fazla daktiloyla yazılırdı.

Güzel zamanlardı…

Pazar günleri Omorfo’da her evde mangal yanar, is kokusu ilçeyi ancak salı günü terk ederdi. Mangal yakmak özel günlere mahsus değildi, hayatın bir parçasıydı.

Belki de sadece öyle hatırlamak istiyorum. Neyse, konumuza dönelim.

Sözünü ettiğim yazıyı çocukken bir fotoğraf albümünün arasında bulmuştum.

Amcam, yazıya benim doğum günümle başladığı için annem saklamış. Yazı, çocukluğumdan başlayıp gençlerin sorunlarına, siyasi çıkmazlara ve toplumsal umutsuzluğa kadar uzanıyordu.

Şimdi benzer duygularla benzer şeyleri ben yazıyorum.

O zaman da UBP iktidardaydı. Hakkını vermek gerekir, trajik bir istikrar var ortada.

Gençlerin göçü o zaman da gündemdeydi. Ancak bugün geldiğimiz noktada tablo hiç olmadığı kadar ağır ve geri döndürülemez görünüyor.

Biz Kıbrıslılar, olayın ne olduğunu tam anlamadan analiz yapmaya bayılırız. Oysa önce meseleyi doğru kavramak, adını koymak gerekir.

Bir haftayı aşkın süredir Avrupa’dayım. Avrupa’da farklı ülkeleri görebilmek, insanlarıyla tanışabilmek benim için büyük bir şans.

Burada zaman zaman Kıbrıslı arkadaşlarla da buluşuyorum. Laf ister istemez memlekete geliyor. Gelmemesi mümkün değil; memleket hepimizin ortak yarası.

Sevgili dostlar, yurt dışına giden gençlerin önemli bir kısmı artık kendilerini “daha iyi bir yaşam arayışıyla göç etmiş” bireyler olarak görmüyor.

Onlara göre Kıbrıs’tan ayrılma nedenleri çok daha derin: Kendi kimliklerini yaşayamadıkları için, düşüncelerinin önüne engeller konduğu için, ödedikleri vergilerin kamusal hizmete değil iktidara yakın azınlıklara aktarıldığını düşündükleri için gittiler.

Bu, göç değil; ne yazık ki bir sürgün tanımıdır.

Bunu yazarken üzülüyorum. Ama artık şu cümleyi duymaya çok alıştım:
Memlekette yaşanmaz oldu

Bu, bir göçmenin değil, sürgün edilenin cümlesidir.
Gençlerimize neler söylenmedi ki?

İş beğenmiyorsunuz” dendi. Döviz krizi patlak verince güneyde “beğenilmeyecek” denilen işlerde çalıştılar.
Şımarıksınız” dendi. Sıfırdan hayat kurdular, ailelerine destek oldular.

Bugün ise, kendilerini göç etmiş değil, sürülmüş hissediyorlar.

Peki şimdi ne olacak?
Ne olacağını siz belirleyeceksiniz. Ben yalnızca şunu söyleyebilirim:

Yetiştirdiği nitelikli insanları kaybedip yerlerine daha düşük nitelikli iş gücünü koyan hiçbir köy, şehir, toplum, ülke ya da medeniyet sürdürülebilir kalkınmayı başaramamıştır.

Sonunda çöküş kaçınılmaz olmuştur.

Yazıyı olumlu bir notla bitirmek istedim ama açıkçası zorlandım. Yine de bir umut ışığı var: Avrupa’da başarıdan başarıya koşan pırıl pırıl gençlerimiz…

Ve belki de ben, yaklaşık otuz yıl sonra bir köşe yazısıyla İlksoy Amca’mın yazısına bir selam gönderiyorum.

Daha güzel günlerde, daha umut dolu yazılarda görüşmek dileğiyle…













Başa dön tuşu