InstagramKöşe Yazarlarımız

Kıbrıs’ta Adalet Ayakta, Hukuk Çökmüş Durumda







19 Temmuz 2025.

İskele’de, beş Kıbrıslı Rum kendi mülklerini görmek, geçmişlerini ziyaret etmek üzere sınırdan geçip kuzeye geldi.

Bugün o beş kişi, hiçbir suça dayanmayan, tamamen siyasi saiklerle oluşturulmuş, içi boş iddialarla hapis cezasına çarptırılmış durumda.

Haneye tecavüz… Casusluk

Bu suçlamaların absürtlüğü bir yana, bu davada yargılananlar aslında bu beş kişi değil. Yargılanan; Kıbrıs’ın kalan ortak geleceği, birlikte yaşam umudu ve Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplum nezdindeki güvenilirliğidir.

Rum Lider Nikos Hristodulidis’in “Bu korsanlık, Kıbrıslı Türk toplumu için daha zararlı olacak” sözleri diplomatik değil; çıplak bir gerçeğin ifadesidir. Çünkü bu kararın faturası yalnızca güneyde değil, esas olarak kuzeyde çıkacaktır.

Sınır kapılarının kapanması, ekonomik ilişkilerin askıya alınması, uluslararası alandaki meşruiyetimizin sorgulanması ve en önemlisi de kendi toplumumuzun içinden çürümeye başlaması bu kararın kaçınılmaz sonuçları arasında yer alır.

Halkın gözünde hiçbir güven bırakmayan, siyasetin tahakkümünde bir yargı düzeni ile karşı karşıyayız. Mahkeme kararları artık yasa değil, irade dayatmasıyla yazılıyor. Bu durum, yalnızca Rumlara değil, Kıbrıslı Türklere de sistematik bir hak gaspıdır.

Bugün bu 5 kişiye yapılan haksızlık, yarın bu toplumda muhalefet eden, ses çıkaran her bireye yapılabilir. Çünkü bu bir adalet meselesi değil; doğrudan otoriterliğin testidir. Ve görüyoruz ki test başarıyla geçiliyor: Sessizlik sağlandı.

Ama bizler susmayacağız.

Kapılar kapanırsa, alışveriş durmaz sadece. Karşılaşmalar biter. Diyalog susar. Empati kesilir. Ve her şey yeniden en başa döner: Yani birbirinden korkan, duvarların arkasında yaşayan, nefretle beslenen iki toplum tablosuna…

Kıbrıs sorunu çözümsüzlüğe mahkûm olabilir ama halklar birbirine mahkûm değil. Bu adada ortak yaşamı mümkün kılacak tek yol, karşılıklı güvenin inşasıdır. Güven ise sadece siyasi görüşmelerle değil, adil uygulamalarla, insani yaklaşımlarla, hukukun üstünlüğüyle inşa edilir.

Bu davada bunların hiçbiri yoktu. Ne hukuk vardı, ne vicdan, ne de sağduyu.

Bu karar kime yarıyor?

Ne Kıbrıs Türk halkına ne de Kıbrıs Rum halkına. Bu karar, ancak Kıbrıs’ı bölmek isteyenlerin, savaş ve kriz üzerinden bölgesel planlar yapanların, Doğu Akdeniz’i çatışma zeminine dönüştürmeye çalışan güçlerin işine yarar.

Türkiye’de son yıllarda hızla artan askeri hazırlık, hipersonik füzeler, savaş dili, KKTC’yi askeri bir ileri karakola dönüştürme politikaları… Bunların hepsi bölgede tehlikeli bir denklem kuruyor.

İsrail’in ve ABD’nin açıklamaları, Yunanistan’la yapılan tatbikatlar, enerji savaşları… Tüm bu çemberin tam ortasında Kıbrıs duruyor. Ve şimdi bu karar, tam anlamıyla o çemberi ateşleyecek bir kıvılcım olabilir.

Kıbrıslı Türk toplumu, bu hukuksuzluğa sessiz kalmamalıdır.

Bu karar sadece 5 kişinin değil, tüm toplumun itibarıdır. Sivil toplum örgütleri, barolar, gazeteciler, sanatçılar, sendikalar ve siyasiler açıkça tavır koymalıdır. Çünkü bu mesele bir “mülk ziyareti” değil, bir halkın geleceğidir.

Sessiz kalanlar da tarih önünde sorumludur.

Bugün bu hukuksuzluğu alkışlayanlar, yarın kendi çocuklarının adını savunamayabilir. Çünkü adalet bir kez çöktü mü, onun altında hep birlikte kalırız.Uluslararası toplumun da gözünün içine baka baka yapılan bu zulme sessizlik, bizi yalnızlaştırır, izole eder, marjinalleştirir.

Yalnızca mahkemeye değil, kendimize de bir şey söylemeliyiz artık:

Bu bizim adımızadır mı?

Yoksa biz artık adımızdan da vazgeçtik mi?

Tarihe bu sorularla baş başa kalmadan önce harekete geçmeliyiz.













Başa dön tuşu