Garantörlük Maskesi Altındaki Gerçek: Sömürgecilik

“Hangi parti iktidara gelirse gelsin, Türkiye’nin garantörlük hakları bakidir” dedi Erdoğan.
Bu cümlenin altını kazıdığımızda karşımıza çıkan çıplak gerçek şudur: Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyinde garantörlük maskesi altında bir sömürge rejimi uygulamaktadır.
Garantörlük, 1960 Anayasası’ndan doğan uluslararası bir hukuk statüsü iken, bugünkü işleyiş Ankara’nın keyfi direktiflerinden öteye geçememektedir.
Garantörlüğü, halkın kendi iradesini belirleme hakkı ile bağdaştırmak mümkündür. Zira esasen garantörlüğün asli amacı, adadaki iki halkın güvenliğini teminat altına almak, onları korumaktır.
Oysa bugün gelinen noktada, “garantörlük” adı altında sürdürülen düzen, Kıbrıs Türk toplumunun iradesini boğmakta, siyasal tercihlerini değersizleştirmekte ve her seçim döneminde “kim aday olacak, kimi Ankara işaret edecek” tartışmasını zorunlu hale getirmektedir.
Sömürgeciliği görmezden gelip, buna “garantörlük” demek, yalnızca halkı kandırmaktır.
Zira sömürgeciliğin tanımı nettir: Bir toplumun kendi karar mekanizmalarının dışarıdan bir güç tarafından yönlendirilmesi, kaynaklarının başka bir ülkenin çıkarları için kullanılması ve siyasal temsil mekanizmasının bir vitrin haline getirilmesidir.
İşte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin fiili statüsü tam olarak budur.
Bugün Türkiye’den gelen siyasetçiler, “siz kimi seçerseniz seçin, fark etmez” diyerek aslında şunu demek istiyor: “Seçim sandığına gitmeniz, adayları dinlemeniz, tartışmanız bizim için sadece bir tiyatro. Son perdeyi biz kapatırız”
İşte bu, garantörlük değil, sömürgeciliğin ta kendisidir.
Burada asıl sorun şudur: Bu gerçeği dile getiremeyen, ya da cesaret edemeyen siyasi figürlerin toplumun önünde lider olarak durması mümkün değildir. Lider dediğin, halkının iradesini savunur; işgal altındaki bir statükoyu meşrulaştırmaz.
Lider dediğin, “Türkiye ne derse o olur” anlayışını kabul etmez; aksine “Kıbrıslı Türkler ne derse o olur” iradesini ortaya koyar.
Ne yazık ki mevcut düzende, Kıbrıslı Türkler kendi içinden çıkardığı siyasetçilerin Ankara’ya bakmadan tek başına karar verebilmesini sağlayamıyor.
“Evet, Türkiye’nin alt yönetimi olan KKTC’nin sözde Cumhurbaşkanı olabilirler” ifadesi bu yüzden boş bir abartı değildir; aksine acı bir gerçeğin özetidir.
Bugün KKTC Cumhurbaşkanı, uluslararası hukukta tanınmayan, içeride ise Ankara’nın çizdiği sınırları aşamayan bir makamdan ibarettir.
Eğer bu halk kendi iradesine sahip çıkmak istiyorsa, garantörlük ile sömürgeciliği ayırt etmek zorundadır.
Garantörlük, halkın güvenliğini sağlamak için vardır; sömürgecilik ise halkı susturmak ve iradesini yok saymak için.
Bu farkı dile getiremeyen hiçbir siyasetçi lider olamaz, sadece Ankara’nın memuru olur.
Ve unutulmamalıdır ki, halkın iradesi er ya da geç bu dayatmaları aşacaktır. Tıpkı tarihte birçok sömürge halkının yaptığı gibi.
Zira sömürgeciliğin en güçlü zırhı sessizliktir; en büyük düşmanı ise halkın yüksek sesle “Bu bizim irademizdir” demesidir.



















