InstagramKöşe Yazarlarımız

Sandık, Siyaset ve Dış Gölgeler: KKTC’nin Kırılma Noktası







Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılan her seçim, yalnızca adaylar arasında değil; iki farklı gelecek arasında bir tercihe dönüşüyor.

Bir yanda adanın iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümle yeniden birleşmesi; diğer yanda ise uluslararası meşruiyetten yoksun, Ankara’ya bağımlı bir “tanınma” hayali.

Bu ikilemde atılan her adım, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanların kaderini tayin ediyor.

Bugün gelinen noktada federasyon karşıtı söylemler giderek güçleniyor. “Tanınma” adı altında pazarlanan bu yolun, aslında sürdürülebilir hiçbir karşılığı yok: Dünya, iki devletli bir çözümü tanımıyor ve tanımayacak.

Kaldı ki, bu hayali besleyenler Kıbrıs’ın kuzeyini daha fazla izolasyon ve dışa bağımlılık içine itiyor. Bu tabloyu yaratan da yalnızca yerel siyasetçiler değil; Türkiye’den gelen doğrudan müdahaleler.

2020 seçimlerine dair yayımlanan bağımsız rapor, baskılar, tehditler ve organize yönlendirmeleri açıkça ortaya koydu. Halkın iradesi üzerinde “kardeş ülke”nin gölgesi, seçimlerin meşruiyetini tartışmaya açtı.

Bu gölgenin adı da aslında çok net: Türkiye’nin iç siyasetindeki aktörler, kendi iktidarlarını tahkim etmek için Kıbrıs’ın kuzeyinde sandığa müdahil oluyor.

TC İçişleri Bakanlığı döneminde Süleyman Soylu’nun kullandığı sert ve yönlendirici söylemler, bu gerçeğin yalnızca görünen kısmı.

Peki, halkın kendi geleceğini belirleyecek seçimlerde dış baskı belirleyici olursa, geriye nasıl bir irade kalır? Sandık, kimin için çalışır?

Asıl mesele şudur: Federasyon talebi, yalnızca bir “siyasi tercih” değil; Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanların güvenliği, uluslararası hukukta varlığı ve kimliklerini koruma mücadelesidir.

Federasyon hem Rum hem Türk toplumunun eşitliğini garanti altına alan, dünyayla bağ kurmanın tek gerçekçi yoludur.

Aksi, “tanınma” adı altında sürdürülen sahte bir bağımsızlık yanılsaması ve Ankara’nın vesayetini kalıcılaştırmaktan başka bir şey değildir.

Bugün federasyonu savunanlara yöneltilen saldırılar, aslında toplumun kendi geleceğini özgürce tartışma hakkına yapılan saldırıdır.

Eğer seçimler, dış müdahalelerle sonuçlanıyorsa; federasyon tartışması bile halkın iradesiyle değil, Ankara’nın planlarıyla şekilleniyor demektir.

İşte tam da bu nedenle federasyonun savunusu, yalnızca bir çözüm vizyonu değil; aynı zamanda demokrasinin, iradenin ve özgürlüğün savunusudur.

Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanların önünde zor bir tercih yok aslında. Zor olan, kendi geleceklerini dış baskılardan arındırıp sahiplenebilmek.

Bugün federasyondan yana tavır almak, yalnızca Rumlarla ortak bir devlet kurmak anlamına gelmez; aynı zamanda seçim sandığını, iradeyi ve toplumsal onuru Ankara’nın gölgesinden kurtarmak anlamına gelir.

Aksi halde, “tanınma” hayali uğruna kaybedilen şey; halkın kendi kaderini belirleme hakkı olacaktır.













Başa dön tuşu