InstagramKöşe Yazarlarımız

“Venezuela Operasyonu Güney Amerika’da Domino Taşı Etkisi Yapabilir”







Trump Yönetimi’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu “evinde” derdest edip, ABD yasaları çerçevesinde yargılamak üzere New York’a getirmesi, ardından Venezuela’nın yönetimine bizzat el konduğunu duyurması, son derece akışkan ve kırılgan olan küresel dengelerde yeni ve ucu açık bir dönüm noktası.

Soğuk Savaş bittikten sonra “Dünya Düzeni”nin demokrasi ve insan hakları eksenine oturduğu, dikta düzenlerinin bir bir çökeceği öngörülmüştü ama hepsi boş çıktı.

Son on yılda küresel dengeler despotlar lehine değişti, değişim devam ediyor ve şimdi yeni bir savaş döneminin eşiğindeyiz. Her geçen gün endişe artıyor, güç dengeleri parçalanıyor.

Son operasyon ardından tepkiler yavaş yavaş netleşmeye başladı. ABD Kongresi, BM ve NATO devre dışı, AB felç, Rusya ve Çin temkinli, Orta Doğu çalkantılı, İran karışık.

Trump’a tepkiler yoğunlaşıyor. İspanya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Meksika ve Uruguay hükümetleri, ABD’nin Venezuela’daki eylemlerinin “barış ve bölgesel güvenlik için son derece tehlikeli bir emsal oluşturduğunu ve sivil nüfusu tehlikeye attığını” belirten güçlü bir ortak bildiriyi dün yayımladı.

Vatikan da sessiz kalmadı. Papa Leo, Nicolas Maduro’nun ABD tarafından ele geçirilmesinin ardından insan haklarına saygı çağrısı yaptı, Venezuela’nın bağımsız kalması gerektiğini ifade etti.

Roma’daki Vatikan’da pazar duası sonrası kalabalıklara seslenen ve Peru’da uzun yıllar misyonerlik yapmış olan Papa, “Sevgili Venezuela halkının iyiliği, herhangi bir diğer hususun önünde gelmelidir” diye konuştu.

Beyaz Konut’ta dünyaya çok farklı prizmadan bakan bir ekip var. Bu ekibin gözü kara bir küresel siyasi mühendislik planına sahip olduğu da anlaşılıyor. Ama…

Bunun bir ‘ama‘sı da var.

Her şeyi bir fizik mühendisi gibi tasarlayamazsınız. Bunu Vietnam’da, Sovyetler’in Afganistan işgali sonrasında, daha sonra ABD’nin Irak’ı işgali ardından veya en son olarak da Libya’da gördük.

Küresel düzlemde siyasi mühendislik belli bir noktaya kadar işlev görüyor. Ve araya beklenmedik faktörler giriyor, genelde işler daha da karışıyor.

Bu aşamada Trump’ın Venezuela operasyonunu anlamaya çalışmak, en öncelikli konu.

Bunu, Latin Amerika konusunda en önde gelen Türk uzman sayılan Dr. İmdat Öner ile konuştum. Eski bir dışişleri diplomatı olan Öner, senatör olduğu sıralarda Florida International University’de uluslararası ilişkiler dersleri veren Marco Rubio’nun asistanıydı.

Doktorasını Venezuela üzerine yapmıştı. Halen de Latin Amerika’daki gelişmeleri yakın çekim izlemekte. Ben sordum, o yanıtladı.

****

Bu operasyon nedenleri ve sonuçları ile nasıl bir küresel çerçeveye oturuyor şu anki görünüm itibarıyla?

İ.Ö.: Trump’ın geçtiğimiz Ağustos’tan bu yana başlattığı Venezuela’ya yönelik bir tırmandırma politikasının sonucudur bu. Ağustos ayında Trump dedi ki: “Biz Venezuela’dan gelen göçmenler, Venezuela’dan gelen uyuşturucudan çok rahatsızız. Bu bizim için bir ulusal tehdit, bizim iyi çıkarlarımızı tehdit eden bir mesele haline geldi

Dedi ki “Maduro Venezuela’da ne kadar akıl hastanesi var, ne kadar hapishane var buraları boşalttı, bu göçmenleri benim ülkeme gönderdi. Şimdi burada kriminaller yaşıyor, bunlar suç işliyor ülkemde” diye belli bir siyasi propaganda yürüttü.

Daha sonra bu uyuşturucu meselesi… zaten New York’ta 2021 yılında Maduro hakkında başlatılmış bir soruşturma vardı. Bu da yine bu siyasi propagandaya ortak oldu. Burada hem uyuşturucu üzerinden hem de göçmen politikası üzerinden Venezuela’yı hedef aldı.

Tabii tek sebep ABD-Latin Amerika ilişkileri değil. Olayın bir de küresel boyuta bakan Çin, Rusya ve onların buradaki nüfuzunu kırma çabası var.

Bugün baktığımızda Trump yarıda kalan, 2019’da yarıda bıraktığı işi tamamlamakta.

Latin Amerika’da “pembe dalga” başladığında Rusya ve Çin’in ilk ve güçlü bir şekilde nüfuzlarını tesis etmeye başladığı yer Venezuela olmuştu. O yüzden Venezuela ABD için her zaman kritik öneme sahipti, bu nüfuzun kırılması bağlamında. Trump operasyonla bunu gerçekleştirmiş oldu.

***

Y.B.: Çerçeveyi şöyle genişletmiş olalım; Bu yıl ara seçimler yapılacak Amerika Birleşik Devletleri’nde. Birinci önemli nokta bu. İkincisi, uzunca bir süredir Venezuela’ya karşı daha geniş kapsamda bir askeri operasyonun yapılacağına dair çok net işaretler alınıyordu. Bu, “olacak mı olmayacak mı?“dan öte, “ne zaman olacak?” noktasına indirgenmiş bir gelişmeydi.

Şimdi “Venezuela’yı biz yöneteceğiz bundan sonra durum netleşene kadar” diyor Trump. Bu yeni bir durum. Aslında bu Latin Amerika’dan yakalanıp getirilen ilk lider değil Maduro. Daha önce benzeri yaşanmıştı: Panama lideri Noriega… 3 Ocak 1989’da yakalanıp Amerika’ya getirilmişti.

Ama fark şu; o zamanki Reagan yönetimi Noriega’yı yakalayıp getirdikten sonra Panama’daki gelişmeleri oluruna bıraktı.

Bu kez bir süper gücün bir başka ülkeye el koyması aslında bu yaşanan şey. Bu tabii öyle şakaya gelir bir şey değil, bir içtihat dahi oluşturabilir başka ülkeler için. Zaten Putin uzun zamandır bunu denemekteydi, şimdi buna Trump da eklenmiş oldu.

Görünür bir gerekçe var ama Trump’ın sürekli vurgu yaptığı bir şey var: İnanılmaz yeraltı zenginliğine sahip bir ülke burası. “Biz bu ülkeyi toparlarken bir anlamda oradaki zenginlikleri de kullanacağız, bize üç kuruş beş kuruş paraya bile mal olmayacak” diyor. “Enerji, enerji, enerji” diyor sürekli olarak.

Asıl gerekçe bu mudur? Bir süper gücün yakın arka bahçesiyle ilgili tümüyle kontrol alma operasyonunun bir ilk büyük adımı mıdır bu?

İ.Ö.: Evet, Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervine sahip. En büyük enerji kaynaklarına, işte altın da dahil, doğalgaz dahil farklı enerji kaynakları var. Yani böyle büyük bir enerji kaynağına sahip bir ülkenin son 10 yılda 8 milyon göçmen dışarıya verecek duruma gelmesi gerçekten çok ilginç bir konu. O yüzden olayın bu tarafına da bakmakta fayda var yani nasıl bu rejimin ayakta kaldığı, neden yıkılmadığı….

Ama bence Trump’ın bu politikasını belirleyen sadece bu petrol meselesi değildi. Bu bahsettiğim o ilk dönem yarıda kalan sözünün tamamlanmasıdır. (Dışişleri Bakanı) Marco Rubio’nun uzun süredir 2010’ların başından bu yana Venezuela’da rejim değişikliği politikasını sürekli canlı tutması…

Venezuela’daki rejimin yıkılmasıyla beraber Küba’daki rejimin de yıkılacağı… Aslında bunu bir domino taşı gibi düşünüyor hem Marco Rubio hem de Trump.

Evet petrol, ama ondan ziyade Amerika nüfuzunu (kıtada) tekrardan tesis edecektir. Venezuela ile başlayacak belki sonrasında Nikaragua, Küba, hatta Kolombiya, Meksika… Rejimler üzerinde baskı kurarak siyasetlerini yeniden üretme metodolojisini kurmak istiyor Trump.

Bildiğiniz gibi uzun bir süredir Trump Latin Amerika’da sağcı liderlere finansal destek sağlamaya başlamıştı. Arjantin’de Milei’yi gördük.

Geçtiğimiz Honduras seçimlerinde yine uyuşturucudan tutuklanmış eski Honduras başkanını affetti. Şili’de soldan sağa bir iktidar değişti. Kolombiya’da şimdi Pedro var, muhtemelen Trump oraya da ağırlığını koyacaktır.

Yani mesele sadece petrol meselesi değil. Trump Güney Amerika’yı kendi toprakları gibi görüyor. O yüzden Venezuela’da Maduro’nun görevden alınması bu yangının belki ilk kıvılcımı.

Petrol noktasına gelirsek, Maduro aslında çok açık bir çek vermişti Trump’a. Demişti ki, “Bana dokunmadığınız takdirde bütün ABD şirketlerine petrol kaynaklarını açacağım

Ama Trump buna ikna olmadı, çünkü Trump’ın kafasında rejim değişikliği bir kere yer etmişti. Şimdi paylaşmayı da ABD kendi kurallarına göre yapacak. “Çin’e de gerektiğinde petrol vereceğiz” dedi. Bu şunu söylüyor aslında: “Ben seninle doğrudan açık bir çatışmaya girmek istemiyorum Çin ve buradaki yönetimlere karışmadığın müddetçe ben sana belli ölçülerde bu ticareti yapma imkânı tanıyacağım

***

Y.B.: Girmek istemiyor ama Çin’in bu son durumu nasıl algılayacağı henüz netleşmiş değil. Bu tabii en kritik noktalardan bir tanesi.

Bütün bu olup bitenler ta başından beri Çin’in Chavez döneminden bu yana Venezuela’ya muazzam ilgi göstermesi ve şu an itibarıyla ihracatta ve ithalatta ABD’den sonra iki numaralı ülke olması.

Çin’in borç olarak verdiği rakam Venezuela’ya 60 milyar doları geçmiş durumda 2001’den bu yana. Bu hamle aslında bir anlamda Çin’e adı konulmamış dolaylı bir savaş ilanı olarak algılanmaz mı Çin tarafından?

İ.Ö.: Çin özellikle 2020’lerden sonra Venezuela’ya olan ilgisini giderek azalttı. Çünkü burada işleyen, Maduro yönetiminin yaptığı o petrol üretiminin Çin’in istediği seviyede olmadığı, yapılan yatırımın aslında çoğunun yolsuzluklarda kaybolduğu…

Bunu gördükten sonra Çin Maduro’dan ümidini kesmeye başlamıştı zaten…

***

Y.B.: Bir yerlerde karadelikte kayboldu o para…

İ.Ö.: Aynen, aynen. O yüzden olayları okurken Çin’in ben biraz daha pragmatik baktığını düşünüyorum. Eğer Maduro giderse yerine gerçekten bu petrol üretimi profesyonel anlamda üçe beşe katlanacak çok ciddi bir şey var.
Böyle bir durum varken hani Maduro’yla yola devam etmek mi yoksa daha profesyonel bir yatırımla yola devam etmesi mi arasında kaldı bence.

İkincisi son durum Çin’in stratejik çıkarları için daha uygun gibi. Zaten Maduro son beş yıldır Çin’den sürekli yatırım ve para talep ediyordu ama Çin’den tek bir yanıt alamadı. Hatta Trump’ın son tırmandırma politikasından sonra dahi Çin retorik dışında hiçbir destek bile vermedi.

Benzeri bir durum Rusya’yla da yaşandı. Putin retorik dışında hiçbir destek sağlamadı Maduro’ya. Mesela 2019’da Moskova’dan jetler kalkıp başkent Caracas’a indi sırf Maduro’yu koruyabilmek için, ama 2025’ten itibaren bu destek neredeyse sıfırlandı.

Rusya’nın da buna benzer şekilde baktığını düşünüyorum. Hatta Ukrayna üzerinde Putin’le Trump arasında Ukrayna-Venezuela bağlamında bir karşılıklı anlaşma bile olduğu kanaatindeyim. “Sen Venezuela’ya karışma bundan sonra, ben de Ukrayna’da mümkün olduğunca sana belli kolaylıklar sağlayacağım” şeklinde.

***
Y.B.: Çin çekilir mi yavaş yavaş Venezuela’dan?

İ.Ö.: Çin çekilmeyecek, sadece bunu yatırımlarıyla devam ettirmeye çalışacak ve mümkün olduğunca Maduro yönetimine verdiği borcun ne kadarını geri alıp alamayacağı konusu bence gündeme gelecek. Ki Trump’la Xi Jinping arasında da bence böyle bir müzakerenin yapılabileceğini de düşünüyorum.

***

Y.B.: Az önce bir domino etkisi yaratma iradesinden söz ettiniz. Bu tabii sadece Nikaragua veya diğer ülkeler için değil, aynı zamanda Latin Amerika’nın en büyük ülkesi olan Brezilya’nın lideri Lula için de iyi bir haber değil. Rubio da bugünkü basın toplantısına Trump’ın kendisine söz vermesi üzerine konuyu Küba’ya getirdi. Küba’nın yönetimindeki kişilerin bunak olduğunu, hiçbir şeyi yönetemez hale geldiklerini tekrarladı, kapıları açık bıraktı. Nasıl bir gelecek bekliyor bu liderleri?

İ.Ö.: Genel olarak tarihsel anlamda baktığımızda Latin Amerika’daki bu birlik projesi zaten hiçbir zaman oturmadı. Hep bu sağ-sol sarkaç arasında gidip geldi seçimler üzerinden.

O yüzden Latin Amerika’da, Trump varken böyle kısa dönemde bir birlikteliğin Trump’ın agresif siyasetine karşı bir şey oluşacağını tahmin etmiyorum. Tam tersi sağda şu an aşırı bir Trump yönelimli siyaset gelişiyor.

Arjantin destek verdi, Şili yeni gelen lider keza öyle. Buradaki aktörlerin hepsi şu an tam Trump çizgisinde “evet Maduro gitmeli…” hep bu şekilde baskı üzerine gidiyordu. Şimdi Maduro’nun gitmesiyle beraber gözler Nikaragua ve Küba bence en öncelikli iki aktör.

***

Y.B.: Bu son operasyonda Rubio’nun rolü gözden kaçmamalı, haksız mıyım? Siz onu yakından tanıyorsunuz…

İ.Ö.: Kesinlikle. Zaten ben size şunu söyleyeyim; bu operasyon tamamen Marco Rubio’nun eseri, mimarı o.
Küba konusu onun için çok hassas bir çizgi. Ailesi Kübalı sürgün şeklinde gelmiş, ailesi oradaki bütün mal varlığını kaybetmiş. Rubio Florida’da, Kübalıların çok yoğun yaşadığı ortamlarda, Küçük Havana dediğimiz buralarda yetişen birisi ve rejimin yıkılması için her şeyi yapıyor.

Marco Rubio’un Dışişleri Bakanı seçilmesi demek Latin Amerika’nın hiç tahmin etmeyeceğimiz şekilde Amerika’nın gündemine girmesi demek. Hatta şunu da öngörmek mümkün; Küba’daki rejimin günleri de sayılı olabilir.

***
Y.B.: Gelelim iç siyasete… Trump’ın çizdiği bir koreografi var; bir ara seçim dönemi bu ve Trump Kongre’nin onayına ihtiyaç duymamak için askeri müdahaleyi uyuşturucu karşıtı operasyon olarak niteledi, dolayısıyla Kongre’yi de bypass etmiş oldu. Bu gelişme sürer ve daha da tırmanırsa bir “savaş hali” (state of war) meselesi de ortaya çıkacak. Bu onun yetkilerini daha da genişletecek.

İ.Ö.: Trump önünde birkaç senaryo vardı. Bir tanesi Maduro’ya “Türkiye, Katar gibi ülkelerin birini seçip buralara rahatça git yaşa” dedi, ama Maduro reddetti. İkinci ihtimal ise bir hava operasyonuyla alınmasıydı; bu gerçekleşti.

Bir başka ihtimal de doğrudan bir askeri müdahaleydi ama, ondan korkuyordu Trump, çünkü bunun Libya, Afganistan ve Irak çağrışımı yaptıracağını biliyordu. İkinci ihtimali kullandı.

Trump şu yüzden ikna oldu bu operasyona: Arka tarafta Maduro’nun ekibiyle anlaşıldı, bir müzakere yapıldı. Ordunun başındaki Lopez gibi isimlerle uzlaşılması ardından bu operasyon gerçekleşti.

***
Y.B.: Ara seçimlere kadar bu savaş hali veyahut fiili gerilim hali devam ettirilebilir Beyaz Saray tarafından…

İ.Ö.: Venezuela tamamen Beyaz Saray’ın gündeminde olacak ara seçime kadar. Çünkü Trump’ın ekonomi karnesi çok zayıf, göçmenler konusunda çok ciddi tepkiler alıyor, bu durum onun elinde güçlü bir koz olacak.

***
Y.B.: Şimdi, Maduro tutuklanıp yargılanmaya başlayacak; burada uyuşturucu sevkiyatı bakımından önde olan bir ülke Venezuela. Yargılama sırasında ne gibi gerçekler ne ölçüde ortaya çıkacak ve çıkarsa Trump yönetiminin elinde bir koz olarak mı somutlaşacak?

İ.Ö.: Şu anda bence zaten uyuşturucu trafiğiyle ilgili ABD’nin ihtiyacı olan tüm bilgiler elinde var, belgelenmiş durumda. Ben burada daha çok Maduro’nun biraz daha gizli kapaklı ilişkilerinin ortaya dökülebileceğini düşünüyorum; mesela Türkiye gibi, ya da İran, Rusya gibi ülkelerle ilişkilerinin ortaya dökülmesini… Çünkü bu noktalarda olayların biraz daha böyle rüşvet, yolsuzluk noktasına varan alengirli tarafları var.

***
Y.B.: Tekrar büyük resme geri dönecek olursak, Trump’ın “Amerika bizim ülkemizin bahçesidir” meselesi gündeme geldiğinde bir büyük küresel paylaşım mı söz konusu olacak? O zaman Avrupa, Rusya’nın Ukrayna ötesindeki niyetleri açısından çok daha kırılgan bir hale mi geliyor?

İ.Ö.: Bence Avrupa bu mesajı aldı. Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi ve Çin’in Tayvan’a müdahalesi gibi… bunların daha yapılabilir hale geldiği ve Avrupa gibi aradaki aktörlerin boşluğa düştüğü bir döneme gidiyoruz bence. Uluslararası konjonktür artık biraz daha bu tür şahsi operasyonların uluslararası hukuk çok kaale alınmadan yapılabileceği mesajını veriyor. Trump’ın Tayvan’ı çok önemseyeceğini düşünmüyorum, çünkü dediği gibi “America First” (Önce Amerika)













Başa dön tuşu