InstagramKöşe Yazarlarımız

Karanlığın Kasetleri ve Devletin Suskunluğu







Kuzey Kıbrıs bir süredir yalnızca bir ada değil, aynı zamanda ağır iddiaların, kirli ilişkilerin ve cevapsız soruların merkezinde duran bir ülke görüntüsü veriyor.

Kumarhane ve sanal bet dünyasının en bilinen isimlerinden biri olan Halil Falyalı’nın en yakınındaki isimlerden biri olarak anılan Cemil Önal’ın ses kayıtlarına yansıdığı öne sürülen iddialar, artık görmezden gelinebilecek, halının altına süpürülebilecek iddialar değildir.

Bu kayıtların içeriğinde, rüşvetin nasıl verildiği, kimler aracılığıyla taşındığı ve hangi siyasi bağlantılara uzandığı yönünde vahim iddialar olduğu konuşuluyor.

Burada durup herkesin kendisine sorması gereken basit bir soru vardır:

Bu iddialar doğru mu, değil mi?

Eğer doğru değilse, bunu ortaya çıkarmanın yolu bellidir: soruşturma.

Eğer doğruysa, o zaman ortada yalnızca bireysel suçlar değil, devletin kalbine kadar sızmış bir çürüme var demektir.

Ama asıl tehlikeli olan, bu iddiaların büyüklüğünden çok, devletin bu iddialar karşısındaki sessizliğidir.

Sessizlik, masumiyetin değil; çoğu zaman korkunun, çaresizliğin veya suç ortaklığının en büyük göstergesidir.

Kuzey Kıbrıs’ın adı yıllardır aynı karanlık başlıklarla anılıyor:

Kara para aklama

Kumarhane ve sanal bet imparatorlukları

Gece kulüplerinde kadın ticareti iddiaları

Organize suç ilişkileri

Bu tablo, tesadüfen oluşmuş bir tablo değildir.

Organize suç, ancak siyasi koruma varsa büyür.

Mafya, ancak görmezden gelinirse güçlenir.

Ve kara para, ancak siyasi irade yoksa ülkenin damarlarına kadar sızar.

Bugün gelinen noktada, Kuzey Kıbrıs’ın itibarı ağır bir yara almıştır.

Bu yara, dedikodularla değil, şeffaf ve bağımsız soruşturmalarla temizlenebilir.

İddiaların odağında isimleri geçen dönemin ve bugünün en üst düzey siyasi makamlarında bulunan kişiler vardır. Bunların başında 5’nci Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ve Başbakan Ünal Üstel gelmektedir.

Burada mesele kişiler değil, makamların itibarının korunmasıdır.

Eğer bir ülkede Cumhurbaşkanı ve Başbakan hakkında bu düzeyde iddialar konuşuluyor ve savcılık harekete geçmiyorsa, o ülkede hukuk devletinden söz etmek mümkün değildir.

Soruşturma açılması, bir suçluluk ilanı değildir.

Tam tersine, soruşturma açılmaması, toplum vicdanında kalıcı bir şüphe yaratır.

Masum olanın korkacağı hiçbir şey yoktur.

Ama hukuk işlemiyorsa, herkes kaybeder.

Şimdi gözler savcılıkta ve polistedir.

Bu iddialar bir ihbardır.

Ve hukuk devletinde ihbar görmezden gelinemez.

Savcılığın görevi siyasi hesap yapmak değildir.

Savcılığın görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır.

Polisin görevi güçlüyü korumak değil, hukuku korumaktır.

Eğer bugün bu yapılmazsa, yarın bu ülkenin çocuklarına bırakılacak olan şey bir devlet değil, suç düzeni olacaktır.

Bugün aslında yargılanan kişiler değil, Kuzey Kıbrıs’ın kendisidir.

Bu ülke ya hukukun üstün olduğu bir yer olacak…

Ya da mafyanın gölgesinde yaşamaya mahkûm bir yer olarak anılacaktır.

Ortası yoktur.

Savcılık harekete geçmelidir.

Polis gereğini yapmalıdır.

Ve gerçek, kimden ve nereye uzanırsa uzansın ortaya çıkarılmalıdır.

Çünkü adaletin sustuğu yerde, çete düzeni konuşur.

Ve hiçbir toplum, adalet olmadan ayakta kalamaz.













Başa dön tuşu