InstagramKöşe Yazarlarımız

Barut Fıçısının Üzerinde Yaşamak







Kıbrıs adası bugün tarihinin belki de en tehlikeli dönemlerinden birinden geçiyor. Coğrafyamız küçük olabilir ama üzerinde dönen hesaplar büyüktür.

Doğu Akdeniz’in ortasında duran bu ada, yıllardır büyük güçlerin askeri planlarının merkezinde yer alıyor. Bu nedenle bugün dürüstçe kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz gerçekten bağımsız bir ülkede mi yaşıyoruz, yoksa askeri üslerle çevrili bir coğrafyada mı hayat sürüyoruz?

1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, üç garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın garantörlüğü altında kuruldu. Ancak geçen yıllar içinde bu garanti sistemi adanın güvenliğini sağlamaktan çok, adayı askeri güçlerin konuşlandığı bir üsler ağına dönüştürdü.

Özellikle Ağrotur Üssü ve Dikelya Üssü gibi İngiliz askeri üsleri bugün sadece Kıbrıs için değil, tüm Orta Doğu için operasyon merkezleri haline gelmiştir.

Bu üsler yıllardır farklı savaşlarda kullanıldı. Orta Doğu’daki birçok askeri operasyonun planlandığı ve yürütüldüğü yerler bu üsler oldu. Yani biz Kıbrıslılar, kendi irademiz dışında yürütülen savaşların gölgesinde yaşamaya mahkûm bırakıldık.

Bugün ada üzerinde Türk askeri var, Yunan askeri var, İngiliz askeri var. Radar sistemleri var, hava üsleri var, askeri tesisler var.

Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti ve bölgesel savaşlar düşünüldüğünde bu askeri varlığın Kıbrıs’ı nasıl bir hedef haline getirdiğini görmek için strateji uzmanı olmaya gerek yok. Eğer yarın bölgede büyük bir savaş çıkarsa, Kıbrıs bu savaşın ortasında kalacaktır.

Ve acı gerçek şudur: Böyle bir durumda en büyük bedeli yine Kıbrıslılar ödeyecektir.

Biz bu filmi daha önce gördük. 1963’te, 1974’te gördük. Evlerimizi kaybettik, insanlarımızı kaybettik, şehirlerimiz bölündü. Bir nesil savaşın acısıyla büyüdü. Ama görünen o ki bu acılardan ders almak yerine aynı düzeni sürdürmeye devam ediyoruz.

Bugün Kıbrıs adası adeta bir barut fıçısına dönmüştür.

Üstelik bu durum sadece güvenlik meselesi de değildir. Bu aynı zamanda egemenlik meselesidir. Çünkü bir ülkenin topraklarında yabancı askeri üsler varsa, o ülkenin egemenliği tartışmalı hale gelir. Eğer bir ülkenin kaderi başka ülkelerin askeri stratejilerine bağlıysa, o ülke gerçek anlamda bağımsız değildir.

Kıbrıs halkı artık bu gerçeği görmek zorundadır.

Bizim geleceğimiz askeri üslerde değil, barışta yatmaktadır. Bizim kurtuluşumuz silahlarda değil, siyasette yatmaktadır. Kıbrıs’ı kalıcı bir barışa götürebilecek tek yol ise askerden ve silahtan arındırılmış, egemen ve ortak bir federasyon modelidir.

Federasyon demek teslimiyet değildir. Federasyon demek ortak yaşamdır. Federasyon demek iki toplumun eşit haklarla aynı adada barış içinde yaşamasıdır. Federasyon demek Kıbrıs’ın savaşların ileri karakolu değil, barışın adası olmasıdır.

Bugün dünyada birçok ülke askerden arındırılmış modellerle yaşamaktadır. Küçük ülkeler güvenliklerini askeri blokların parçası olarak değil, uluslararası hukuk ve diplomasi üzerinden sağlamaktadır. Kıbrıs için de mümkün olan yol budur.

Eğer gerçekten çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak, eğer gerçekten bu adada barış içinde yaşamak istiyorsak artık cesur bir karar vermek zorundayız.

Kıbrıs askeri üslerin adası olmamalıdır.

Kıbrıs savaşların ileri karakolu olmamalıdır.

Kıbrıs başkalarının hesaplarının merkezi olmamalıdır.

Kıbrıs, Kıbrıslıların ülkesi olmalıdır.

Bugün yapılması gereken şey çok açıktır: Garantörlük sistemi sona ermeli, yabancı askeri varlıklar adadan çekilmeli ve Kıbrıs askerden ve silahtan arındırılmış egemen bir federasyon olarak yeniden kurulmalıdır.

Çünkü barut fıçısının üzerinde yaşamaya devam edersek, bir gün o fıçı mutlaka patlar.

Ve o patlamada en büyük zararı yine biz görürüz.

Kıbrıslılar artık bunu görmek ve kendi geleceklerini kendi ellerine almak zorundadır. Çünkü bu ada bizimdir. Bu topraklar bizimdir. Ve bu adanın kaderini belirleme hakkı da sadece Kıbrıslılara aittir.













Başa dön tuşu