Enerjinin Küçük Kavşağı: Kahire ve Tel Aviv’den Bakınca Kıbrıs

Kıbrıs’a Kahire’den ve Tel Aviv’den bakınca, siyasi sorunun yanında başka bir harita daha görünür: enerji haritası.
Bu haritada sınırlar sadece müzakere masalarında çizilmez. Gaz sahaları, boru hatları, sıvılaştırma tesisleri, elektrik kabloları, limanlar, deniz yetki alanları ve güvenlik anlaşmaları da adanın ne anlama geldiğini belirler.
Kıbrıs bizim için çözüm bekleyen bir adadır. Kahire ve Tel Aviv için ise aynı ada, enerji yollarının, bölgesel iş birliklerinin ve Avrupa’ya açılan hatların bir parçasıdır.
Önce Kahire’den başlayalım.
Mısır açısından Kıbrıs’ın önemi son yıllarda daha somut hale geldi. Çünkü Kıbrıs açıklarındaki doğal gaz kaynakları, Mısır’ın Doğu Akdeniz’de enerji merkezi olma iddiasını güçlendirebilecek bir imkân sunuyor.
Mısır’ın bölgedeki avantajını şöyle anlatabiliriz: Kıbrıs’ın gazı var; Mısır’ın ise bu gazı işleyip sıvılaştırabilecek altyapısı var.
Bu denklemde Kıbrıs kaynak sahibi, Mısır ise kaynakları pazara ulaştırabilecek kapı konumundadır.
Bu yüzden Kıbrıs-Mısır enerji iş birliği sadece iki ülke arasındaki teknik bir anlaşma değildir. Doğu Akdeniz’deki enerjinin Avrupa’ya nasıl taşınacağı sorusunun da bir cevabıdır.
Kıbrıs açıklarındaki gazın Mısır’a taşınması, orada işlenmesi, sıvılaştırılması ve Avrupa’ya yeniden ihraç edilmesi planı, Kahire’nin bölgesel rolünü güçlendirir.
Mısır bu sayede yalnızca kendi gazını satan bir ülke değil, Doğu Akdeniz gazını dünyaya ulaştıran bir merkez olma iddiasını da büyütür.
Kahire’den bakınca Kıbrıs bu yüzden küçük bir ada değil; kullanılabilir, bağlanabilir ve Avrupa’ya yönlendirilebilir bir enerji kaynağıdır.
Enerji meselesinin sadece ekonomi olmadığını da eklemem gerekiyor. Doğal gaz, Doğu Akdeniz’de diplomasiye de dönüşür.
Kim kiminle anlaşma yapıyor, gaz kimin tesislerinden geçiyor, hangi limanlar kullanılıyor, hangi şirketler sahaya giriyor, hangi ülkeler dışarıda kalıyor? Bunların hepsi dikkatle analiz edilmesi gereken siyasi sonuçlar doğurur.
Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun Kahire merkezli oluşu da tesadüf değildir. Mısır bu forum üzerinden üretici, tüketici ve transit ülkeleri aynı masaya getirmeye çalışırken, kendisini bölgenin enerji diplomasisi merkezlerinden biri olarak konumlandırmaktadır.
Kıbrıs bu masada önemli bir parçadır. Fakat bu masada herkes aynı ölçüde temsil edilmez.
Kıbrıslı Türkler açısından sıkıntı tam burada başlar. Kıbrıs çevresindeki doğal kaynaklar bütün adanın geleceğini ilgilendirirken, enerji anlaşmaları çoğu zaman Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden yapılır.
Bu durum uluslararası hukuk açısından şaşırtıcı değildir, çünkü tanınan devlet Kıbrıs Cumhuriyeti’dir. Fakat siyasi açıdan Kıbrıslı Türklerin dışarıda kalma hissini derinleştirir.
Enerji, teorik olarak iki toplum arasında iş birliği zemini yaratabilecek bir başlık olabilirdi. Ortak komiteler, gelir paylaşımı, güven artırıcı adımlar ve karşılıklı bağımlılık üzerinden çözümü destekleyebilirdi.
Kıbrıs Türk tarafı da yıllar içinde hidrokarbonlar konusunda ortak komite, eşit haklar ve gelir paylaşımı gibi öneriler ortaya koydu.
Fakat bugüne kadar enerji daha çok yeni ittifaklar, dışlanma hissi ve deniz yetki alanı gerilimleri üzerinden tartışıldı. Bu yüzden “gaz bulunursa çözüm kolaylaşır” beklentisi fazlasıyla iyimser kaldı. Kaynaklar hiçbir yerde tek başına barış üretmez. Hatta iyi yönetilmezse, mevcut güvensizlikleri daha da büyütebilir.
Tel Aviv’den bakınca ise Kıbrıs’ın anlamı Kahire’den biraz farklı ama yine de bağlantılıdır.
İsrail için Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de yakın, güvenilir ve Avrupa’ya açılan bir temas noktasıdır. Enerji bu ilişkinin önemli başlıklarından biridir. Güvenlik, deniz yolları, elektrik bağlantıları, kriz dönemlerinde lojistik ve bölgesel ortaklıklar da bu bakış çerçevesinin diğer parçalarıdır.
İsrail’in enerji denkleminde Kıbrıs hem coğrafi yakınlık hem de Avrupa Birliği ile bağlantı anlamına gelir. İsrail kendi doğal gazını bölgesel etkiye dönüştürmeye çalışırken, Kıbrıs ve Yunanistan hattı Tel Aviv için Avrupa’ya açılan siyasi ve teknik bir güzergâh yaratıyor.
Great Sea Interconnector bu nedenle yalnızca bir elektrik kablosu projesi değildir. Teknik ve mali açıdan ciddi zorluklar taşısa da tamamlanabilirse, İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan’ı birbirine bağlayacak ve Kıbrıs’ın enerji izolasyonunu azaltacaktır.
İsrail için ise Avrupa elektrik sistemiyle bağlanacak stratejik bir hat olacaktır.
Bu proje de kolay ilerlemiyor. Maliyet, finansman, teknik zorluklar ve Doğu Akdeniz’deki jeopolitik gerilimler projenin önünde duruyor.
Yine de siyasetin bir güç bilimi olduğunu ve projelerin kendisi kadar, onların temsil ettiği yönün de önemli olduğunu hatırlamakta fayda var. Great Sea Interconnector, Kıbrıs’ın yalnız bir ada olmaktan çıkarılıp en azından güneyinin bölgesel bağlantıların merkezine yerleştirilme arzusunu temsil ediyor.
Tel Aviv açısından Kıbrıs aynı zamanda güvenlik bakımından da önemlidir. İsrail’in “bölgesel krizlere” karşı daha geniş bir ortaklık ağına ihtiyacı var.
İsrail açısından Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasındaki üçlü iş birliği, sadece enerji değil, deniz güvenliği, savunma, kriz yönetimi ve diplomatik yakınlaşma açısından da önemli bir değer taşıyor.
Gazze savaşı döneminde gündeme gelen Amalthea deniz koridoru da Kıbrıs’ın kriz zamanlarında nasıl bir lojistik temas noktası olabileceğini gösterdi. Kıbrıs, Gazze’ye insani yardım ulaştırılması için denizden bir geçiş noktası olarak düşünüldüğünde, adanın değeri sadece gaz sahalarıyla değil, dünyanın en sıcak kriz coğrafyasına yakınlığıyla da ön plana çıktı.
Kıbrıs’ın jeopolitik konumu her farklı ülkenin bakış açısında olduğu gibi, burada yeniden karşımıza çıkar. Ada küçük olabilir ama İsrail’e, Mısır’a, Suriye’ye, Lübnan’a, Türkiye’ye ve Süveyş hattına yakınlığı nedeniyle kriz dönemlerinde değeri artar.
Bu iyi bir şey mi? Doğru yönetilirse evet. Yönetemezseniz, birileri gelir ve sizin yerinize yönetir. Bu her zaman böyledir.
Kahire ve Tel Aviv’den bakınca Kıbrıs’ın önemi biraz da burada birleşir. Mısır için Kıbrıs, gazın işlenip pazara ulaştırılabileceği bir kaynak alanıdır. İsrail için Kıbrıs, Avrupa’ya bağlanan enerji ve güvenlik hattının parçasıdır. İkisi için de ada, sadece Kıbrıs sorunundan ibaret değildir.
Fakat bizim açımızdan kritik soru yine aynı. Bu enerji ve güvenlik haritalarının içinde Kıbrıslılar nerede duruyor?
Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Rum tarafı bu projeler sayesinde bölgesel değerini artırırken, Kıbrıslı Türkler çoğu zaman masanın dışında kalıyor.
Türkiye ise bu dışlanmayı kendi Doğu Akdeniz politikasının merkezine yerleştiriyor. Maalesef hâl böyleyken enerji, iş birliği doğurabilecek bir alan olmaktan çıkıp yeni kamplaşmaların dili haline gelebiliyor.
Burada Türkiye üzerinden geçecek enerji hatları meselesini de ciddiyetle konuşmak gerekir. Eğer meseleye yalnızca ekonomik akıl ve fizibilite açısından bakılsaydı, Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya yönlendirilmesi en azından masadaki en makul seçeneklerden biri olurdu. Coğrafya bunu söylüyor.
Mesafe bunu söylüyor. Türkiye’nin mevcut enerji altyapısı ve Avrupa pazarına bağlantısı da bunu söylüyor. Hatta söylemekle kalmıyor, bağırıyor.
Kıbrıslı Türkler ve Türkiye de uzun süredir bu denklemde dışarıda kalmak istemiyor. Hidrokarbon kaynaklarının paylaşımı, ortak yönetimi ve gerektiğinde Türkiye üzerinden pazara ulaştırılması, Kıbrıslı Türkler için hem ekonomik hem de siyasi bir denge arayışı anlamına geliyor.
Bu yazı dizisinde hep gerçeklerden bahsettim, burada da bozmayalım. Ekonomik olarak mantıklı görünen bir hat, her zaman siyasi olarak kolayca uygulanabilir hale gelmez. Kıbrıs sorunu çözülmeden, Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişki kurulmadan ve iki toplum arasında güven tesis edilmeden, bu seçenek kâğıt üzerinde güçlü ama pratikte zor bir ihtimal olduğunu görmemiz gerekiyor.
Yine de bu ihtimali tamamen dışlamamak da lazım. Çünkü bazen çözüm arayışı, tarafların birbirine güvenmesinden önce, birbirine ihtiyaç duyduğunu kabul etmesiyle başlar.
Enerji tam da böyle bir alan olabilir.
Türkiye üzerinden daha ekonomik ve daha mantıklı bir Avrupa bağlantısı kurulması, Kıbrıslı Türkleri de enerji dengesinin içine sokabilecek bir zemin yaratabilir.
Böyle bir model, yalnızca Türkiye’nin çıkarına değil, Kıbrıs’ın tamamının, Avrupa’nın ve hatta bölgesel istikrarın çıkarına da hizmet edebilir.
Ama bunun için enerji, sadece egemenlik iddiasının veya dışlama politikasının aracı olarak değil, karşılıklı bağımlılık yaratabilecek bir fırsat olarak görülmelidir.
Bu durum sadece Kıbrıslı Türkler için değil, adanın tamamı için de önemlidir. Çünkü enerji projeleri kalıcı barışın yerine geçemez.
Boru hatları, kablolar ve gaz sahaları bir ülkenin jeopolitik değerini artırabilir ama toplumlar arasındaki güvensizliği tek başına ortadan kaldırmaz.
O yüzden enerji politikalarından bahsederken bunun siyasi, ekonomik ve sosyal başlıklarını da iyi irdelemek gerekiyor.
Eğer enerji gelirleri, güvenlik iş birlikleri ve bölgesel anlaşmalar iki toplumdan birini görünmez kılıyorsa, bu projeler çözüm umudunu güçlendirmek yerine statükoyu daha karmaşık hale getirebilir.
Bu yüzden, Kıbrıs’ın enerji haritasında değer kazanması elbette önemlidir. Ama bu değerin kime ait olduğu, nasıl paylaşıldığı ve adadaki çözüm ihtimalini nasıl etkilediği daha da önemlidir.
Kahire’den bakınca Kıbrıs, Mısır’ın enerji merkezi olma iddiasını güçlendiren bir kaynak alanıdır. Tel Aviv’den bakınca ise Kıbrıs, Avrupa’ya uzanan enerji ve güvenlik hattının parçasıdır.
Türkiye’den ve Kıbrıs Türk tarafından bakınca ise enerji politikalarının farklı başlıkları vardır. Doğu Akdeniz gazı, daha kısa, daha ekonomik ve daha gerçekçi bir güzergâh üzerinden Avrupa’ya taşınabilir; bu güzergâh aynı zamanda Kıbrıslı Türkleri de oyunun dışında kalan bir toplum olmaktan çıkarabilir.
Bunun için ise kusursuza yakın bir diplomasi yürütülmesi gerekiyor.
Başarı, ancak özne olduğumuzu hatırlayıp kendimize güvenerek gelebilir.
***
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 3. bölümü “Küçük Ada Büyük Rekabet: Vaşington ve Moskova’dan Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 2. bölümü “Üs, Sınır ve Yarım Kalmış Avrupa: Londra, Brüksel ve Paris’ten Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 1. bölümü “Kendi Küçük, Haritası Büyük Ada: Ankara ve Atina’dan Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.
5. ve son bölüm “Başkalarının Haritasında Kendi Yerimizi Aramak” yarın www.ozgurgazetekibris.com‘da




















