
Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO), ülke sanayisinin içinde bulunduğu durumu rakamlarla özetleyerek, sanayi sektörünün Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payının 2020 yılında yüzde 9,7 iken 2024 yılında yüzde 45 azalarak, yüzde 6,7’ye gerilediğine işaret edildi.
Sanayinin yalnızca fabrikalardan ibaret olmadığına, sanayicinin bugüne kadar tüm zorluklara rağmen üretmekten vazgeçmediğine, kriz dönemlerinde dahi fabrikalarının bacasını tüttürmeye, çalışanlarını korumaya ve ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam ettiğine işaret edilen açıklamada, “Ancak fedakârlığın da bir sınırı vardır. Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, üretime yönelik hedefli teşviklerin uygulanması, finansmana erişimin kolaylaştırılması, yerli üreticiyi haksız rekabete karşı koruyacak mekanizmaların oluşturulması ve sanayiyi güçlendirecek uzun vadeli politikaların hayata geçirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur” denildi
KTSO: Sanayiciler, artan maliyetler ve yetersiz destekler nedeniyle her geçen gün daha ağır bir yükün altında kaldı
Yazılı açıklama yapan oda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin üretim gücü olan sanayi sektörünün, son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşadığına işaret ederek; üretmeye, yatırım yapmaya, istihdam sağlamaya ve ülke ekonomisine katkı koymaya devam eden sanayicilerin, artan maliyetler ve yetersiz destekler nedeniyle her geçen gün daha ağır bir yükün altında kaldığını belirtti.
Oda açıklamasında, bugün birçok sanayi işletmesinin ayakta kalabilmek için büyük bir özveriyle mücadele ettiği söyleyenerek, “Bazı işletmeler üretim kapasitesini azaltmak, bazıları yatırımlarını ertelemek, bazıları ise istemediği halde çalışanlarını işten çıkarmak zorunda kalmaktadır. Bu tablo yalnızca sanayicinin değil, ülke ekonomisinin de geleceği açısından ciddi bir uyarıdır” ifadeleri kullanıldı.
“Üretimin zayıfladığı bir ekonominin uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir”
Sanayinin içinde bulunduğu sıkıntıların ekonomik verilerde de açıkça görüldüğü belirtilen açıklamada, sanayi sektörünün Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payının 2020 yılında yüzde 9,7 iken 2024 yılında yüzde 45 azalarak, yüzde 6,7’ye gerilediğine işaret edildi.
Açıklamada, “2026 yılı tahmini verileri bu gerilemenin devam ettiğine işaret etmektedir. İmalat sanayisinin GSYH içindeki payının da yüzde 2,5’ten yüzde 2,0’ye düşmesi, ekonomimizin üretimden uzaklaşıp hizmet ve tüketime dayalı bir yapıya sürüklendiğini göstermektedir. Üretimin zayıfladığı bir ekonominin uzun vadede sürdürülebilir olması mümkün değildir” denildi.
“Üretimi desteklemesi gereken teşvik mekanizmaları, hedef odaklı olmaktan uzaklaştı”
“Sanayici bugün yalnızca üretim yapmanın mücadelesini vermemektedir” denilen Sanayi Odası açıklamasında, yüksek enerji maliyetlerinin, hızla artan iş gücü giderlerinin, hayat pahalılığının, devletin uyguladığı doğrudan ve dolaylı vergilerin, döviz üzerinden temin edilen hammaddenin, yüksek navlun ücretlerinin, yurt dışından getirilen makine ile yedek parça maliyetleri ve onlar için ödenen vergilerin; üretim yapmayı her geçen gün daha da zorlaştırdığı vurgulandı.
Sanayi Odası açıklamasında, “Buna ek olarak, yerli üretici çoğu zaman ithal ürünlerle eşit olmayan koşullarda rekabet etmek zorunda bırakılmaktadır. Sanayicinin rekabet ettiği ürünler, geldikleri ülkelerde çok yüksek oranda ve imkanlarla teşvik edilmektedir. Ülkemizde ise üretimi desteklemesi gereken teşvik mekanizmaları, hedef odaklı olmaktan uzaklaşmıştır” denildi.
“Uygun koşullu kredi imkanları yetersiz kaldı”
Sanayiye yönelik hazırlanması gereken desteklerin, üretim yapmayan veya aynı ihtiyaçlara sahip olmayan sektörlere de yaygınlaştırıldığına, böylece sınırlı kamu kaynakları gerçek üreticiyi güçlendirmek yerine etkisini kaybettiğine işaret edilen açıklamada, üretim yapan sanayicinin finansmana erişiminin de ciddi bir sorun haline geldiği, uygun koşullu kredi imkanlarının yetersiz kaldığı kaydedildi.
“Artık sanayiye bakış açısının değişmesi gerekmektedir”
Açıklama şöyle devam etti;
“Sanayi yalnızca fabrikalardan ibaret değildir. Sanayicimiz bugüne kadar tüm zorluklara rağmen üretmekten vazgeçmemiştir. Kriz dönemlerinde dahi fabrikalarının bacasını tüttürmeye, çalışanlarını korumaya ve ülke ekonomisine katkı sağlamaya devam etmiştir. Ancak fedakârlığın da bir sınırı vardır.
Üretim yapan kesimin sürekli fedakârlık yapmasının beklendiği bir ekonomik düzen sürdürülebilir değildir.
Üreten, yatırım yapan, istihdam sağlayan Kıbrıs Türk sanayisinin hak ettiği yer burası olmamalıdır. Artık sanayiye bakış açısının değişmesi gerekmektedir.
Üretim, ekonomik politikaların merkezine yerleştirilmeli; sanayicinin rekabet gücünü artıracak yapısal adımlar gecikmeden atılmalıdır. Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, üretime yönelik hedefli teşviklerin uygulanması, finansmana erişimin kolaylaştırılması, yerli üreticiyi haksız rekabete karşı koruyacak mekanizmaların oluşturulması ve sanayiyi güçlendirecek uzun vadeli politikaların hayata geçirilmesi bir tercih değil, zorunluluktur”




















