Başkalarının Haritasında Kendi Yerimizi Aramak

Bu yazı dizisine başlarken amacım bir çözüm modeli önermek değildi.
“Şu olursa herkes mutlu olur” gibi bir model ortaya koymadım, herhangi bir metodolojiden bile bahsetmedim.
Kıbrıs gibi uzun, yıpratıcı ve çok katmanlı bir meselede böyle iddialar çoğu zaman ya eksik kalır ya da fazla iddialı olur.
Bunu yazarken bile duraksıyorum ama her şeyi bilecek kadar genç değilim.
Ancak kalemimi, ruhumu, enerjimi ve umutlarımı rafa kaldırmaya da inşallah daha çok var.
Burada dinlemeyi en çok sevdiğim şehre, Lefkoşa’ya, dışarıdan bakanlar ne görüyor onu inceledik.
Çünkü biz Kıbrıs’ı çoğu zaman kendi günlük hayatımızın içinden konuşuruz. Bunda yanlış bir şey yok. Hatta başka türlüsü doğaya aykırı.
Geçiş kapılarında bekleyen biziz, belirsizliğin içinde büyüyen genç de bizden biri, mülkiyet meselesinin ağırlığını yaşayan da, kayıpların hafızasını kalbinde taşıyan da, kuzeydeki tanınmamışlığı, güneydeki güvenlik kaygısını, ekonomik sıkışmışlığı ve gelecek duygusundaki kırılmayı yaşayan hep biz.
Ama sadece buradan bakınca da ortak aklımız eksik kalıyor diye düşünüyorum. Çünkü Kıbrıs hiçbir zaman sadece Kıbrıslıların konuştuğu bir mesele olmadı.
Bu yazı dizisinde farklı başkentlerden görünen Kıbrıs’a bakmaya çalıştık. Ankara ve Atina’dan bakınca ada, güvenlik ve egemenlik haritalarının parçasıydı.
Londra’dan bakınca üs ve askeri erişim alanıydı.
Brüksel’den bakınca Avrupa’nın kendi içinde tamamlayamadığı bir hikâyeydi.
Paris’ten bakınca Avrupa güvenliğinin Doğu Akdeniz’deki sınavlarından biriydi.
Vaşington’dan bakınca Batı güvenlik mimarisinde yükselen bir temas noktasıydı.
Moskova’dan bakınca eski bağların zayıfladığı bir alandı.
Kahire ve Tel Aviv’den bakınca ise enerji, bağlantı ve bölgesel iş birliği haritasının küçük ama önemli bir kavşağıydı.
Bütün bu başkentler Kıbrıs’a kendi haritalarıyla bakıyor.
Kimi güvenlik görüyor.
Kimi üs görüyor.
Kimi hukuk meselesi görüyor.
Kimi enerji görüyor.
Kimi nüfuz kaybı görüyor.
Kimi bölgesel fırsat görüyor.
Peki biz ne görüyoruz?
Başkalarının Kıbrıs’a nasıl baktığını anlamak önemlidir ama bu bakışların içinde bizim nerede durduğumuz da önemlidir.
Kıbrıs’ın değeri başkaları için zaten var. Bu değerin Kıbrıslılar için nasıl bir geleceğe dönüşeceği konusunda artık somut planlar görmek istiyorum.
Kıbrıslı Türkler açısından yakıcı bir dönemden uzun süredir geçmekteyiz. Birçok denklemde adanın kuzeyi doğrudan masada değildir.
Enerji anlaşmaları Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden yürüyor. Avrupa Birliği hukuku kuzeyde askıdadır. ABD’nin güvenlik iş birlikleri güney üzerinden gelişir.
Rusya’nın tarihsel bağları esasen Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Rum toplumu üzerinden kurulmuştur. Mısır ve İsrail’le yapılan enerji hesaplarında da Kıbrıslı Türkler dışarıda kalmıştır.
Bu durum, sadece kimlik çalışmalarında uzun uzun yazılacak bir kırgınlık meselesi olarak kalmamalıdır. Bu siyasi sonuçları olan gerçekliği ben bize yakıştırmıyorum.
Bir toplum uzun süre masaların dışında kalırsa, kendi geleceğini başkalarının kararlarından okumaya başlar.
Siyaseti zayıflar, özne olma duygusunu aşındırır. İnsanların kendi hayatları üzerinde etkili olabileceğine dair inancı azalır.
Tek suçlu bizi masaların dışına atanlar da değildir.
Geçmiş dönemlerde dünyayı okuyamayanlar, yetki ve sorumluluk sahibi olup da sadece yetki sahibi gibi davrananlar, temsil edilmemiz gereken masalardan kaçanlar ve Kıbrıslı Türklerin özne olmaktan koparıldığı mevcut durumdan faydalananlar da statükonun mimarları arasındadır.
Tam da bu yüzden dış aktörleri anlamak, teslimiyet anlamına gelmez. Aksine, özne olmanın şartlarından biridir.
Ankara’nın güvenlik kaygılarını anlamadan gerçekçi bir Kıbrıs siyaseti kurulamaz.
Ama Kıbrıslı Türklerin demokratik iradesini Ankara’nın stratejik öncelikleri içinde eriten bir siyaset de sürdürülebilir değildir.
Atina’nın ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası hukuk vurgusunu anlamadan diplomatik gerçeklik okunamaz. Ama bu vurgunun Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik ve ortaklık taleplerini görünmez kıldığı yerde yeni bir ortak gelecek kurulamaz.
Londra’nın üslerini, Brüksel’in sınırlarını, Paris’in güvenlik arayışını, Vaşington’un stratejik hesaplarını, Moskova’nın kaybolan bağlarını, Kahire ve Tel Aviv’in enerji haritasını bilmeden Kıbrıs’ı anlamak mümkün değildir.
Ama bütün bunları bilmek, Kıbrıs’ın sadece başkalarının hesaplarından ibaret olduğu anlamına da gelmez.
Bence ihtiyacımız olan şey tam olarak bu dengedir.
Gerçekçilik ile teslimiyet arasındaki farkı iyi kurmak gerekiyor. Dış aktörleri yok saymak hayalciliktir. Ama onların haritasında kaybolmak da teslimiyettir.
Kıbrıs’ın geleceği sadece dış güçlerin ne istediğiyle belirlenmemelidir. Ama dış aktörlerin ne istediğini bilmeden de doğru pozisyonlar alınamaz, gelecek kurulamaz. Bu ikisi arasındaki alan, gerçek diplomasi alanıdır. Siyaset burada yapılır, ustalık burada ortaya çıkar.
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için asıl soru bence şudur: Başkalarının çıkarlarını bilerek, ama kendi geleceklerini onların çıkarlarına tamamen teslim etmeden yeni bir ortak akıl kurulabilir mi?
Bu kolay bir soru değildir.
Çünkü adada güven eksiktir. Hafıza ağırdır. Siyaset çoğu zaman kısa vadeli hesaplarla yürür. Dış aktörler kendi çıkarlarını takip eder.
Ekonomik bağımlılıklar derindir. Gençler geleceklerini başka ülkelerde arar. Kurumlara güven zayıflar. Çözüm fikri bazen umut olmaktan çıkar, yorgunluk yaratır.
Ama yine de başka bir yol aramak gerekir.
Bu yol sloganlarla kurulamaz. “Çözüm” demek tek başına yetmez. “Egemenlik” demek de tek başına yetmez. “Avrupa” demek, “Türkiye” demek, “uluslararası hukuk” demek, “iki devlet” demek veya “federasyon” demek de kendi başına yeterli değildir.
Asıl mesele, bütün bu kavramların insanların hayatında neyi değiştireceğini anlayabilmek ve anlatabilmekte yatıyor.
Kıbrıslı Türk genç, kendi geleceğini nerede kuracak? Kıbrıslı Rum, güvenliğini neye emanet edecek? Ekonomi nasıl ayakta duracak? Eğitim ve sağlık nasıl iyileşecek?
İnsanlar kendi kurumlarına nasıl güvenecek? Ada, başkalarının askeri, enerji veya diplomasi haritasında değer kazanırken, burada yaşayan insanların hayatı da aynı ölçüde değer kazanacak mı?
Şimdi dönüp baktığımda çok şeyi eksik veya kısa bıraktığımı görüyorum.
Biraz daha yazarsam sevgili Pınar’ın “git kitap olarak bas, beni uğraştırma” diyeceği bu yazı dizisinden çıkardığım en önemli sonuç şu: Kıbrıs’ın değeri başkaları için zaten fazlasıyla var. Bizim eksiğimiz, bu değeri Kıbrıslılar için anlamlı bir geleceğe dönüştürecek plan, güven ortamı ve maalesef belki de entelektüel altyapıdır.
Başkaları Kıbrıs’ı stratejik konumu için ister.
Enerji kaynakları için önemser.
Üsleri için kullanır.
Hukuki pozisyonu için savunur.
Güvenlik mimarisine eklemek ister.
Bölgesel rekabette bir taş olarak görür.
Bizim görevimiz ise bu adayı sadece bir taş olmaktan çıkarmaktır.
Bunun için önce haritayı doğru okumalıyız. Kim ne istiyor, neden istiyor, neyi korumaya çalışıyor, neyi kaybetmekten korkuyor, hangi fırsatı görüyor? Bunları elimden geldiğince size aktarmaya çalıştım.
Dışarıdan baktıktan sonra yeniden kendimize dönmeliyiz. Kendi kurumlarımıza, demokrasimize, ekonomik aklımıza, toplumsal barışımıza, adadaki ortak geleceğimize bakmalıyız.
Kıbrıs’ın dışarıdan nasıl göründüğünü anlamak, içeride nasıl yaşayacağımıza dair daha ciddi bir sorumluluk yükler.
Başkalarının hesaplarını bilen bir toplumun, kendi hesabını yapmama lüksü yoktur.
Bu yüzden “Lefkoşa Dışından” bakmak, sonunda yine Lefkoşa’ya, Mağusa’ya, Girne’ye, Güzelyurt’a, Lefke’ye, İskele’ye, Limasol’a, Larnaka’ya, Baf’a dönmektir.
Haritadan eve dönmektir.
Başkalarının bizi nasıl gördüğünü öğrenip, kendimizi nasıl kuracağımıza karar vermektir.
Çünkü başkalarının haritasında yerimizi görmek zorundayız ama kendi evimizin anahtarını da başkalarının cebinde aramamalıyız.
Belki de bu yazı dizisinin en sade sonucu budur:
Kıbrıs başkaları için bir kavşak olabilir.
Ama bizim için hâlâ bir gelecek meselesidir.
***
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 4. bölümü “Enerjinin Küçük Kavşağı: Kahire ve Tel Aviv’den Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 3. bölümü “Küçük Ada Büyük Rekabet: Vaşington ve Moskova’dan Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 2. bölümü “Üs, Sınır ve Yarım Kalmış Avrupa: Londra, Brüksel ve Paris’ten Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.
“Lefkoşa Dışından” yazı dizisinin 1. bölümü “Kendi Küçük, Haritası Büyük Ada: Ankara ve Atina’dan Bakınca Kıbrıs“ı okumak için BURAYA tıklayın.




















