Sanal Bir “Dünya Barış Günü” (!)

Eski bakanlar, siyasetçiler akademisyenler ve aydınlarda oluşan Demokrasi Platformu, ‘Barış Çağrısı” başlıklı bir bildiri yayımlamış.
Hem Türkçe hem de İngilizce olarak.
Niyet ve çağrının özü güzel, fevkalade.
“Önce kendi ülkemizde, kendi içimizde barışı sağlamalıyız. Söz konusu olan sadece silahla çözüm arayan örgütlerin bu yöntemden vazgeçmesiyle sınırlı değil; devletin, başta Kürtler olmak üzere, ‘ötekileştirilen’ veya kendisini ‘öteki olarak hisseden’ tüm yurttaşlarıyla barışmasıdır. Unutmayalım ki, terörden arındırılmış Türkiye hedefine, demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak ulaşamayız” deniyor metinde.
İmzacılar, Türkiye’nin huzuru, refahı, dünyada saygınlığı konusunda yıllarını vermiş, emek sarf etmiş, bedel ödemiş kişiler.
Elbette en büyük özlemimiz bu, hep birlikte.
Çünkü yükselmek yerine gitgide irtifa kaybeden, dibe vurma riski hızla artan bir ülkeden bahsediyoruz.
Ancak, metinde ciddi bir bilgi hatası var. Metnin giriş ve sonuç cümlelerinin, sanki çağrı buna dayanak yapılarak yazılmış olma durumu, vahameti daha da artırıyor.
Metin şu cümleyle başlıyor:
“Her yıl 1 Eylül, barışın önemini vurgulamak amacıyla tüm dünyada ‘Barış Günü’ olarak kutlanıyor…”
Ve şu cümleyle bitiyor:
“1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun”
Üzülerek belirtmeliyim ki, “1 Eylül Dünya Barış Günü” diye bir gün yok!
Dünya Barış Günü, her yıl, BM üyesi 190 küsur ülkede 21 Eylül’de kutlanıyor.
1 Eylül’de değil.
Bu tarihe 1981 yılında BM’de oybirliği ile karar verilmişti.
Yani 44 yıldır, barışı 21 Eylül’de talep ediyoruz.
BM Genel Kurulu, 2001 yılında, bugünü -ek olarak- “ateşkes ve şiddet karşıtı” gün olarak da geliştirdi.
Şüpheye düşenler, BURAYA tıklayabilirler.
BM’in 21 Eylül 2025 Dünya Barış Günü için özel çağrı metninde şu paragraf var:
“Zorlukların, çalkantıların ve belirsizliklerin yaşandığı bir dönemde, barış için harekete geçmek adına herkesin somut adımlar atması kritik önem taşıyor. Çatışma bölgelerindeki barış gücünden, toplum üyelerine, dünyanın dört bir yanındaki sınıflarda oturan öğrencilere kadar herkesin bir rolü var. Şiddete, nefrete, ayrımcılığa ve eşitsizliğe karşı sesimizi yükseltmeli; saygıyı yaşatmalı ve dünyamızın çeşitliliğini kucaklamalıyız”
Tekrar tekrar baktım, BM metninde “1 Eylül” demiyor, “21 Eylül” diyor. (!)
Dolayısıyla, Dünya Barış Günü, çağrı metninin iddia ettiği gibi tüm dünyada kutlanmayacak.
Çünkü bu geçmişte kalmış, ama bizde sanallığını korumuş bir tarih.
Daha net söyleyeyim: Bir şehir efsanesi.
Türkiye medyasında her yıl robot gibi tekrarlanan, bulaşıcılığı kuvvetli bu yanıltıcı tarih üzerine (hem gazeteci hem de medya ombudsmanı olarak) meslektaşım Faruk Bildirici, içi bilgi dolu bir makale yayımlamıştı.
Bu yazıda “Peki nereden çıktı bu 1 Eylül?” sorusunun cevabı da vardı:
“1 Eylül, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Polonya’yı işgale başladığı 1 Eylül 1939 tarihinin ve ‘barış içinde bir dünya mücadelesi’nin unutulmaması amacıyla Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerinin 1946’da ilan ettiği ‘Dünya Barış Günü’ Yıllarca Sovyetler’de ve özellikle Doğu Almanya’da törenlerle kutlanmış, ama dünyada genel kabul görmemiş. O nedenle olsa gerek, 21 Eylül günü Birleşmiş Milletler’de ‘Uluslararası Barış Günü’ ilan edilirken Sovyetler Birliği bu karara karşı çıkmamış, hatta desteklemiş.
Günümüzde 1 Eylül, Almanya’da bile unutulmuş. Sadece sendikalar birliğinin ve bazı sol grupların ‘Savaş bir daha asla’ sloganıyla andıkları bir güne dönüşmüş. Oralarda bile 1 Eylül artık ‘Dünya Barış Günü’ olarak kutlanmıyor. Türkiye ve KKTC, hâlâ eski Sovyetler ve Varşova Paktı’nın izinden gitmeyi sürdürüyor!”
Durum özetle aynen budur.
Yani ortada bir sanal tarih, sanal kutlama var.
Ve bunda –yapılan tüm dostane ısrarlara rağmen– inat ve ısrar ediliyor.
Tam bir anakronizm örneği.
İnat ve ısrar neden?
Çünkü Türkiye ve –tahminimce– Kuzey Kıbrıs’ta solun dogmatik kesimi (hepsi değil) dünyanın değişmiş olabileceğine, değişime rağmen bazı değerlerin hala farklı formatlarda hatta daha geniş bir yelpazede canlı kalmış olabileceğine inanmıyor.
Onlar için bu inat ve ısrar, kısır bir ideolojik kavganın parçası.
Faruk’un yazdığı gibi, 1981’de SSCB’nin de 21 Eylül’ü Dünya Barış Günü olması yönünde BM’de oy vermiş olması da onları “kesmiyor”
Veya dogmatiklere özgü zihin tembelliği içinde, bilmiyorlar, bilmek de istemiyorlar. Umursamıyorlar.
Sonuç ne?
Sonuç şu:
Dünyanın geri kalan kısmında herkes 1 Eylül’ü normal bir gün gibi yaşarken, Türkiye’nin bir kesimi sanal bir gün kutlamakla meşgul oluyor!
Tabii onlar kutladığı için de ne BM ne de öteki ülkeler fikir değiştiriyor, “Türkiye’deki bazı kesimler haklı, çok çırpındılar, 1 Eylül olsun” demiyor.
Tam bir “dünya bir yana, biz bir yana” durumu.
Sol’u sol yapan enternasyonalizm çöpe gitmiş, kimin umUrunda?
Bu konuyu üç yıl önce ünlü bir solcu aydın ve akademisyen dostuma açmıştım.
Cevabı şu oldu: “Yahu boş ver, bize öyle başlamış işte, öyle gelmiş öyle gidiyor, ne yapalım?”
“Yapılacak bir şey var aslında” dedim.
“Nedir?” dedi.
“Bir araya gelinir, ‘1 Eylül Türkiye Barış Günü’ ilan edilir. Ben de sevinçle bunu onaylarım” dedim
“Doğru aslında, ben bunu arkadaşlarla bir konuşayım” dedi.
O gün bugündür konuşuyor.
Türkiye yorucu, bezdirici bir yer.
İnsan öğüten bir coğrafya, kısır döngüde yorulmuş bir demografi.
Umarım İngilizce çeviri metni fazla okuyan olmaz.
Bilenler ya “tarihte tashih var herhalde, 2 düşmüş” diye şaşıracak veya güleceklerdir.
Keşke o ilk ve son cümle olmasaydı.
Böyle bir hatanın, metnin değerini ne kadar düşüreceği düşünülmemiş.



















