InstagramKöşe Yazarlarımız

Kaybolan Şeylerin Şiir Atlası







Bir gün biri bana, kaybettiğim şeyleri bir kelimenin içinde bulabileceğimi söylerse ona hemen inanırım.

Çünkü kelimeler, tıpkı deniz kabukları gibi, içlerinde bir zamanlar yankılanmış seslerin izini taşır.

Bir şiir, bir sesin, bir kokunun, bir bakışın kaydını tutar.

Ve ben o kaydı çözebilmek için, bir şiire doğru yola çıkarım. Yanıma ne alırım bilmiyorum, ama eksilmemek için bazı şeylere ihtiyacım olur mutlaka.

Bir sabah sessizliğini alırım önce; henüz hiçbir gürültünün günün omzuna dokunmadığı o saatleri. Bir de kahve kokusunu; çünkü bazı mısralar kahvenin dumanı gibi havada gezinir, yakalayamazsın.

Yalnızlık, tabii ki… Yalnızlık olmadan hiçbir şiirin kapısı açılmaz.

O kapı hep içeriden kilitlidir,

ve yalnız olanlar, anahtarı cebinde taşıyanlardır. Sözlükleri de alırım yanıma, ama anlam aramak için değil. Bazı kelimelere dokunmak isterim sadece.

Gönül” mesela; içinde bir kuş gibi çırpınan o eski Türkçe nefes… “Rüya” kelimesi, uykunun altına gizlenmiş bir şiirdir zaten.

Bir de “melankoli”; kulağa su damlası gibi düşen bir Fransızca hüzün. Lefke’nin gökyüzünü de koyarım çantama. Çünkü gökyüzü, her şiirin sessiz tanığıdır.

Bazen bir bulutun şekli, bazen sabah serinliğiyle inen o tuz kokusu,bütün bir dizeyi başlatabilir. Ve eğer bir şiir, gökyüzüyle konuşmayı biliyorsa,ona inanırım ben. O şiir beni bir yere götürür.

Galeta ve portakal reçeli…

Bir sabahın masasında unutulmuş küçük sevinçler.

Yumurta biçiminde bir taş çocukluğumdan kalma uğur gibi.

Bir bendir sesi içimin ritmini hatırlatır. Bir sinema perdesinin dikdörtgeni çünkü bazı anlar sadece film sessizliğinde anlatılabilir.

Edebiyat dergileri, sayfa aralarında sıkışmış düşlerle.Ve bir odun sobası… Çünkü bazı şiirler sadece yanarak anlaşılır. Bir de çocukluğumu alırım. En önemlisi o belki.

Küçük Kardelen’in evet, belki de hâlâ içimde bir yerlerde oturup resim yapan, akşam sefalarını kurutan, taş biriktiren, kelimelerin neden büyülü olduğunu anlamaya çalışan o küçük kızın elini tutarım.

Onu yanıma almadan hiçbir şiir tamamlanmaz. Çünkü kaybettiğimiz şeyler, en çok çocukluğumuzun ceplerindedir.

Ve sonra yürürüm.
Bir şiire doğru…

Belki bulurum, belki bulmam. Ama biliyorum ki o yolun kendisi zaten şiirin ta kendisidir. Bir dizeye sığınmak, bir sessizliğe yaslanmak, bir anlamı değil bir hissi aramak…

İşte kaybolanın haritası orada çizilir: Bir kalbin atışında, bir yaprağın düşüşünde, bir kelimenin tam ortasında.

Belki de bütün mesele şudur:
Kaybettiğimiz şeyleri bulmak değil, onlarla yaşamayı öğrenmektir.
Ve o yaşamın adı, çoğu zaman şiirdir.

Öperim hırpalanmış kalbinizden….













Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu