Topraksız Çözüm Mümkün mü?

Sanki büyük güçler denilen Amerika ve Çin toprağı değil de akışı kontrol ediyor.
Bu, sanki günümüz yüzyılında iktidar denilen şeylerin tarifi gibi.
Bu akış, bir yerde konteyner, gıda, hammadde akışı.
Başka bir yerde doğal gaz, petrol, elektrik iletim hatlarının akışı.
Bugün veri akışı; liman yazılımları, ticaret hacmi, rota bilgisi akışı.
Yarın da askerî lojistik akışı; yakıt, personel, parça akışı.
Toprak sabit, akış hareketli. Ve kriz anında hareketli olan yönlendirilebilir.
Sanki görünmez bir harita çıkarıyor gibiler. Askerî haritadan daha değerli haritalar.
Beş N bir K misali: Kim, neyi, nereden, ne zaman, hangi rota ile taşıyor?
Hangi ülke hangi ürüne bağımlı, hangi sektör hangi boğazdan geçiyor; akışa bakarak, savaş başlamadan önce kimin nefessiz kalacağını tartıyor gibiler.
Akışı kontrol eden fiyatla oynar, isterse geciktirir, arzu ederse alternatifsiz bırakır. Adını koyamadığım ambargodan daha etkili bir yöntem.
Büyük enerji ve lojistik şirketlerinin belirli aralıklarla kriz senaryosu çalıştığını biliyoruz.
Şimdi bunu sanki Amerika ve Çin yapıyormuş gibi.
Bir liman kapanırsa ne olur, bir ülkeye iki ay doğal gaz ve bazı gıdalar gitmezse ne olur gibi senaryolarla oynuyorlar sanki.
Kriz anları için yeni bir silah bulmuş gibiler.
Tank yerine liman yazılımlarını kullanıyorlar.
Dertleri bir ülkeyi ele geçirmek değil gibi; sanki onlarsız yapamaz hâle getirmek istiyorlar.
Bu yüzden liman alıyorlar, demiryolu bağlıyorlar, depolama tesisi kuruyorlar.
COSCO adlı Çin şirketi, Yunanistan’daki Pire Limanı’nın ana hisselerini satın almıştı.
Ticaret akışı ile askerî erişim planı yapıyor gibiler.
Çin yatırımları, Süveyş Kanalı bölgesinde de dağıtım ve üretim üsleri yarattı.
Çin, Pire’de Doğu Akdeniz’in kuzey kapısını, Süveyş’te güney kapısını tutmuş durumda.
Bu da Doğu Akdeniz’in Amerika–Çin rekabetinde bir ara saha olduğunu gösterir.
Çünkü Doğu Akdeniz’deki akışı kontrol eden, Avrupa’yı, Kuzey Afrika’yı ve Orta Doğu’yu etkileyebilir.
Biz bu akışın tam ortasındayız. Kendi başımıza büyük bir oyuncu değiliz. Ama izlenen, planlanan, gerekirse devreye alınan yine biziz.
Bu yüzyılda iktidar, geçiş izni verme veya vermeme gücü gibi.
Çözüm neden gecikiyor diye sorup çareler arıyoruz.
Bu tabloya bakınca, çözümün gecikmediğine; çözümün bilerek askıda tutulduğunu anlıyoruz.
Büyük güçler için sanki bir denge aygıtı gibiyiz.
Sabit ama esnek, donmuş ama işlevsel.
Akışları durdurmuyoruz. Askerî kriz yaratmıyoruz. Tarafları masada tutuyoruz.
Bu yüzden kimse düğümleri kesmiyor, zincirlerimizi koparmak istemiyor.
Çin zaten bizi birincil hedef olarak görmüyor.
Biz de artık eskiden söylendiği gibi bir üs değiliz. O, dünün dünyasıydı.
Bugünün dünyasında bir tampon, bir sigorta gibiyiz. Sigorta çalıştıkça kimse bizi fark etmiyor.
Düzen, kazanmak üzerine değil; akışı kesmeden karşı tarafı yormak üzerine kurulu.
Amerika, Çin’in büyük sıçrama yapmasını, Türkiye’nin tamamen kopmasını, Rusya’nın geri dönmesini istemiyor.
Aynı zamanda Amerika, Kıbrıs’ta ani bir çözüm, ani askerî genişleme, limanların Çin’e geçmesini, enerji hatlarının tek elde toplanmasını da istemiyor gibi.
Amerika; küçük adımlar, teknik iş birlikleri, askerî ama görünmeyen bağlar, liman, güvenlik, eğitim ve teknoloji üzerinden etki istiyor gibi.
Gürültüsüz, bayraksız ama kalıcı.
Bu bir kontrollü mimarlık.
Biz her zaman uluslararası meşruiyet arıyoruz. Bunu Cumhurbaşkanı Erhürman’da da arıyoruz. Bu konuda samimi ve yaralı. Zaten bir lider yarasından konuşuyorsa, bir yazar yarasından yazıyorsa, samimi olarak insanlara geçiyor.
Eğer kayıplar, çevre, yangın, kaçakçılık, sağlık ve acil koordinasyon konularını merkeze alırsak, çözüm kadar büyük görünmez ama bize uluslararası meşruiyet kazandırır. Fakat bu meşruiyeti çözümün dinamiği için kullanırsak bir faydası olabilir.
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın içeride bu konuları ilerletebileceği bir hükümete ihtiyacı var.
Büyük güçlerin tek bir liman yerine ağı sevdiğini görüyoruz.
Erhürman’ın Mağusa Serbest Limanı’nı ticari açıdan; kumanya ve ikmal, küçük ölçekte denizci konaklaması konularında merceğine alması, deniz kirliliği, yangın, arama-kurtarma eğitimleri için bir üs hâline getirebilirse, yine çözüme büyük faydası olabilir.
Bu dönemde kim yüksek sesle kazanırsa, kaybı da yüksek olur diye düşünüyorum. En iyi hamlenin de sessiz kapasite inşası olacağını anlıyorum.
O yüzden Cumhurbaşkanlığı, olabildiği kadar gündeminde gerginliği artırmayan, çözüm için görünmez kazanımların peşinde koşarsa; bunları da kurum, teknik ekip, veri, kriz yönetimi gibi masaları aktif sahaya aktarabilirse, çözüme faydalı olabiliriz. Her şeyden önce, bir çözümü var etmek için faydalı olabiliriz.
Erhürman’ın ekipleri, danışmanları bu konulara eğiliyor mu bilmiyorum. Akışı kontrol ediyorlar mı, onu da hiç bilmiyorum.




















