Kıbrıs Edebi Bir Sestir

Belki de yaşadığımız son iki aya bir de Kıbrıs Türkçesi üzerinden bakmak gerekir.
Kıbrıs Türkçesi Türkiye Türkçesinin Kıbrıs ağzı, farklı bir yorumudur, derler.
Hatta tarihsel olarak ayrışmış, kültürel farklılıklarla oluşmuş, kurallı ve tertiplidir bile, derler.
Ama bunlar yüzeysel kalır.
Sadece ağız demek yetmez.
Rumcaya dokunmuş, Venedik ile tokuşmuş, İngilizceyle temas etmiş, dört tarafı sularla çevrili diye başa Türkçe unsurları korumuştur.
Hem aşnı hem de melezdir Kıbrıs Türkçesi.
Gramer yapısı tamamen Türkçedir. Doğrudur. Fakat Kıbrıs Türkçesi, tıpkı Kıbrıslılar gibi, “edebi bir sestir”.
***
Çünkü maniden,
tekerlemeden,
ninniden,
masaldan,
ağıttan,
ozan geleneğinden kendi sesini üretmiştir.
O yüzden sadece bir konuşma dili olmak yerine, bir edebi sestir Kıbrıs Türkçesi.
***
Bugün toplumda mizah ve ironinin çok güçlü oluşu da Kıbrıs Türkçesinin edebi bir ses olmasının gücünden kaynaklanır.
O yüzden edebi bir lehçe karakteri taşır.
***
Herkes Kıbrıslı olmanın bir varoluş biçimi olduğundan, varoluş mücadelesinden bahseder. Ama bunun nedeninden bahsetmez.
Ada yaşamının ahengini taşır, mizahı, hafifliği, ironiyi düşünür Kıbrıs Türkçesi. Ağır Anadolu diliyle Akdeniz hafifliği arasına oturduğu için, işte tam da bu yüzden Kıbrıs Türkçesi bir varoluş biçimidir.
Dünyadaki bütün diller bir iletişim marifeti olmasının yanında aslında elbet bir kafa yapısıdır. Bir dili konuşmak ayrı şey, kafa yapısını anlayarak konuşmak ayrı şeydir.
***
Bu sebeple Kıbrıs’ta yüz yıllardır yaşamak, tıpkı Kıbrıs Türkçesi gibi, kimlik, hafıza ve dirençtir.
Kıbrıs Türkçesinde ada efsaneleri, deniz ve doğa anlatıları, Rum-Türk ortak folklor etkileri olduğu için de sadece tek kültürlü olmak yerine, çok katmanlı bir anlatı dilidir Kıbrıs Türkçesi.
Tıpkı Kıbrıslılar gibi Kıbrıs Türkçesinin de tarihsel derinliği vardır, edebi üretimi vardır, kültürel bağımsızlığı vardır.
Türkçenin denizle karşılaşmış hâlidir Kıbrıs Türkçesi.
***
Elbet her dil değerlidir. Fakat bazı diller tarihsel süreçte alım satım konusuna dönüşmüştür.
Hatta potansiyel olarak varoluş dili bile olabilirler, ama bugün çoğunlukla vazife dili olarak kullanırlar.
İngilizce de öyledir. Bugün kürevî bir iletişim dili hâline gelmiştir. Teknoloji, ticaret, bilim dili olmuştur.
Derin bir varlık bilimi taşımaz İngilizce, pratik ve hızlıdır.
***
Kıbrıs Türkçesi ise bir varoluş biçimidir. Çünkü Kıbrıs’ta insan dilin içinde yaşar.
Düşünceyi kurduğu, konuşanın dünyayı algılama biçimini belirlediği, mitolojinin, ritüelin, edebiyatın ve gündelik hayatın aynı dil içinde birleştiği, toplumun varlık anlayışını taşır Kıbrıs Türkçesi. Haydeger (Heidegger) dil varlığın evidir, derdi.
Elbet Kıbrıs Türkçesi varoluş biçimi olması sebebiyle yalnız değildir. O yüzden dil yalnızca iletişim aracı olmak yerine bir dünya kurar. İşte kafa yapısı denilen de budur.
Yunanca dünyayı kategorize eder, Latince düzen kurma mekanizmasıdır, doğuda dillerin varlığı titreşir, Arapça ilahî bir düzenin yansımasıdır, Japonca varlığı boşluk üzerine kurar, Çince dünyayı çizer.
Canım Türkçemiz ise enteresan bir varoluşa sahiptir.
Hem göçebe hem saraylı hem de halktır Türkçemiz. İşte tam da bu yüzden tek bir varoluş yerine çoklu varoluş üretir Türkçe.
***
O yüzden Kıbrıs’ta yaşamak ne yalnızca dünyayı anlatır, ne de bütünüyle dünyayı kurar.
Kıbrıs’ta yaşamak dünyayı yaşayan bir ses biçimidir.
Gündelik hayat olduğu gibi değil de hissedildiği gibi yaşanır Kıbrıs’ta.
Bu yüzden gerçekliği sadece aktarmak yerine kendi gibi yeniden yorumlar Kıbrıslı.
Kıbrıslı varlığını tıpkı kendi dili gibi renklendirir, eğip büker.
Kıbrıs Türkçesinin, Kıbrıslının ve varoluşunun en büyük gücü de buradadır. Dünyayı kurmak yerine kurulu dünyayı kendisi için yaşanabilir hâle getirir. Mücadelesi de direnişi de varoluşu da budur.
***
Bir varlık mücadelesi hayal edin. Kıbrıslı o varlık mücadelesi içindeki ışığı, rüzgârı, sesi değiştirir.
Kafanızı her nereye çevirirseniz çevirin, nereye bakarsanız bakın, neyi dinlerseniz dinleyin, neleri tadarsanız tadın, nereleri koklarsanız koklayın, her köşesinde Kıbrıslının varoluş mücadelesinin ışığını, rüzgârını, sesini duyacaksınız.
Kıbrıslı olmak, Kıbrıslının varoluşu ve mücadelesi, direnişi, tıpkı kendi dili gibi edebi bir sestir.
Kıbrıs Türkçesi, insanın diline sinmiş, dünyanın tadı damağında kalmış edebi bir sestir.
***
Siz benden daha iyi biliyorsunuz, şiir taş gibidir. Beş yüz sayfayı iki dizeyle anlatan bir sihir gibidir şiir.
Bütün bu yazdıklarımı bir şiir ile anlat deseler, sanırım bu şiir Neşe Yaşın’ın Yurdunu Sevmeliymiş İnsan şiiri olur.
Hani şu Marios Tokas tarafından bestelenip George Dalaras tarafından seslendirilen Neşe Yaşın şiiri.
Müzik kıskanılacak şeydir.
Bana da varoluşu en çıplak hâliyle yaşatmak düşsün.
“Yurdum ikiye bölünmüş, ben ortasında kaldım”




















