“Yasaklı” İlan Edilenler Kim?

Barışı savunanlar. Konuşanlar. Yazmaktan vazgeçmeyenler.
Son örnek; Senih Çavuşoğlu.
Bir akademisyen, bir sanatçı, bir aydın… Antalya’ya iniyor ve bir kodla karşılanıyor; N-82. Yani “istenmeyen kişi”
Ardından deport.
Bu bir idari işlem değil; bu bir siyasal mesajdır.
Ve mesaj açıktır; Boyun eğmeyen ve adanın kuzeyine sıkışmış Kıbrıslıya Türkiye‘de yer yok.
Bu mesajın sahibi de belli; AKP–MHP iktidarı.
Asıl mesele ise Ankara’nın ne yaptığı değil.
Asıl mesele, Lefkoşa’nın ne yapmadığıdır.
Çünkü ortada bir “devlet krizi” değil, bir “irade krizi” vardır.
Ve bu krizin merkezinde duran isim; Tufan Erhürman.
Hatırlayalım; “10 günde çözerim” denilen mesele 180 günü devirdi. Sonuç? Sıfır. Ne bir yaptırım, ne bir diplomatik duruş, ne de kamuoyunu tatmin eden tek bir somut adım.
Sadece söz.
Süslü, cilalı, akademik… ama içi boş sözler.
Kıbrıslı aydınları “terörist” muamelesi görürken, Cumhurbaşkanlığı makamı hâlâ cümle kurmakla meşgul.
Peki bu makam ne işe yarar?
Eğer kendi yurttaşının onurunu koruyamıyorsa…
Eğer kendi aydınının arkasında duramıyorsa…
Eğer Ankara’nın keyfi kararlarına karşı tek bir net tavır koyamıyorsa…
O koltuk neyi temsil eder?
Diplomasi mi?
Yoksa alışılmış bir uyum siyaseti mi?
Bugün gelinen noktada sorun artık Türkiye’nin tavrı değil. O tavır yıllardır aynı; müdahale, tahakküm ve cezalandırma.
Sorun, buna karşı geliştirilen “sessizlik politikasıdır”
Ve bu sessizlik, en az o yasaklar kadar yıkıcıdır.
Çünkü sessizlik, onaydır.
Çünkü sessizlik, teslimiyettir.
Toplumun bir kesimi hâlâ umut satın alıyor. “Biraz daha süre”, “daha erken”, “şartlar zor”…
Hayır.
Şartlar zor değil, irade zayıf.
Ve irade zayıfsa, temsil de zayıftır.
Kıbrıslı Türkler artık şunu sormalı:
Biz gerçekten yönetiliyor muyuz, yoksa yönetiliyormuş gibi mi yapılıyor?
Senih Çavuşoğlu bugün ülkeye alınmadı.
Yarın kim?
Bir gazeteci mi?
Bir öğrenci mi?
Yoksa sıradan bir yurttaş mı?
Bu soruların cevabı Ankara’da değil.
Bu soruların cevabı, susmayı tercih edenlerde.
Ve belki de artık en tehlikeli olan şey yasaklar değil…
Alışkanlık haline gelen bu sessizliktir.
Ve tabi ki tam teslimiyet.




















