Çözümün Lideri mi, Statükonun Yeni Yüzü mü?

Kıbrıs Türk halkı yıllardır aynı senaryoyu izliyor. Seçimler geliyor, çözüm vaatleri yükseliyor, federasyon söylemleri yeniden gündeme taşınıyor, umutlar yeniden canlandırılıyor. Sonra seçimler bitiyor ve geriye yine aynı düzen, aynı sorunlar ve aynı sessizlik kalıyor.
Bugün Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Tufan Erhürman hakkında sorulması gereken en önemli soru şudur: Gerçekten çözüm mü istiyor, yoksa çözüm söylemi üzerinden statükonun devamına mı hizmet ediyor?
Çünkü artık insanların güzel cümlelere değil, somut tavırlara ve siyasi cesarete ihtiyacı vardır.
Yıllardır federasyonu savunduğunu söyleyen bir siyasi liderden beklenen şey, sadece müzakere masalarından söz etmesi değildir. Beklenen; bu ülkenin karşı karşıya olduğu siyasi, ekonomik ve demografik dönüşüme karşı net bir duruş sergilemesidir.
Peki bugün Kuzey Kıbrıs’ta yaşananları Erhürman görmüyor mu?
Gençlerin ülkeden kaçışını görmüyor mu?
Kurumların birer birer etkisizleşmesini görmüyor mu?
Ekonomik bağımlılığın her geçen gün daha da derinleştiğini görmüyor mu?
Halkın kendi geleceği üzerindeki söz hakkının giderek daraldığını görmüyor mu?
Elbette görüyor.
Asıl soru gördüğü halde neden yeterince konuşmadığıdır.
Çünkü gerçek liderlik yalnızca doğru şeyleri bilmek değil, doğru zamanda doğru şeyleri söyleyebilme cesaretini göstermektir.
Bugün Kıbrıs Türk halkının en büyük sorunlarından biri sadece ekonomik kriz değildir. Çok daha büyük bir sorun vardır:
Siyasi iradenin aşınması.
Toplumsal kimliğin zayıflaması.
Gelecek umudunun kaybedilmesi.
Ve bütün bunlar yaşanırken kendisini çözüm yanlısı olarak tanımlayan siyasetçilerin büyük kısmı sessiz kalmayı tercih etmektedir.
İşte bu nedenle insanlar artık sorguluyor.
Federasyon gerçekten hedef mi, yoksa seçim dönemlerinde kullanılan bir slogan mı?
Barış gerçekten amaç mı, yoksa siyasi pazarlamanın bir aracı mı?
Çünkü çözüm isteyen bir lider önce mevcut düzeni sorgular.
Çözüm isteyen bir lider halkın iradesini savunur.
Çözüm isteyen bir lider gerektiğinde bedel ödemeyi göze alır.
Peki Erhürman bugüne kadar hangi konuda bedel ödemeyi göze aldı?
Hangi konuda Ankara’nın politikalarına açık bir itiraz geliştirdi?
Hangi konuda halkın çıkarlarını savunmak adına siyasi risk aldı?
Bu soruların net cevapları yoktur.
İşte tam da bu yüzden toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir hayal kırıklığı oluşmuştur.
Çünkü insanlar değişim beklerken, düzen değişmemiştir.
Sadece aktörler değişmiştir.
Bugün birçok vatandaşın “Ersin Tatar ile Tufan Erhürman arasında gerçekten ne fark var?” sorusunu sorması tesadüf değildir.
Bu soru bir propaganda ürünü değil, yılların biriktirdiği hayal kırıklığının sonucudur.
Elbette iki siyasetçinin söylemleri farklı olabilir.
Ancak halk artık söylemlere değil sonuçlara bakmaktadır.
Sonuç ortadadır.
Kıbrıs sorunu çözümsüzdür.
Uluslararası izolasyon sürmektedir.
Gençler göç etmektedir.
Ekonomi dışa bağımlıdır.
Kurumlar güç kaybetmektedir.
Ve halk her geçen gün kendi ülkesinde daha da yabancılaşmaktadır.
Bütün bunlar yaşanırken çözüm iddiasındaki siyasetçilerin sessizliği sorgulanmayı hak etmektedir.
Çünkü tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir:
Statüko yalnızca onu savunanlarla değil, ona karşı çıkması gerekirken sessiz kalanlarla da ayakta kalır.
Bugün Kıbrıs Türk halkının önündeki temel mesele budur.
Gerçekten çözüm isteyen liderlere mi sahibiz?
Yoksa çözüm söylemini kullanırken mevcut düzenin sürmesine göz yuman yeni statükocularla mı karşı karşıyayız?
Bu sorunun cevabı yalnızca Erhürman için değil, kendisini değişimin temsilcisi olarak sunan tüm siyasetçiler için geçerlidir.
Çünkü halk artık masal dinlemek istemiyor.
Halk artık cesaret görmek istiyor.
Halk artık netlik görmek istiyor.
Ve en önemlisi, halk artık kendi geleceği hakkında gerçekten mücadele eden liderler görmek istiyor.
Aksi halde her seçimden sonra değişen yalnızca isimler olacak, düzen ise kaldığı yerden devam edecektir.



















