Demirtaş “Elde Var Kuru Gürültü” mü Demeye Getiriyor?

“Dost acı söyler…”
Türkiye’nin en önde gelen siyasi mahpuslarından Selahattin Demirtaş’ın “süreç” denilen meseleyle ilgili olarak uzunca süren sessizliği, ne diyeceği merak konusuydu.
Yazının başına aldığım üç kelime, galiba meramını çok net anlatıyor.
4 Kasım 2016’dan bu yana hapiste Demirtaş. Kendisi gibi bir hukuk katliamı mağduru olan, Diyarbakır’ın seçilmiş belediye başkanı Selçuk Mızraklı ile paylaştığı 12 metrekarelik hücresinde dokuzuncu yılını dolduracak birkaç güne. Ne düşündüğü elbette her zaman merak konusu.
Kürt hareketinin şeffaflık iddiasındaki kesimleri hiç sözünü etmiyor ama biliyorlar ki bazı güvenilir kamuoyu araştırmaları, özellikle genç kuşak Kürtlerin, Öcalan’ı değil onu “lider” olarak gördüğünü göstermekte.
Hangi yönden bakarsak bakalım, sağduyu sahiplerine ikna edici gelmeyen, benim “süreç süreci” (!) diye adlandırdığım garabet hakkında mümkün olduğunca sessiz kalmaya, dışardan izlemeye çalıştım.
Bunun sebebi açık: MHP lideri Bahçeli’nin “umut hakkı”nı bir nevi havuç/sopa olarak kullanarak başlattığı “İmralı Girişimi” öncelikle onun kollektif öznesi olan Kürtler tarafından tartışılmalıydı.
Madem “demokrasi” o kesim için olmazsa olmaz bir olgu (çünkü sarfedilen hemen her cümlede bu kelimenin enflasyonu var), bakalım özgürce, sansürlemeden, korkmadan fikirlerini kendi aralarında dile getirebilecekler miydi?
Bu konuda umut verici işaretler göremiyorum, beklediğim gibi kısa bir süre içinde kayıtsız şartsız “kurucu önder” sadığı bir kesim, bolca hakaret içeren sert bir dille, farklı düşünce ve şüphe dile getirenleri susturma kampanyası ilan etmiş durumda.
Vesayet de bariz, sansürleme iştahı da. Üzücü.
Ama her hal-u karda meselenin Kürtler arasında tartışılmasının önceliği, biz Kürt olmayanlara arka planda bir gözlemci rolü biçmekte.
“Çatışma Çözümü” nedir bilenlerin sonsuza kadar suskun kalması da beklenmemeli.
Umut işareti göremiyorum derken, Demirtaş’ın son yazısını istisna olarak ayrı bir yere koymak gerekiyor. Bu da “dışardan” kısa bir değerlendirmeyi meşru kılıyor.
“Süreç sadece ‘güvenlik’ başlığından ve ‘güvenlik’ başlığı da sadece silahtan mı oluşuyor?” diye doğru bir soru soruyor Demirtaş.
Ve daha yazının başında, en son söyleyeceğini ta başında söylüyor:
“Yasa Mecliste değil, toplumda, halkta, millette yapılır; Meclis ise o yasayı norma dönüştürür. Sürecin kilit kavramı ‘silah’ değil ‘kardeşlik’tir. Silah, kardeşlik hukukunu örselediği, kanattığı için tabii ki öncelikle silah aradan çıkmalıydı. Bununla eş zamanlı olarak da kardeşlik hukuku ve duygusu onarılmalıydı. İşte buna ilişkin etkili, sonuç alıcı tek bir adım bile atılmadı”
“Tamamı Türk ve Kürt analarının evladı olan 50 bin kardeşimiz Türkiye’nin her mezarlığında toprağın altına girdi, bazılarının mezarı bile yok”
Bir anlamda, son bir senenin boşa geçtiğini nezaketle ima ediyor Demirtaş. Bu süre, toplumsal dokuda “güven artırıcı adımlar” ile değerlendirilebilir, mesafe alınabilirdi, diyor. Buradan ilerleyerek, güveni yeşertici bazı (atılmayan) adımları sıralıyor.
Ve sözü “top çevirip durdular” imasıyla Meclis’in ad-hoc komisyonuna getiriyor:
“Bu çalışmalar yapılmış olsaydı Meclis Komisyonunun İmralı’ya gitmesi konusu da bir krize dönüşmezdi. Bunlar yapılmadı ama bol bol dinleme yapıldı. Orada burada gereksiz yere sloganlar atıldı, televizyonlarda konuşanlar ağızlarının ayarını tutturamadılar; hakaretler, tehditler, şantajlar, ekranlardan halkın üstüne boca edildi”
“Muhalefete yönelik, özellikle CHP’yi hedefe koyan ‘mutlak butlan, iptal, tutuklama, kayyım, casusluk, rüşvet’ operasyonlarıyla ayrışma iyice derinleştirildi. 30 yıllık hapis cezalarını bitirmiş siyasi mahpuslar, hasta mahpuslar bile cezaevinden çıkamadılar. Kayyım atanmış tek bir belediye bile halka iade edilmedi. Kürt-Türk kardeşliği pekiştirilmeden, üstüne Türk-Türk ayrışması eklendi”
“Türk-Türk ayrışması” dediği, gayrı şeffaf “süreç süreci”nin CHP ve diğer sol veya milliyetçi kesimlerde yarattığı kafa karışıklığı ve anakronik söylemin yeniden tezahürü.
“Dost acı söyler” diye noktalıyor.
“Ben barışın ve kardeşliğin dostu olarak bunları 12 metrekarelik hücremden görüyor ve üzülüyorum”
Hapislik halinin dokuzuncu yılında, aile hayatından yoksun bırakılmış, ömründen yıllar çalınmış bir parlak zihnin bu çıkışı, eğer asıl adresi olan kesimler tarafından “doğru okuma” tercih edilirse, bir nevi “uyandırma servisi” olabilir mi?
Açık ki, Demirtaş, süreç denilen garabeti tozpembe göstermeye çalışan Kürt siyasilere ve “çatışma çözümü”nün küresel hafızasından bihaber kimi safdil Türk yorumculara hayli gri bir tablo sunmakta. Metnin yutkunarak yazıldığı da gayet aşikâr, çünkü moralleri bozmak istemiyor.
Fikirlerini serdetmeye doğru bir soruyla başlamıştı Demirtaş. Buradan hareketle, yazısının ilham verdiği, Kürt siyasilerinin yüzleşmesi gereken bazı ek soruları da burada sıralayabiliriz:
• “Süreç” denilen “İmralı Girişimi”, kalıcı bir “barış”ı mı amaçlamakta, yoksa mevcut iktidarın “bekasını” sağlamak için vakit kazandıran bir “araç” mı?
• Komisyonun bir yıla yakın süren faaliyeti, “müsamere” nitelikli konuşmalar dışında “yeni” olan ne getirdi? Yoksa, 2015 yazındaki gibi bir “oyalama komisyonu” işlevi mi söz konusu?
• ETA, IRA, FARC gibi örnekler konusunda Türkiye’de yeterince bilgi-belge söz konusu iken, komisyon üyelerinin “inceleme” adı altında bir Britanya kuruluşunun Dublin davetini kabul etmesi, gezip tozma dışında yeni olarak neyi sağlayacak?
• “Süreç süreci”nin gerçek niteliğini anlamak için CHP eksenli muhalefete baskının daha da artması, DEM’in dahi sert tepkilerine yol açan baskıcı içerikli “Yargı Paketi”nin yürürlüğe girmesi mi bekleniyor?
• Şeffaflık iddiasındaki Kürt hareketi, Saray’ın talimatıyla kapalı kapılar ardında bir süredir devam eden “AKP Anayasası” çalışmalarıyla ilgili olarak kamuoyunu ne zaman bilgilendirmeyi, düşüncelerini paylaşmayı düşünüyor?
• “Çatışma Çözümü”, çok zorlu bir faaliyet olarak ciddiyeti, net hedefleri ve ilgili tüm taraflar için “onurlu çıkışı” öngörür. “İmralı Girişimi” bu tanıma herhangi bir yönden benzemekte midir, yoksa söz konusu olan şey siyasi iradenin “sıfır toplamlı oyun” niteliğindeki geleneksel maksimalizmi ve muhalefeti ezerek/okşayarak parçalama niyeti midir?
Bu sorulara ilişkin cevapların gündeme gelip gelmeyeceği, Demirtaş’ın yazısına dair Kürt kesiminde takınılacak tavırla ortaya çıkacak.
O bu şartlarda bu kadarını ifade edebiliyor, ama durumun bir anomali olduğunu bilmediğine dair hiçbir işaret de yok.



















