Köşe Yazarlarımız

Kazık yemenin dayanılmaz hafifliği…



Severim büyük ustaların yazdığı şaheserleri, onlara ve esere asla saygısızlık etmeden ama biraz eğip bükerek, biraz eklemeler yaparak, günümüze, yurdum ortamına uyarlamayı.

Günümüzde ve bu topraklarda olunsaydı merakıdır beni bunu yapmaya iten.

Büyük şair Orhan Veli günümüzde bu coğrafyaya uğrasaydı mesela, o meşhur dizeler şu şekilde dökülür müydü kağıda;

Her şey birdenbire oldu.
Birdenbire patladı fiyatlar marketlerde;
Sterlin birdenbire vurdu;
Euro birdenbire.
Pahalılık birdenbire oldu;
Birdenbire vurmaya başladı zamlar;
Bolibif birdenbire uçtu, soğan birdenbire.
Kazık birdenbire oldu.

Birdenbire,
Birdenbire;
Her şey birdenbire oldu.
Tatar birdenbire, Üstel birdenbire;
Toroslar, günaydınlar, gezmeler, hoppalar…
Kazık birdenbire oldu,
Bunalım birdenbire.

Ya da Fecri Ebcioğlu, sonradan defalarca seslendirilen, Salvatore Adamo’nun muhteşem bestesine şu sözleri mi yazardı acaba;

Her yerde zam var
Cebim delik bu sene
Her yerde zam var
Cüzdan senin bu sene

***

Konumuz; rüzgar gibi diyemeyeceğim, ağır makineli tüfek ateşi gibi yağan, kontrolsüz zamlar ve esasen kazık atma, illa ki müptelası haline geldiğimiz kazık yeme.

***

“Yoktur yapaaacak, ellerin yanacaaaak” diye bağırırdı, Lefkoşa’nın masum zamanlarında, seyyar arabasında, o şimdi tadı sadece hayallerimizde kalan çöreğini satarken Ömer Diker.

Eski Lefkoşa da o eski tatlar da hayallerde kaldı.

Ne o çörek ne de tadı bulunur oldu ama yoktur yapacak bölümü her daim takılır kafama.

Neden takılır peki?
Bu aralar çok sık ve hoyratça yapılan zamları görünce takılır maalesef.

Konu zam olunca kesinlikle vardır yapacak çünkü de ondan takılır.

Kendi adıma konuşayım; ama bunu sizlerin de yaşadığını da biliyorum, bir ürünü iki kere aynı fiyattan bulmak bile şaşırtıyor beni bu aralar.

Halbuki zamma şaşırmamız, tepki koymamız gerekir; demek ki istenilen kıvama gelmişiz.

Ama durun!
Gereksiz panik yaratmak da istemem, “işinin ehli” politikacılar görev başında şu an ve kesinlikle güvendeyiz, durum tamamen kontrol altında.

Örneğin; şimdilerde turizm acentalığına soyunmuş, “ucuzlatıcı” namıyla maruf, kelimenin gerçek anlamıyla bir ‘Bakanımız’ var.
İcraat mafiş, sadece bakmakta.
Ne zaman bir şeyi ucuzlatacağını söylese bu ‘Bakan’, zamlar kallavi gelir.

Büyük Usta Öztürk Serengil’in dediği gibi; “Haşırt the blackboard at the seaside – deniz kenarında bize uzun atladılar evladım”

Ucuzlatacağım dediği ürüne gelen zamlar o derece yani.

Ya da en jön bakışıyla her uzatılan mikrofona, genellikle benim işkembeden atma diye tabir ettiğim tarzda demeç verme fırsatını asla kaçırmayan, kırlaşan saçlarıyla gayet olgun bir Bakanımız var.

O da joker Bakanlardan, her işten anlayanlardandır maşallah;
“Tüp gaz Şubat’ta ucuzlayacak” dediydi, gene bir zammın ardından, Mart ortasına gelmeden iki defa daha zam geldi gaza.
Nisana Kısmet artık.

Gene Öztürk Serengilin deyişiyle; “Kazık bunun yanında kürdan kalır, bildiğin Roma Mızrağı”

İşte bu iki olayda anlattığım derecede koruma altında hissediyoruz kendimizi, işkembeden atatör siyasetçilerimizin muazzam icraatları sayesinde.

Rahmetlik Ahmet Becerikli soyadını sanatından almıştı, Zeki Müren kıvamında ve ustalığında şarkı söylerdi rahmetli, tambur çalardı, gerçekten becerikliydi yani. Mezdekili, elleri yakan çöreklerin satıldığı o güzel zamanlarda.

Şimdiki beceriksizler ise ortada.
Becerikli etrafındaki güzel insanlarla birlikte gitti, bize de kala kala bu beceriksizler kaldı.

***

Konu zam ve kazık olunca benim için esas gösterge, mahallemizdeki marketin avaracı müdavimi Hasan Amca’dır. Sizin gittiğiniz marketlerin de bir Hasan Amcası olduğuna eminim.

Emekli olduğu için market onun için sosyalleşme yeridir, kasiyerlere, manav görevlilerine takılır, sohbet eder, raftaki bütün gazeteleri okur, kasa sırasındaki herkesle sohbet eder Hasan Amca.

Haçana bir Emine genablaynan oturacak evde, napsın adam?

İşte Hasan Amcaların tepkilerinden, hem yediğimiz kazığın boyutunu, hem de memleketin gündemini çok iyi takip edebiliriz.

“Bamma ne vakıt geçirttiniz be ete gene yahu” dedi dün mesela kasap reyonundaki görevliye, 340 TL et fiyatını görünce.

Geçen hafta da sadece 54.90 TL olan hıyar fiyatına bakarak; “P…evenk Popaz, bitiremedin başladığın işi da bunnarın eline bıraktın bizi, hortlayasın gittiği yerde” dediydi.

Kimi kastetti, ne anlattı hiç da anlamadım ama neyse.

Piyasayı korur ve kollar ve kazıkçı tüccarı teşhir eder, iyileri kollar Hasan Amca.

Muhtemelen tanımadığını tahmin ettiğim birine, ekmek reyonunda “Alma onu sakın, gazzıkcıdır bunnar, 1 ayda 3 dafa zam yaptılar, bunu al, hem daha lezzetlidir” dediğini duymuşluğum, görmüşlüğüm bile var.

Günlük olaylara da tepki verir Amcam.
Birkaç defa işittim bu aralar; “Benim maaşımdan kesinti yapacak adam daha bip bip bip biiiiip” dedi.
Özür dileyerek yazamıyorum biplerin detayını, ikinci haftadan köşeden kovulamam vallahi.
İşte Hasan amcamız böyleyken böyle.

***
Milan Kundera, baş yapıtı olan “Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” eserinde Sovyetlerin baskısı altında yaşamın nasıl bir hal aldığını anlatır.
Filmi de en az roman kadar güzeldir.

İşte benim her bir şeyleri kafaya takan ve onu, ustaya saygıyı baki tutarak biraz eğip bükerek gündeme uyarlayan beynim, bugünlerde sürekli olarak yaz diye fısıldamakta bana.

Ben de Sovyetlerin değil ama bir kısmı doyumsuz tüccarın, kazıkçı marketçinin, esas önemli kısmı iş bilmez beceriksiz siyasetçinin eseri olan zamların ve kazığın baskısını, “Kazık Yemenin Dayanılmaz Hafifliğini” yazmaya çalıştım.

Bu süreçte somut tek dayanağım, referans noktam, aslında bir modern zaman felsefecisi olan Hasan Amca’nın tepkileri.

Sürç-i lisan ettiysem affola.











Başa dön tuşu